Ara
27
2009
Hastayım, Yastayım

Sakın bu karikatüre aldanıp da “hastalık hastası” olduğumu sanmayın. Tamam, biraz olabilirim ama ard arda geçirdiğim hastalıklardan sonra bu kadar da olsun di mi? Yaklaşık 1,5 ay önce çok ağır bir bronşit geçirdim efendim. Ateşim 39′lara çıkar ve inmez, öksürük aksırık tıksırık bütün “ık”lar mevcut, vücudum yorgun ve bitkin.. İşin garip kısmı, ilk defa okulda hissettiğim bu hastalık belirtilerini eve geldiğimde daha şiddetli bir şekilde yaşıyorken televizyonu açtığımda aynı belirtilerin “domuz gribi” için söylendiğini duyup panik olmam. “Domuz gribi öldürüyor“, “domuz gribine dikkat” cümleleri adeta beynimin içinde yankılandı. Bir yandan finallerime çalışmam, bir yandan derslerimden geri kalmamam gerekiyordu. Çok çok yorucu bi programmış bu MBA yahu.. Canımı çıkardı valla. Bütün okul hayatım boyunca bir kere bile telafi sınavına girmeyen ben, master yaparken bu sınavlara girdim. Son senede kısmetmiş :) Şurda ne yazıldıysa o azizim, iki adım ötesine gidemezsin.

Bu hastalık bitti, tam 2. güz dönemine başladım, dersler de başladı, bu sefer bağırsak enfeksiyonu çıktı. Haydaaaa!!! Doktorun kapısından ayrılmaz olduk adeta. 1,5 ay içinde 6 kutu antibiyotik bitirmek zorunda kaldım çeşitli hastalıklardan dolayı. Vücudum dengesizleşti, ben de tabi. Artık durup durup ağlıyordum, bir yandan ödevler projeler, bir yandan bu hastalıklar.. En sonunda aniden aklıma bir fikir geldi. Bu dönemi dondurmak ve bu 1,5 aylık dersleri seneye almak! MBA koordinatörümüz Selnur Hanım gayet olumlu karşıladı bu fikri ve öncelikle benim sağlığımın önemli olduğunu söyledi. O kadar sevindim ki bu anlayışına ve o kadar rahatladım ki sonunda rahat rahat dinlenebileceğim bir zamanımın olacağına. Sonuç olarak, 1 ay daha evimdeyim, dinleniyorum. Dinlenmekle kalmıyorum kendimi dinliyorum sürekli. Kötü anlamda.. Artık paranoyak oldum. En ufak bir şikayetim olsa ayy acaba ne oldum yine diyorum. Geçen hafta yine doktora gittik ve son kez birkaç tahlil ve karın bölgesinin ultrasonunu istedi. Bu hafta da onlarla uğraşacağız. Sevgili doktorumuz Serhat bana çok güzel bir cümle söyledi, hala aklımda. Vücudumuz, bazen onun kıymetini bilelim diye ufak hatırlatmalarda bulunuyor bize, demişti. Çok doğru. Bu hastalıktan sonra gerçekten kafama onu bunu takmayacağıma dair söz verdim. O kadar boş şeylere üzülüyormuşum ki anlatamam. 1 aydan beri sürekli hafif bir ateşim vardı ve beni çok rahatsız ediyordu. Her sabah bu ateşin geçmesi için dua ediyordum. Sonra enfeksiyon olayı.. Bu sefer her sabah “Allah’ım, lütfen bugün geçmiş olsun” diye uyanmaya başladım. Ne kadar uzun süredir bu haldeyim tahmin edemezsiniz. Artık sabahları yataktan kalkmaya korkar oldum. Ama düzeliyorum yavaş yavaş sanki.. “Sanki” diyorum, çünkü hala tam anlamıyla bitmiş değil şikayetlerim.

Bu hastalıktan öğrendiğim diğer ders, size bir hastalık tanısı konulduğunda sakın onu Google’dan aratmayın. Çünkü “anneee ben ölecek miyim?!” gibi sorular sormaya başlayabilirsiniz. Vücudun bütün organları birbiriyle o kadar bağlantılı ki neredeki sorun nereyi etkilemiştir bilemiyorsunuz. Bunun için de oradan oraya oradan oraya atlıyor, hastalıkla ilgili bütün sayfaları gezdikten sonra geriye kalan son günlerinizde ne yapacağınızı düşünmeye başlıyorsunuz :Ç Lâkin geçen hafta doktora gittiğimde bana dolaylı yoldan “paranoyak” dedi. Ama ben inanmıyorum bir şeyleri paranoya yaptığıma. Hala dengemi tam olarak bulmuş değilim ama bulacağıma inanmaya başladım. Yeter ki çaresiz hastalık olmasın..

Diğer derse gelince, sağlığınız yerinde olduğu sürece hiçbir şeyden şikayet etmeyin. O varken varlığını hissetmiyorsunuz ama bir kere gittikten sonra yokluğunu deli gibi hissediyorsunuz. Annemin ve anneannemin hayatımda hiçbir zaman unutamayacağım ilgisi, Ali’nin anlayışı olmasa depresyonun alâsını yaşardım herhalde. Yine yaşadım gerçi. Hayatımda böyle bir ruh haline girdiğimi hatırlamıyorum. Düşmanımın bile başına gelmesini istemiyorum. Bu arada beni arayan soran ve yardım eden bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. İnsan bugünlerde daha iyi anlıyor hayatındaki insanların değerini.

Son sözüme gelince, son zamanlarda kendim olmaktan çıkan ve bambaşka bir kimliğe bürünen ben, yavaş yavaş kendimi toparlamaya, kafamı dağıtmaya ve kendime zaman ayırmaya başlıyorum. Artık eğlenceden nasibini almayan, sıkıcı, rutin bir Tığç olmak yolunda ilerlerken kendime tam zamanında “dur” diyorum! Ve duruyorum. :|

Tem
02
2009
Sinema Film Seyretmek İçindir!

Bitmek bilmeyen koşuşturmacalar, devamlı bir meşguliyet hâli, zaman kavramını yitirmek; ama yine de eğlenmek ve kısacık anlara çok şey sığdırmak.. İşte üniversitedeki son dönemimin kısaca -hatta çok kısaca- özeti.. Mezun biriyim artık. Yurt hayatım sona erdi :( Çok güzel bir 4 sene geçirdim. Bununla ilgili yazacağım çok şey var ama ben sonraya saklıyorum; çünkü ekranın karşısında tekrar duygulanıp sular sellerle uğraşmak zorunda kalmak istemiyorum.

Benim için yaz tatiline girmek her ne kadar gezmek, tozmak, eğlenmek anlamına gelse de öldürücü sıcaklarda evde oturup film seyretmek ve kitap okumak da ayrı bir zevk. Bilenler bilir, film hastasıyımdır. Hele yazın, özellikle geceleri korku, gerilim filmleri seyretmeye bayılırım. Onların rüyama girip beni maceradan maceraya sürüklemesine ayrıca bayılırım -evet, mazoşistim-. Ali’yle geçen haftalardaki bir buluşmamızda sinemaya gitme kararı aldık ve Sandra Bullock‘un “Proposal (Teklif)” filminden çıktıktan sonra ne kadar doğru karar veriyoruz diye kendimizi sevdik. İnsanın kendi kendini sevmesi kadar enteresan bir durum yok; ama değineceğim konu başka şu anda.. Tipik Sandra Bullock filmlerinden çıkıldığı zaman insanın yüzüne yayılan şapşal bir gülümsemeyle mutlu bir şekilde sinemanın çıkışına doğru ilerlerken ilginç bir bilet alma olayına şahit olduk! Şimdi bir çiftimizin o müthiş(!) bilet alma sahnesi geliyor ekranlara:

Erkek (yanında kız arkadaşı sağa sola bakarken): Bu “Teklif” filmi büyük salonda mı oynuyor?
Gişe Memuru: Evet.
Erkek: Bize en arkadan iki tane.

Hııı?!? kal: :hıı: Ali’yle birbirimize bakıp yolumuza devam etmemizi görecektiniz :Ç Bir niyet bu kadar mı belli edilir? İkimiz de adamın “mümkünse en arkaya başka bilet satmayın, sadece biz olalım” demesini bekledik ama neyse ki onu demedi. Aklıma direk “Contemporary Cinema” dersimize gelen hocamız Süha Çalkıvik’in cümleleri geldi:

“Arkadaşlar, sinemada sevişmeyin. Lütfen!! Rica ediyorum, sinemada sevişmeyin. Sinemaya film seyretmek için gidin. Baktınız ki gerçekten zor durumdasınız, çaresizsiniz ve gidecek bir yeriniz yok gelin benden anahtar isteyin valla evimin anahtarını veririm. Ama sinemalarda böyle şeyler yapmayın!”

:Ç Hocamı bir kere daha saygıyla anıyorum.. Ve ölesiye katılıyorum..

Nis
23
2009
Mezuniyete Doğru..

Biliyorum, uzuuuun bir ara verdim. Ama adı üstünde: “ara“. Mutlaka geri dönüşü olacaktı. Canım sitemi terk edebilir miyim ben? Gerçi bu yazı yazma süreci biraz daha uzayacaktı. Eğer Cem‘in, Ergun Dayımın, annemin ve Bilal‘in uyarıları olmasaydı :)

Bu dönem son dönemim. 4. sınıf bitiyor, inanamıyorum. Daha yeni başlamıştım halbuki. Mini mini 1′lerdim daha.. Şimdilerde ise mezuniyetten konuşur oldum. Son dönemim normalden biraz daha hareketli geçiyor. Sadece 3 ders alıyorum halbuki. Halk arasında bunu söylediğim zaman suratıma dövecek gibi bakıyorlar. Ben de söylemeyi bıraktım.. Yoksa bırakmadım mı? ^o) Aklımda bir sürü şey var.. Dönüp duruyorlar.. Şimdi birkaçını buraya aktarınca beynime siz de acıyacaksınız:

- 3 ders almama rağmen 6 ders alıyor gibiyim. Hele bir tanesi var ki.. Proje, makale analizi, sunum derken ohooo.. İsmi Turkish Economy. Proje taslakları için son teslim tarihi 4 Mayıs’tı. Ama biz geçen hafta hocadan 1 hafta daha müddet istedik, o da kabul etti. Fakat şöyle bir durum var ki, hoca teslim tarihini erteledikçe ben de taslağı hazırlamayı erteliyorum. Böylesine bir kısırdöngü içerisindeyim :ühüh:

- Alt komşularımız sürekli pastırma yapıyor. Bu ne biçim mide anlamadım ki ben bunu :hıı: Apartmana her girişimde, kapılarının önlerinden her geçişimde artık refleks olarak burnumu tıkıyorum!

- Bugün otobüste yurdum insanının müthiş(!) zekasına bir kez daha tanık oldum. Otobüs camındaki “Lütfen sigara içmeyiniz” yazısındaki “mey” kısmını silerek “Lütfen sigara iç   iniz” mesajı veren zihniyeti tebrik mi edeyim yoksa aynı zihniyete teessüf mü edeyim şaşırdım kaldım..

- Bu aralar Scrabble’a acayip sardım. Oynamaya doyamıyorum resmen.. Ali Scrabble’ı sevmeseydi napardım onu da bilemiyorum.. Neyse ki alıştırdım, artık paso Scrabble oynuyoruz :)

- Son dönemimde kütüphanemizi öyle bir yenilediler ki gırtlağıma oturdu kaldı acısı.. Ne aşağı iniyor, ne de yukarı çıkıyor.. Öyle bir manzarası var ki deniz, dağlar, yeşillik off off.. Fena yani.. Ders çalışmasanız bile alın kahvenizi manzarayı seyredip dedikodu yapın :Ä Ama biz çalışkan öğrenciler olaraktan neredeyse her akşam kütüphaneye gidiyoruz. Son dönemimde doyayım şu kütüphaneye diyorum ama doyacağım gibi görünmüyor; gözüm arkada gideceğim resmen. Masalar, sandalyeler, raflar, bilgisayarlar öyle bir düzenlenmiş öyle bir çalışma ortamı yaratılmış ki bizlere birbirimize bakıp bakıp çalışmak kalıyor. Farkında olmadan birbirimize gaz veriyoruz; lâkin dersle alakası olmayan tipler bile kütüphanede kitap kurdu olup çıkıyor. Buradan da görüntünün ve/veya uygun bir ortamın motivasyon üzerindeki etkilerini anlamak mümkün :)

- Odamı anlamakta zorluk çekiyorum. Ben topluyorum.. Peki, tamam, yakalandım.. Toplar gibi oluyorum. Ama sonra her şey yerli yerine oturuyor yine. Yerli yeri dediğim eski dağınık hali. Umutsuzum, çaresizim :ühüh:

- Bugün Cem’le İstinya Park’ta gezerken 23 Nisan Çocuk Bayramı‘nı uzun zamandan beri ilk defa bu kadar yakın yaşadığımı fark ettim. Aslında herhangi bir şey fark edecek durumda da değildim. Her yer bıcır kaynıyordu. Bıcır bıcır da konuşuyorlardı. Biri balonun üstüne oturmaya çalışıyor, diğeri de balonu inceliyordu. Keşke bizim de tek derdimiz balon olsa..

Bu son madde iyi oldu. Buradan bütün çocuklarımızın 23 Nisan Çocuk Bayramı’nı kutluyorum. Çocuk olmayanlar! Üzülmeyin! Sizin de içinizdeki çocuğun bayramı kutlu olsun! -en azından ben kendimi böyle avutuyorum-.Yazımın başlarında beynime acıyacaksınız dedim. Haklıymışım değil mi? :M

Dipnot: Sevgili Cem, “bugün son günün. 12′ye kadar yazı yazmazsan siteni kapatacağım” uyarısı -yoksa tehditi mi desem- sanırım işe yaradı ama sakın bir daha kullanayım deme.

Mar
07
2009
Büyük Olmaktan Sıkıldım…

Hayal ediyorum.. Çocukluğuma geri dönüyorum bir süreliğine.. 4-5 yaşlarıma..

uykuSabah Susam Sokağı ile başlıyorum güne. Annemin kahvaltı edişini ve anneannemle sohbet edişini seyrediyorum. Sonra annem işe gidiyor beni iki yanağımdan öpüp sıkı sıkı sarılarak. Bir sürü tembihte bulunuyor anneannemi üzmemem, uslu durmam konusunda. Ben de onu öpüyorum ve söz veriyorum, hiç yaramazlık yapmayacağım. Sonra çocukluğuma şu an bulunduğum taraftan bakıyorum, ne kadar da kolaymış o zaman verilen sözleri tutmak. Ne kadar tutulabilir sözlermiş o yaşlarda verilen sözler. Sonra yine dönüyorum o yaşlara..

Anneannem kahvaltımı hazırlamaya başlıyor ve sofraya çağırıyor beni. Yatakta yemek yenmez çünkü :) Yumurtayı karıştırıp karıştırıp ağzıma tıkıyor. Ağzıma tıkıyor diyorum, çünkü o kadar zor yemek yiyorum ki.. Bazen evin içinde koşturuyorum, anneannem elinde kaşık ve tabak arkamdan koşturuyor. Bazı öğle yemeği saatlerinde ben bir koltuğun tepesinden diğerine atlıyorum, anneannem yine elinde kaşık ve tabak beni takip etmeye çalışıyor. Bunların işe yaramadığı zamanlarda ise saklambaç oynuyoruz. Ben gözlerimi yumuyorum, anneannem saklanıyor. Gözlerimi açtığımda büyük bir hayalkırıklığına uğruyorum çünkü anneannem saklanmamış, sadece koltuğun üzerine oturup üstüne bir örtü örtmüş :Ç Belli ki hemen onu bulmamı istiyor, böylece daha çabuk yedirebilecek bana. Ben ise bunu o zamanlarda algılayamıyorum, zannediyorum ki saklanacak yer bulamadı ve bunun iyi bir yöntem olduğunu düşünüyor. Hemen bulmuyorum onu.. İçeriye gidiyorum arıyorum her yeri. Çünkü onu hemen bulursam üzülür iyi bir yere saklanamadım diye. O yaşlarda bu kadar incelik.. Korkuyorum :ühüh: Ahh anneannecim ahh ne kadar da uğraşmışsın benimle. Düşündüm de bizden iyi karikatürler çıkarmış..

Kahvaltımı ettikten sonra dayım uyanıyor.. Geliyor yanıma, şakalaşıyoruz. “Ömrüm” diye seviyor beni.. O zamanlar bilmiyorum ben 22 yaşına bile gelsem beni bu şekilde seveceğini :) Dayımın aldığı bebeklerle oynuyorum. Sonra üst komşumuz geliyor. Bana oyuncak tencere tava takımı almış. Havalara uçuyorum! Sonra uyku zamanım geliyor ve ben iki tane tek koltuğu birleştirip arasına yatıyorum. Küçücük yere sığıyorum. O kadar rahat bir uyku ki o, kafam o kadar rahat o kadar kaygısız ki.. Hemen dalıyorum uykuya. Hiçbir kötü şey görmemişim ki o zamanlar, öyle güzel rüyalar görüyorum ki..

Uyanıyorum ve sokaktan arkadaşlarım çağırıyor beni. Yemek yiyip iniyorum aşağıya. Top oynuyoruz, seksek oynuyoruz, taş kırıyoruz, birbirimizin kafasını kırıyoruz.. Beyaz olarak çıktığım eve siyah olarak dönüyorum annemin gelmesiyle birlikte. Hep birlikte yemek yiyoruz..

Sonra annem ve anneannem bana küçük bir oyun yapıyorlar. Annem gelip bana gizli bir şey söylüyor ve anneanneme söylememem için uyarıyor. Bunun adı “sır“dır, diyor. Sonra annem uyumaya gidiyor -daha doğrusu gidiyormuş gibi yapıyor, şimdi anlıyorum :)- anneannem yanıma gelip o konuyla ilgili bir şey soruyor. Ben hiçbir şey söylemiyorum.. Annemin bana o konuyla ilgili bir şey söylediğini bile belli etmiyorum. İkisi de mutlu tabi bu numaranın sonunda. Çünkü kızları sır tutmasını biliyor :)

Düşünüyorum da dönmek istemeyeceğim, acılarla üzüntülerle geçen bir çocukluğum da olabilirdi. Ne kadar şanslıyım ki çocukluğumun her aşamasının tadını çıkardım. Bir de üstüne tadı damağımda kaldı. Dün Sertap Erener‘den “İncelikler Yüzünden” şarkısını dinlerken belki de bu yüzden tuhaf oldum. Gözde’mle bizim şarkımız bu. Üzüldüğümüz, kırıldığımız, mutsuz olduğumuz zamanlarda bu şarkıyı dinleriz birlikte.. İleriki yaşların bana verdiği en büyük hediyelerden biridir bu eşsiz insan :M

Her ne kadar öpücüklerle yatırılıp üstümün minik battaniyelerle örtüldüğü yatağıma geri dönemiyorsam da bunu hayal etmek bile güzeldi. Şimdi sanırım gerçeğe dönme zamanı..

Şub
07
2009
Yurdum İnsanının Google’da Aradıkları Vol.2

Çoktandır yapmayı düşündüğüm bir şeyi yaptım ve insanların Google’a hangi kelimeleri aradıktan sonra çıkan sonuçların yönlendirmesiyle www.tuuce.com’a girdiklerini araştırdım. “İyi ki dünyaya Google olarak gelmemişim” dedirtti karşılaştığım manzara bana.. Sonuçları buraya yazmadan da duramayacağım; çünkü “Yurdum İnsanının Google’da Aradıkları” yazısını çoğu insan çok beğenmişti.. Beğenilmeyecek gibi de değildi hani, insan şaşırıyor yurdum insanının dur durak bilmeyen hayal gücüne.. Buyrun efenim..

çocuk doktoru ne iş yapar [Cevabı içinde saklı olan soru diye ben buna derim!]
aşure ayı ne zaman bitecek?
[Bıktım artık! Bitsin şu aşure ayı!]
aşure ayına girdik mi?
[Çok babacan bir Google'ımız vardı; "evet yavrum, girdik.. Aşure yapmaya başlayabilirsin" diye cevap verir.]
kadınlar karizma erkeği seviyor
[Gayet açık ve net bir tezin var. Neyini araştırıyorsun bunun anlamadım :^) ]
tuzlu aşüre
[Hangi mantık, neden bunu aratır? Bu insan gerçekten de tuzlu aşure yapacak mıdır? Daha ismini yazamazken nasıl kendisini yapacaktır? Bunların cevabını istiyorum!]
“bir baksana, neresi kötü hayatın?”
[Google ya, bi bakıver şurdan neresi kötüymüş. Hadi yavrum!]
2 sene önce öss sınavları
[Ben bu mantığı anlamadım, anlayamayacağım! Yahu Google arama motoru, medyum değil; nereden bilsin bizim hangi yılda olduğumuzu?!?!]
5 bilgisayarla internet kave açılırmı fikir
[Allah sana akıl fikir versin!]
adam dediğin karısına böyle sahip çıkar
[Bence de! Kesinlikle! Yoksa katılmayan mı var? :oklava: ]
allah zihin açıklığı versin
[Google bu dualar sayesinde ayakta duruyor siz ne diyosunuz peehhh!!]
badem gibi kızlar
[Tövbeee]
bana değil de kızımıza bi eline sağlık deyin
[İçine oturmuş yazık. Google bazen dertleşme amacıyla da kullanılabiliyor demek kal: ]
beşi bir aradanın faydaları
[???!!!]
bir erkeğin seni seviyorum demesi ne nasıl anlarız
[Kafası o kadar karışmış ki soruyu bile soramıyor. Bu sorunun cevabını ararsa daha çok karışacak :) ]
bir çocuk günde kaç soru çözmesi gerek
[Böyle cahilce aramalara inanamıyorum resmen! Bu çocuk hangi sınava girecek, hedefi nedir, dersane hocaları ne güne durmaktadır, çocuğun sınava girmesine ne kadar zamanı kalmıştır, çocuğun kapasitesi ve genel durumu nedir???!!! Bu verilerin hepsini Google'a sunsa sağlıklı bir cevap alması belkiii olası...]
bir grup kurucam nası bi grup olsun
[Yavrucummm?!?!]
bir kağıt bir kalem
[İstemez başka bir şey]
biricik jones’un günlüğü
[İşte buna bittim! :Ç ]
dolgun hatun resimleri
[Rejim yapan kızlara kötü haber :Ç ]
e okulumdan notlarıma bakmak istiyorum
[e okulun sayfasına gir o zaman abe!]
ee ne yazıcam google a
[Yazacak bir şey bulman çok güzel! Bravo! Başardın!]
erkek arkadaşımdan ayrılmak istiyorum
[Google, n'olur bizi ayır! O var ya tam bir öküz!!!]
erkekler etli sarışın hatun ister mi
[Google'ın yerinde olmak istemezdim..]
ferhat göçer in saçının telinin şarkısı
[Vaahh vahhh adamın emeklerine yazık şarkısı ne halde bi bilse..]
it çamaşırı
[Ağız yapıları ç'leri söylemeye elverişli olmayan insanlar var, evet. Ama internette de mi?!?!]
köstebeğin faydaları
[ :hıı: p-pp-ppeki..]
love tugce
[Ahh canımm, ben de seni :M :Ä ]
me love my love gibi bişey arapça şarkı
[Hayatımda hiçbir şarkıyı böyle aramadım, ama deneyeceğim kafayı taktım! Eğer işe yarıyorsa bu tür arama yapmadığım yıllarıma yanacağım!]
msn’de mesela slm yazıyor gülen surat çıkıyo ben de öyle istiyorum
[Google'ı annesi filan mı zannetti anlamadım ki.. Nasıl da tarif ediyor ne istediğini. Bir de "çıkıyor" değil, "çıkıyo"! Neyse ki "istiorm" yazmamış, beterin beteri vardır buna şükür..]
psikopat mısın? evet
[Eeee, Google'a ne kaldı?!]
sarayı devriminden sonra avrupadan nüfus
[Sanayi Devrimi'ni yazamadığına ayrı yan, Avrupa'da yazamadığına ayrı..]
saçımı bugün nasıl yapsam?
[Artık yaşam biçimimi değiştiriyorum. Google'a sabah kalktığımda "bugün kahvaltıda ne yesem?", bir yere giderken "ne giysem?", oje sürerken "hangi renk oje sürsem?", final dönemindeyken "önce hangi sınava çalışsam?", kalorifer yanmadığı zaman "üşüyor muyum?" diye soracağım..]
sütten ağzı yanan yazılar [Google'a acıdım şu anda..]
çorap eşya mı [Ve Google istifa eder..]

Google’ı, Serdar Ortaç’ın “Hayaaatt beni neden yoruyosuunn” şarkısını söylerken gören sadece ben miyim?!

Şub
03
2009
Uzuuuuuuuuun Bir Aradan Sonra..

garfieldEvet, artık yeni sloganım bu! Aslında uzun zamandan beri kullanıyorum bu sloganı ama blogumdan uzaklaştığım için muhtemelen bu durumdan sadece kendim haberdarım :)

Ne de güzel söylemiş Garfield arkadaşımız “I’d like mornings better if they started later” diyerekten.. Bence bütün öğrencilerin ortak hayalini bir paydada buluşturmuş. Seviyorum keratayı!

Ben ne alemlerdeyim ona gelirsek.. Bir gazi sayılabilirim aslında.. Lâkin geçen haftaki gibi bir final haftası geçirmemiştim. Her sene “vay be daha fenalarını da mı görecektik” demekten kendimi alamıyorum. Sokağa çıkıp “5 günde 6 sınav, gel vatandaş geeell!!” diye çemkirmemek için kendimi zor tuttum. Kendimi tutmak konusunda ne kadar iyi olduğumu bir kere daha anladım.

Hiç uyumadım denebilir.. Bunun acısını 2 gün önce çıkardım. Akşamüstü 5′te uyuyup ertesi sabah 10′da kalkan bir tip gördüyseniz muhtemelen o benimdir. Görmediyseniz, yine o benimdir. Her türlü uyudum, affetmedim!

Tatil denilen şey güzel şey olmalı.. Ben henüz anlayamadım. Gelecek hafta gireceğim GMAT sınavına hazırlanmam gerekiyor :ühüh: Öyle ilginç bir sınav ki 3 saat boyunca bilgisayarda soru çözüyorsunuz, bazı sorular sizi denemek için sorulan “çöp soru“lar olabiliyor kal: Yani siz dakikalarınızı harcayıp bir soru üzerinde uğraşıyorsunuz, ama o soru çöp soru çıkabiliyor! Yolarım! :oklava: Bununla birlikte, maalesef İstanbul’da MBA için başvuracağım okullar GMAT denilen mereti istiyor :( Gözünü sevdiğimin ALES‘i :M

Bunlardan ziyade, 2009′un benim için çok güzel başladığını belirtmeden edemeyeceğim. Genelde değişiklikleri sevmem. Ama bu seneki değişiklikler hoşuma gitti, umarım güzel başlayan her şeyin devamı gelir :)

Özlemişim seni blog! Hem de çoook özlemişim! Hoşgeldim sonunda :) Final zamanında sürekli yazı yazmam için beni uyaran ve bir sürü moraller veren Serhat’a ve Ergun Dayıma çoook teşekkür ediyorum buradan. 23 Şubat’ta okullar açılıyor ve o zamana kadar yazacak bir sürü konu bulmayı umuyorum.. Umarım ummakla kalmam :)

Ara
17
2008
Birtanem

Bu kelime çocukluğumdan beri kafamı karıştırmıştır. Eğer birisi senin birtanen ise, o tektir; sadece ona demen gerekir. Hayatımızdaki “birtane“yi çok özenli seçmemiz gerekiyor kanımca. Halbuki evimize misafir geldiğinde onların çocuklarına annem “birtanem” derdi. Ama aynı zamanda bana da “birtanem” derdi. Yolda bir tanıdığını gördüğü zaman ona da “birtanem” derdi. O kadar küçük yaşta bunu nasıl düşünürdüm bilmiyorum ama “birtanem“in sadece bir kişiye denilmesi lazımdı! Adı üstünde “bir“tanem.. O yaşlardan belliymiş ayrıntıcı bir kız olacağım. Büyüdükçe okuldaki öğretmenlerimin de değişik öğrencilere “birtanem” dediklerini duyardım ve bana demelerini istemezdim. Bir gün bir öğretmenim bana da dedi.. İçimden “hayır, yalan söylüyorsun ben senin birtanen değilim, senin birden çok birtanen var ama bu olmamalı, bana olmadığım bir şeyi söyleme!” demek istedim çok ama diyemedim tabi :)

Artık çocuk değilim. Ama hâlâ aynı soru işareti var kafamda. Geceleri uyuyamıyorum bu soruyu düşünmekten. Yemek yiyemiyorum. Sokağa bile çıkmak istemiyorum. Oturup bunu düşünmekten hiçbir şey yapmaya fırsatım kalmıyor. Ama cevabı bir türlü bulamıyorum. Biri bana yardımcı olabilir mi? :ühüh:

Ara
13
2008
Bloglardaki Durgunluğa “DUR!” Demenin Zamanı Geldi!

Geldi de geçiyor bile… Hepsi bir anda mı durgunluk dönemine girer anlamıyorum ki.. Ekonomik kriz vurdu diyeceğim, alakasız olacak, olmayacak.. O yüzden demiyorum -ne güzel de demedim-.

tembelZamanım olduğunda oturup blog okumaya karar verdiysem tercihlerimde ön sıralarda yer alan www.sertalpbilal.com‘un sahibi Bilal’in mimlemesi sayesinde aşağıdaki soruları cevaplayarak uzun zamandan beri değinmek istediğim konu hakkında yazacağım:

1- Sizce son dönemde Türk bloglarındaki durgunluk fark edilir düzeyde mi?
2- Cevabınız evet ise, sizce bu durumun nedenleri neler?
3- Bu durgunluğu gidermek ve üretilen içeriğin kalitesini yükseltmek için Türk blog yazarları olarak neler yapmalıyız, nelere dikkat etmeliyiz?
4- Eklemek istedikleriniz.

Gelelim benim cevaplarıma:

1- Konuya girişimden de belli olduğu üzere, geçmiş zamanlara oranla çoğu sitede gözle görülür bir durgunluk var. Kendi adıma konuşursam tembellik demek daha doğru olur.

2- Blog sahibi öğrenciler ise, kesinlikle ders yoğunluğu ve sınavlar çok önemli bir etken. Arkadaşım Cem (iyiinsan, karşılaşır karşılaşmaz benden oklava yiyecek olan insan da diyebiliriz :oklava: ) bana üniversite 1. sınıftayken bu siteyi açtığında yaz dönemiydi ve yapacak hiçbir işim yoktu nerdeyse.. Habire yazıyordum.. Aklıma ne gelse yazıyordum ama sağlam da yazıyordum. Eski yazıları açıp baktığımda, 2006′da yazılmış yazılara göz gezdirdiğimde gerçekten de büyük tat alıyorum. Ama şimdi son sınıf öğrencisiyim ve uğraştığım bir sürü iş var. Bir yandan staj araştırmaları, kabul durumunda staj koşuşturmacaları, sınavlar, okulda asistanlık, master araştırmaları, master için girilecek olan sınavlara çalışma, belgeleri toplama ve daha yazarken bile yorulacağım için yazmamaya karar verdiğim birçok şey. İkinci sebep olarak Bilal‘in de değindiği teşvik meselesi. Gelen yorumlar beni teşvik edici nitelikteyse daha bir yazasım geliyor. Ama bazen böyle bir durum olsa da zamanım olmadığından yazamıyorum, içimde patlıyor :^) Üçüncü olarak diyebilirim ki, tam yazasım geliyor ama aklıma bir konu gelmiyor :ühüh:

3- Hem durgunluğun giderilmesi hem de kalitenin artırılması biraz zor. Bu, bir malın hem fiyatının düşürülmesini hem de kalitesinin artırılmasını istemek gibi bir şey. Ama yine de imkânsız değil tabii ki. Öncelikle daha çok boş zaman gerekiyor. Önem sırasında üstlerde yer alan işlerin bitmiş olması lazım ki bu da çok zor :ühüh: Kendi adıma konuşursam kesinlikle arada bir beni dürtüp “Pişştt, Tığç! Kendine gel! Kalk yazı yaz!” demeniz gerekiyor eyy arkadaşlar! Bu konuda ilk sıralarda yer alan Serhat (NOFEAR), Serkan (TOXIC) ve Gözde’ye çoook teşekkür ediyorum. Ne zaman siteyi boşlasam kendime getiriyor bu arkadaşlar beni. Sağolun, varolun efendim :M Kaliteyi artırmak konusuna gelince.. Kaliteli yazmak için kaliteli düşünmek gerekir. Kaliteli düşünmek de yine zaman gerektiriyor bence. Bütün sorun ZAMAN, ZAMAN, ZAMAN!!! -Napolyon ile ters düşeceğim ama :^)-

4. Eklemek istediğim konuya gelince.. Aklımda 4 tane konu var. Hepsini de yazmayı düşünüyorum. Ama sadece düşünüyorum. Ne yapmalıyım ben çok çaresizim? :ühüh:

Yazıma burada son verirken yine bir muzurluk geldi aklıma.. 1. soruya “hayır” cevabını verseydim n’olacaktı? :Ç :Ä