Bu Şarkılar da Olmasa..

Kategori: Bilinç Akışı, Hayat, Müzik, Saçmalama — 29 October 2006, Sunday @ 01:29

     Şimdi nedir benim zorum da gecenin bi yarısı yazıyorum değil mi? Hepsi Whitney Houston’ın yüzünden!

     Geçenlerde annemin isteği üzerine Whitney Houston’ın şarkılarını bilgisayara yükledim. Ve bugün de ben nasibimi aldım bu şarkılardan. Demin dinledim ve beni taa nerelere götürdü anlatamam. Anlatamam dediğime bakmayın, madem anlatmayacağım neden yazıyorum ki :Ç (Gece yarısı saçmalamalarım beni iyi tanıyanlar bu saatte nasıl saçmaladığımı ve insanları da kendime uydurduğumu bilirler)

     Whitney Houston’ın sesini her zaman çok rahatlatıcı, alıp götürücü bulmuşumdur. ”The Greatest Hits” kasetiyle tanışmam orta 2′nin sonlarına denk gelir. Şimdi en beğendiğim şarkılarını yazasım geldi ama hepsini yazmak olmaz dedim. Biraz önce bu şarkıları dinleyince o senelere geri döndüm ve eski günleri hatırladım. Her şarkının insanda farklı bir anıyı canlandırması, onu geçmişteki olaylara ve kişilere götürmesi ne kadar ilginç. Mesela Whitney Houston’ın bu şarkılarını dinlerken orta 2 bitimindeki yaz Antalya’ya gittiğimiz zamanki günleri ve düşündüğüm kişiyi, LeAnn Rimes’tan Can’t Fight the Moonlight dinlerken orta son sınıfının karışık olaylarını ve entrikalarını, Mor ve Ötesi-Bir Derdim Var dinlerken lise sondaki dertli günlerimi, Linkin Park şarkılarını dinlerken ÖSS zamanında çözdüğüm Geometri sorularını (buradan da tahmin edersiniz ki Geometri çözerken Linkin Park dinlerdim), Sezen Aksu-Geri Dön’ü dinlerken zamanında geri dönmesini istediğim kişiyi (hepimizin vardır böyle geri dönmesini istediğimiz kişi, saklamayın :Ç ), Yalın dinlerken lise son yılının unutulmaz anılarını, Usher-Yeah dinlerken lise sonda yaptığım ev-okul/okul-dersane/dersane-ev üçgeninden oluşan otobüs yolculuklarımı (kusura bakmayın ama bu işkenceyi eğlenceli hâle getiren tek çözüm buydu!), Pink dinlerken lise 2 yazındaki kilo verme amaçlı yürüyüşlerimi, Jennifer Knapp-A Little More dinlerken üniversite 1 yılını, Dido-Life For Rent dinlerken son günlerimin inanılmaz olaylarını, Eric Clapton-Lady in Red dinlerken hayatımın romantik ( (A) ) anlarını, Kylie Minogue-Red Blooded Woman dinlerken hayatımın eğlenceli (<:o) )anlarını, 3 Doors Down-Here Without You dinlerken hayatımın hüzünlü ( :ühüh: ) anlarını ve daha nice şarkıda nicelerini hatırlıyorum. Hepsini sayarsam biliyorum ne hâle geleceğinizi: Şimdiden bile ağzınız yarı açıldı, üff hadi bitirse anladık birşeyler hatırladığını diyorsunuz, karnınızın acıktığını fark ettiniz ve şu yazıyı okumamak için bahaneler üretmeye başladınız. En azından ben böyle yapardım :Ä Onun için burada kesiyorum.

     Biliyorum, daha unuttuğum ve bana hayatımdaki -geçmişten veya şimdiden- birtakım kişileri ve olayları hatırlatacak bir sürü şarkı(cı) var. Ve neden bu saatte böyle duygusallaştım bilmiyorum. Eski günlere dönmek istedim Whitney Houston’ı dinleyince. Ama sonra o günlerden sonra hayatıma giren insanları düşündüm ve vazgeçtim. Hayatın her anında mutlaka ileride özlenecek bir şeyler oluyor. Şu anda hayatımda memnun olmadığım şeyler olsa bile ileride özleyeceğim ve değerini bilmediğim takdirde “keşke değerini bilseydim” diyeceğim bir sürü şey de var. Canımız istediğinde istediğimiz zamanda, istediğimiz kişilerle olma şansımız olsa.. Ama böyle düşününce de gerçekçi olasım geliyor ve aslında böyle bir şey de istemediğimi fark ediyorum. Hayat neyse onu yaşayacağım işte bu kadar basit! Ve kimbilir ileriki yıllarda şu andan sonraki anılarımı, hayatımdaki kişileri hatırlatacak ne şarkılar, ne şarkıcılar olacak. Kimbilir daha ne hatırlanası, özlenesi anılarım olacak. Bu konuyu daha derinleştirirdim de hem uykumun baskısı, hem uyku dolayısıyla saçmalama olasılığı katsayımın fazlalığı, hem ruhumun ve bedenimin yorgunluğu, bir de bütün bunların karnımın acıkmasıyla birleşmesi bir araya gelince yazımın bitmesi gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. Bakın ne zorluklarla yazmışım bu yazıyı da ben bile farkında değilmişim :Ä Ahh Whitney ahh sen nelere kadirsin!

Seviyorum!

Kategori: Hayat, Saçmalama — 26 October 2006, Thursday @ 12:13

Veeee bayram bittiii. Ama ben de bittim. Neden mi?

1. Çok konuşmaktan! Evet hem de o kadar çok konuştum ki akşamları yanaklarımın ağrıdığını hissettim. Nedense bıcır bıcır konuşup durdum bir şekilde. He normalde konuşmuyor muyum? Konuşuyorum ama demek ki bayramlarda misafirlerle filan derken böyle oluyor işte..

2. Kalabalık gelen misafirlere çay ikram ettiğimizde kimin çayını bitirip bitirmediğini takip etmekten! O kadar kişi arasında gözlerini bardaklarda gezdir, kimin çayı bitmiş onu bul, kalk, o bardağı al ve mutfağa gidip doldur geri getir. Sonra onu getirdiğinde diğerininki bitmiş olsun, onu al mutfağa götür geri getir. Sonra sonra derken bu hep böyle devam eder.. Hele anneannemin ısrarcılığı yok mu :Ç Birine soruyorum mesela “bir bardak daha ister misiniz?” diye. İstemediğini söylüyor ama arkadan anneannem “aaa bir bardak daha koy Tuğçe” diyor. O kişi “hayır” dedikçe anneannem “evet” diyor ve benim ayaklar mutfağa doğru bir adım ileri gidiyor, bir adım geri gidiyor. Anneannem “evet” dedikçe ileri, misafir “hayır” dedikçe geri. En sonunda öyle bir hâl aldım ki, bir an öylece durup benim hâlime güldük :Ç

3. Çocuklarla uğraşmaktan!!! Allah’ım bu çocuklar beni küçükken hiç sevmezdi (ben de küçük olduğumdan olsa gerek*-) ). Ama şimdi bayılıyorlar. Özellikle kolyelerime, küpelerime, mavi göz kalemime öyle bir bakışları var ki sanki gözleri yuvalarından çıkacak :Ç Bebekler genelde kolyeme takılıyorlar, üç boyutlu olduğu için. 4-5 yaşlarındaki kız çocukları nedense direk odama dalıyor ve bir sürü ilgi çekici şeyi bulunca ayrılmak istemiyorlar. Hele bir tanesi bilgisayarı gördü ve ben de o sırada hukuk notlarımı temize geçiriyordum. Annesi “abla ders çalışıyor bak” dedi. Kız da bilgisayarın sandalyesine oturup “ben de ders çalışacağım” dedi. Oturdu klavyenin tuşlarına filan basmaya başladı. Benim içim gidiyor “ah yavrucum oraya basma hay Allah” diyesim geliyor ama nerdeee.. Sonra kâğıt kalem istedi; renkli kalemler verdim birşeyler çizdi sonra da “ödevim bitti” dedi. Allah’ım neden biz büyükler ödevimiz olmasın diye dua ederken ve bu tür şeylerden tiksinirken küçük çocuklar ödevi olsun diye can atarlar ki??? Neyse, sonra annesiyle babası kalkarlarken tutturdu mu “benim dersim bitmedi ben duracağım burada siz gidin” diye. Hadiiii bir de bilgisayarın bozulduğuna ikna etmekle uğraş. Neyse eninde sonunda atlattık bunu da :Ç Sonra dün bir tane daha kız çocuğu geldi. O da kalem kâğıtla bir şeyler çizdi. İki gün önce gelen kız çocuğu da. Nedense böyle bir resim çizme merakı var. Bende de vardı gerçi.. Bayramın 2. günü gelen kalabalık misafir topluluğunun kızları da ben nereye gitsem peşimdeydi. Malum mutfağa çay koymaya gidiyordum ikide bir. Kız da sürekli benimle gidip geliyordu. Sadece gidip gelmekle kalsa tamam her çay koyuşumda “napıyooooosssuuuunnn” diye soruyor, ben de sabırla “çay koyuyorum” diyorum, o yine yılmadan “neeedeeeeennn” diye soruyordu. Gerçekten çocukların sorularına cevap vermenin ne kadar zor olduğunu anladım :Ç Orada diyecektim ki “e annen çay istiyor da ondan” diyecektim, şimdi dedim misafirdir dedim, demeyeyim dedim, yapma Tuğçe elini kana bulama dedim :Ç Ve sonuçta bulamadım. Sonra da bana diyor ki “abla sen bizim oraya taşınsana kirası 200 milyon birlikte evcilik oynarız” :Ç Evet, hayatımın teklifiyle karşılaşmış bulunuyorum !!! Değerlendireceğim en kısa zamanda!

Ay en komiği de böyle toplucanak otururken onca kişinin birdenbire konuşacak şeylerinin tükenmesi, “es” gelmesi. Sonra sessizlik herkesi rahatsız eder, ilk konuşan kişi de alakasız bir yerden sohbet başlatır. Canım anneannem bir sessizliği öyle bir konuyla bozdu ki gülmemek için kendimi zor tuttum. Uzuun sessizlikten sonra pat diye “bu teknoloji de ne kadar ilerledi artık cep telefonuyla taaa neredeki kişiyle konuşabiliyorsun” :Ç Sonrasını hatırlamıyorum bende orada kayış koptu :Ç

Bayramları sevdiğime karar verdim. Seviyorum kardeşim seviyorum!

Bize Hergün Bayram

Kategori: Eğlence, Hayat — 24 October 2006, Tuesday @ 13:27

     Bayramdan bir önceki akşam bayram için alınan kıyafete doyasıya bakılır, ertesi gün onu giymek için sabırsızlanılır. Heyecandan zar zor uyunur ve sabah zor edilir. Erkenden kalkılır annenin güzel sesiyle. “Bugün bayraaaamm hadi kalk bakalım daha kahvaltı edeceğiz, giyineceğiz” gibi cümleler kurar annecik. Hemen kalkılır ve güzel bir kahvaltı ettikten sonra giyinilir, süslenip püslenilir ve anneye saç toplattırılır, parfüm sıkılır. Önce anneannenin eli öpülür sonra annenin. Sonra da apartmandaki ve karşı apartmandaki tanıdık ziyareti başlar. Önce apartmandaki Sevim Anneanne-Nami Dede ve Tuncay Teyze’nin bayramı kutlanır. Sevim Anneanne her bayram olduğu gibi kumaş bir mendil içinde şeker veya para verir, Tuncay Teyze o güzel tatlısından ikram eder. Karşı apartmandaki ziyaretler de yapıldıktan sonra eve dönülür; anneanneye gelen giden çok olacaktır ve geleneksel bayram kurufasulyesi ve revanisi buzdolabındaki yerini alır (geleneksel bayram kurufasulyesi mi var :hıı: demeyin bizde öyle :Ä ). Sonra öyle çok kişi gelir gider ki anneanneye, bir oturamazsın. Daha kapıdan içeri girer girmez senin yanağını sıkarlar, makas alırlar. Bazıları o kadar çok sıkarlar ki yanağın kıpkırmızı olur ve sen sinir olursun :@ Bayramın bütün günleri o kadar yoğun geçer ki, küçük bir kız çocuğu olmana rağmen koşuşturur durursun evin içinde. Boş bulduğun anlarda da balkona çıkar sokakta oynayan erkek çocukların bir zımbırtı var şimdi adını bulamadım o zımbırtıyı patlatmasını izler, ondan çıkar sesi dinlersin. Daha doğrusu dinleyemezsin çünkü çok ses çıkar, kulaklarını tıkamak zorunda kalırsın. Her gelen giden sana yaşını sorar, sen artık yaşını söylemekten sıkılırsın. Bazılarının çocukları senin oyuncaklarına göz diker ve ellerinden bırakmazlar; sen oyuncaklarını vermek de istemezsin onlar senindir! Sonunda sen galip gelirsin tabii ki oyuncakların sana kalır ;) Akşamları sadece samimi olduklarımız çay içmeye gelir, gecelere kadar oturur ve muhabbet olur.

     Bunlar ne zaman mıydı? Ben küçük bir çocukken. Önünde kız suratı olan kazaklar, incikli boncuklu pantolonlar, cicili bicili ayakkabılar giydiğim zamanlarda.. Peki ya şimdi?

     Sabah o kadar da erken kalkılmaz. Mesela birinci gün 10 buçuk civarında kalktım. Bayram önceki alışveriş artık yok; çünkü ben bayramlık giyemeyecek kadar büyüdüm. Aslında annem “sana bayramlık alalım” tarzı bişey sorunca ben öyle bir kaldım ki kal: Bu yaşıma gelmişsin azizim ama annenin gözünde bunun hiç bir önemi yok! Sen hala 5 yaşında bir çocuksun :Ç Neyyssee.. Bugünkü bayramlara geri dönelim. Kalkılır, kahvaltı edilir ve anne-anneannenin eli öpülür. Buraya kadar her şey aynı. Ama artık ne gidilecek bir Sevim Anneanne-Nami Dede vardır (Allah rahmet eylesin); ne de Tuncay Teyze (sağolsunlar Sarıyer’e taşındılar da). Bayramın birinci günü olmasına rağmen gelen giden o kadar seyrekleşmiştir ki, oturulabilecek zaman sayısı seneler öncesinin 4 katının 10 fazlasıdır. Aslında yine gelen giden çoktur ama biz daha nelerini görmüşüzdür ki bu sayı az gelmektedir. Artık sokakta cıvıl cıvıl oynayan ve o zımbırtıdan patlatan çocuklar da yoktur, sessiz sakin bir mahalle olup çıkmıştır o bayram sevinciyle dolan mahalle. Artık yanağını sıkan, makas alan, yaşını soran ziyaretçi kitlesi yerini gittiğin üniversiteyi, girdiğin sınavların nasıl geçtiğini, tatilde ne yaptığını soran bir kitleye bırakmıştır. Her iki durumda da gayet meraklı bir ziyaretçi kitlesine sahibiz :Ç :Ä Eskiden çay bardağı dolu tepsiyi taşıyamayacağın için sana vermezlerken şimdi sen ikram edersin çayları, hatta eskiden “koskoca” çaydanlık olan çaydanlıkta sen kaynatırsın çayı. Benim anlamadığım şey, küçükken o kadar çok istiyordum ki o “koskoca” çaydanlıkta çay demlemeyi. Ama şimdi bana zorla demlettiriyorlar bu sefer de ben istemiyorum :Ç Küçüklüğün kıymetini bilin en küçüklük! (tabi küçük okuyucularımız varsa)

     Aslında her şey çok mu farklılaştı? Hayır. Yine gidilecek bir sürü yer var ve gitmeyi seviyorum. Bayram kutlamalarını, o sohbetleri, yenilen tatlıları, insanların bayramlara değer verip evine gelecek misafirler için bir şeyler hazırlamasını seviyorum. Topluca bir şeyler paylaşmak, ortak bir yerde buluşmak günümüzde çok azalan bir olay. Ama hala bizimle aynı görüşte olan insanlarla bayramlar gerçekten güzel geçiyor. 

     Küçükken bana bayram günlerinde yapılan muameleyle şimdikini kıyasladım ve farklılıklar ortaya çıktı doğal olarak. Ama bir kişi var ki hep aynı muameleyi yaptı bana. Her bayram mutlaka işime yarayacak, hoşuma gidecek, “aaa çok teşekkürler çok beğendim” dedirtip hemen gidip onunla uğraşmamı sağlayacak bir şeyler bulan, alan ve getirip bana hediye eden Ergun Dayım! O benim sıkıcı günlerimin kurtarıcısı! Ailede teknolojiden, güncel gelişmelerden anında haberi olan ve bana bu konuda çok şey katan biri. Özellikle seneler önce aldığı televizyon aterisiyle beni hala o anki sevincimi hatırlayabileceğim kadar sevindiren bir insan. Sadece bayramlarda mı? Her an olabilir. Her an her yerde elinde teknolojik bir şeyle gelip kapınızı çalabilir :Ç Siz sevinçten uçar, yerinizde zıp zıp zıplarsınız. En azından ben öyleyim :Ç Bana walkman, diskman ve çeşitli CD’ler aldığını görünce yaptığım gibi. Sadece bu aletleri almakla kalmaz tabii ki. Bilmiyordur ki bunları almakla başını belaya sokuyor! Çünkü bunun arızası var, zımbırtısı var, osu var busu var değil mi ya? “Ergun Dayı kooşşş walkman’e bişey oldu”, “Ergun Dayı aterinin bilmemne kablosu çıktı takılmıyoo :ühüh: “, ”Ergun Dayıııı yetiş bu aletten sesler çıkıyo” gibi bıktırıcı, caydırıcı etkilere maruz kalmak var işin sonunda ama bilmiyor tabii :) Her seferinde de üşenmeden hemencik gelir, sorunu anında halleder. Hani reklamlarda var ya “İşte geldim burdayım, ben bu işte ustayım!” :Ç Herkesin bir Ergun Dayısı olsa keşke; ama o zaman da benim bir ayrıcalığım olmaz! :Ä

     Bayram hakkındaki izlenimlerim bitti mi? Hayır tabii ki! İzlemeye devam edin ;)

Badem Şekeri

Kategori: Eğlence, Nam Nam, Saçmalama — 21 October 2006, Saturday @ 22:06

Allah’tan böyle bir şarkı yok; şarkı sözünden başlık yapma alışkanlığımı bırakmanın zamanı gelmişti.

Badem Å�ekeri.jpgBadem şekerini severim; hoştur, güzeldir. Malum bayram hazırlıklarının büyük bir bölümü şeker, çikolata vs almak oluşturur. Biz de bugün çikolatanın, şekerin hemen hemen her türlüsünden aldık. Anneanneme gelen giden çok oluyor bayramda. Biz de her gelen gidene şeker/çikolata ikram ediyoruz haliyle. Kendimiz nasibimizi almıyor muyuz? Tabii ki alıyoruz! Neyse sürekli yemekten de bahsetmek istemiyorum; o kadar da yemekgöz değilim. Sadece demin sinir olduğum bir olaydan bahsedeyim dedim.

İçi fındıklı çikolata ve bademli şeker ile dolu olan tabağı aldım önüme, yemekten sonra bir güzel yedim. Artık bırakmanın zamanı geldi dedim ve son bir tane bademli şeker alayım dedim. Ve tabağı bıraktım mutfağa. Ama o da ne?!?! :hıı: Sonuncu badem acı çıkmaz mı! Öyle iğrenç tiksinç bir tat, güzel bir ziyafetten sonra böyle ağır bir darbe dayanılacak gibi değildi. Çözümü belliydi bu işin; ne yapmam gerektiği belliydi. O acı tadı nötralize edene kadar yemeye devam edecektim. Gerçi ben nötralize etmekle kalmadım; biraz bazik bir kıvama getirdim ama biz de insanız değil mi engelleyemediğimiz bazı dürtülerimiz var :Ä Yani o tek bir acı badem nelere mâl oldu!!

Birazdan Sandra Bullock ile Hugh Grant’in oynadığı Two Weeks Notice(Aşka İki Hafta)’i seyredeceğim. Çok heyecanlıyım. Tam bir Sandra Bullock hayranıyım. Badem şekeri gibi kız! (Şşştt hayır! Acısız olanından!)

Bütün Kızlar Toplandık

Kategori: Eğlence, Nam Nam — 20 October 2006, Friday @ 23:34

Hayırdır yahu, yazılarıma hep şarkı isimleri koyuyorum bu aralar ne kadar da melodikleşti hayatım :Ä

Efenim, bugün benim için gerçekten yoğun bir gündü. Sabah kalktım, elimi yüzümü yıkadım diye bütün ayrıntıları anlatsam ne kadar eğlenceli olur! Ama sizi bu eğlenceden mahrum bırakacağım, üzgünüm :Ä

Sabah kalktım, bavuluma son birkaç şeyi tıkıştırdım ve giyindim. Hukuk dersi için taaaa tepedeki D/K binasına gidip, derse girip sonra tekrar servise binmek için aşağı indim. Buradan Aysun’a yolculuğumu çekilebilir hâle getirdiği için teşekkür etmek istiyorum her ne kadar şu anda evinden internete giremiyor olsa da eminim bir gün O da görecek bu yazıyı :) Ayrıca Akın, hey insanoğlu sana sesleniyorum! Ne biçim bir kişiliksin ki beni bütün servise rezil ettin! Ben sana demiyor muyum topluluk içindeyken beni bu kadar güldürme diye! Efenim sevgili Akın ben servisteyken telefon edip, abuk subuk konuşma potansiyelini kinetiğe dönüştürerek bir Fizik Mühendisliği öğrencisinin son işlediği konuyu nasıl pekiştirmesi gerektiğini anlatan bir örnek sergiledi :Ç Tamam tamam, kabul ediyorum ben de sana uyup saçmaladım ama bu sıradışı bir şey değil ki??

Neyse, dün akşamdan ayarladığımız iftar yemeğine yetişmek için alelacele evden çıktım, koşar adımlarla Taksim’e gittim. Anlaşılan koşar adımlarla gitmeme pek de gerek yokmuş; lâkin erken gitmişim. Neyse, Kabalcı’dan aldığım Hukuk ve TC Tarihi ders kitaplarına göz gezdirdim. Neyse sonunda buluştuk ama Fatma’yla Buket trafiğe takılmışlardı; yani buluştuk dediğim ben, Pınar ve Nazlı’dan ibaretti. Ama biz üstümüze düşen görevi biliyorduk! Yer bulmak! Evet, oturacak yer bulmak lazımdı değil mi sonra yerler dolarsa naparız ne ederiz? Koskoca Beyoğlu kazan biz kepçe harıl harıl yiyecek yer aradık. Bu kadar yemek seçen kişilikler olmaktan gurur duymuyor muyuz? Sonuna kadar duyuyoruz! Artık o kadar bayıldık ki geze geze, Pınar’ın “abi bırak yaa, iyiyiz böyle aç aç, dünya güzel, sen güzel, ben güzel, kafamız güzel, midemiz rahat, biz rahatız” yorumu süperdi, kopardı bizi :Ç Nazlı komplo teorileri peşinde koşan yerlere gitmememizi, Pınar hamur işi satan yerlere gitmememizi, ben de midemizde tatlıya yer kalacak kadar yiyebileceğimiz bir yere gitmemizi söyleyip duruyorduk. Böyle bir üçlünün oluşturduğu takımı düşünebiliyor musunuz? :Ç Akıllara zarar hiç düşünmeyin! En sonunda ev yemekleri ve iskender lokantası tarzında bir yere gittik ve Fatma ile Buket trafikten kurtulup ancak o zaman gelebildiler :)

erôl.jpgKoskoca bir iskenderi mideye indirdikten sonra tatlıcıya giden ve tatlı yiyen gençliğe ne dersiniz? Hayırr söylemeyin bu gerçekle yüzleşemeyeceğiz! Ama siz söyleyin yandaki olağanüstü varlığa kim dayanabilir? Aslında bunu yedik yemesine ama daha gözümüzün kaldığı bir çok şey var ve sırf onun için bir daha buluşmayı planlıyoruz :Ä

Buradan sevgili Nazlı’ya çektiği fotoğraflar için çok çok teşekkür ediyoruz ve fotoğraf kategorisine koyamayacağım yandaki eşsiz güzellikteki “kare”yi yakaladığı için alkışlıyoruz. Çektiğin resimler ziyan olmayacak, isteyen herkes “Resimlerim” bölümüne tıklayıp görebilir :)

Ama buradan Buket’e seslenmeden edemeyeceğim. Bütün insanlar iskender yerken sen nasıl brokoli yiyebildin hiç mi için sızlamadı? Bütün insanlar gayet kalorili tatlılar yerken sen nasıl keşkül yedin hiç mi utanmadın? O kadar kilo verdin hala mı gözün doymadı? Kendine gel ve bize ayak uydur hayatını yaşa artık!!

Son olarak Pınar, otobüs geldiğinde birden seni unutup koşturduğum için çok özür dilerim :Ç Otobüse bindikten sonra fark ettim ama artık çok geçti :Ä Tam olarak unutmuş sayılmam o kadar öküz değilim tabi ama (ay öküzüm de o kadar değilim gibi oldu neyse :Ç ) yine de tam vedalaşamadık gibime geldi. Neyse bidahaki sefere:)

İşte bugün de böyleydi. Bu arada bütün kızlar toplandık dedim; ama gelin görün ki yediğimiz onca tatlıya rağmen eksik olan farklı bir tatlılık vardı. Burcuuuu!!!! Sakın bir daha bizi senden mahrum bırakmaaaağğğğ!!!

Ben Bilmem..

Kategori: Bilinç Akışı — 19 October 2006, Thursday @ 20:03

Odamda bir yandan müziğimi dinler, bir yandan tarih notlarını temize geçirirken çıkan bir şarkıyla düşüncelere daldım.. Yalın’dan “Ben Bilmem” şarkısı. Bu şarkı beni lise son yıllarına götürüyor. O yıllarda çıkan bir şarkıydı ve arkadaşlarımla bu şarkıyı çok sever, dinlerdik. Lise sondaki hâlimle şimdiki hâlimi karşılaştırdım. “Hâlim”den kastım; tanıdığım insanlar, bulunduğum mekânlar, uğraştığım şeyler, kafamdaki düşünceler vs. Ve fark ettim ki 2 sene çok da büyük bir zaman dilimi gibi görünmese bile insan hayatında çok büyük değişikliklere yol açma potansiyeline sahip bir zaman dilimi. Belki de liseyi bitirip üniversiteye geçiş aşamasının bu zaman içinde yer alması da buna sebep olabilir. Bu şarkıyla beraber 2 sene önce görüştüğüm fakat şimdi hayatımda olmayan kişileri ve hayatıma yeni giren kişileri düşündüm. Haftaiçi kaldığım yurdumda hayatımın 2 sene önceki hayatımdan ne kadar değişik olduğunu fark ettim. Ve aklıma birden ilginç bir fikir geldi..

..Bundan 2 sene öncesine dönelim: Lise sona gidiyorum. Haftaiçi 9′dan 3′e kadar okulda, okuldan sonra dersanede, dersaneden sonra evdeyim. Haftasonları da yarım gün dersaneye gidiyorum. Çevremdekiler belli: Okuldaki & dersanedeki arkadaşlarım, okuldaki & dersanedeki öğretmenlerim ve tabii ki ailem. O zamanlardayken kendimi birden bu senede bulsam ne olurdu acaba? Mesela;

1. Birdenbire kampüsün ortasındayım, telefonum çalıyor ve birisi “Tuğçe nerede kaldın? Biz yemekhanedeyiz seni bekliyoruz” diyor. Çalan telefon da benim değil sanki; çünkü benim telefonumun kamerası yoktu ve böyle güzel değildi. Sonra üstümdeki mont da benim değil. Bunları bırak, bulunduğum yeri bilmiyorum bile. Çevreme bakıyorum, yeşillikler, ağaçlar, ders binaları.. Birkaç kişi yanımdan geçip selam veriyor ben budala budala bakıyorum.. Sonra ne yapacağımı şaşırıp etraftakilere sormaya başlıyorum nerede olduğumu. Tepkilerini tahmin edersiniz herhalde :Ç

2. Birdenbire yurt odasındayım. 3 kişilik bir oda ve odanın diğer bölümlerine gittiğimde bir kişiyi yatağında uzanıp kitap okurken, diğerini de bilgisayar kullanırken görüyorum. Biri “Naber kız? Dersin kaçta?” diyor, diğeri “Msn’deki iletin ne öyle ya gülmekten öldüm valla” diyor. Ben aval aval bakıyorum tabi. Kendi bölümüme gidiyorum hemen. Evet, eşyaların bazıları benim ama geri kalanının kime ait olduğu konusunda en ufak bir fikrim bile yok. Benim böyle bir parfümüm yoktu, böyle bir gözlüğüm ve çantam da yoktu. Hele bu hırkalar, kazaklar?? :hıı: I-ıh burası bana ait olamaz. Ama bu ayna, bu bardaklar, defterler benim. Üff kafam karışıyor.. :S  

3. Yine birdenbire kendimi koskoca bir sınıfta buluyorum. Profesör olduğunu tahmin ettiğim bir kişi sınav kâğıtlarını dağıtıyor. İşte en kötü ihtimal bu galiba. Hiçbir şey hatırlamıyorum çünkü!! :Ç Bırakın hangi konudan sınav olacağımı, üniversitemin adını ve bölümümü bile hatırlamıyorum :ühüh:

4. Son olarak kendimi elimde kırmızı bir bavul, bir serviste buluyorum. Uzun bir yolculuk olduğu yoldan belli; her yer yeşillik ve medeniyete ait hiçbir şey yok! Yan veya arka koltuğumda ne ailemden biri var ne de arkadaşlarımdan. Bir dakika! Sanırım tanıdığım biri var; çünkü aynı kulaklıktan bir şarkı dinliyoruz. Ama kulaklığımı paylaştığım bu kişi kim?!?! Daha da önemlisi bu kulaklık kiminnnn?!?!

Kendimi daha fazla kaptırasım var ve çok geç olmadan kendime geleyim dedim :Ç Daha neler neler gelir aklıma ama aklımı kaybetmek istemiyorum müsaadenizle :Ä Evet, 2 sene hayatımı demek ki çok değiştirmiş ki sadece 4 maddede bile feci şoklara uğrayabileceğimi görebiliyorum. Peki kendimi bundan 2 sene sonrasında bulsam? Acaba neler değişirdi? Kimlerle görüşürdüm, nerelere giderdim, nerede olurdum? Bana geliyorlar bazen böyle, saçmalıyorum. Ama belki de saçmalamıyorumdur. Hem ben insana insan demem insan bazen saçmalamadıkça :Ä

İşte bir şarkı bir insanı ancak böyle etkileyebilir ve uçurabilir :Ç Neden bu kadar derinlere indim? Zorum neydi de bu olasılıkları düşündüm? BEN BİLMEM!

Mazeretim Vaaaaaaar Asabiyim Ben

Kategori: Hayat — 17 October 2006, Tuesday @ 16:51

Sabah 9′da ilk ders(İstatistik)e gir; önce hocayı, sonra konuyu anlamaya çalış ve konuyu anlarken sakın ola uyuma (dün geç yattın ya :oklava: ). O bitince taaaa yukarıdaki binaya koş, merdivenleri çık ve Hukuk dersine gir; damarların patlayıncaya kadar not al, sonra Finansal Muhasebe dersine gir ve sürekli birileri ortaklık kursun sonra şirketleri batsın sen de o şirketi kurtarmaya çalış, borçları kimin ödemesi gerektiğini tartış :@ ,ordan çık hadii bu sefer aşağıki binaya tekrar merdivenleri in, koştur ve İstatistik dersine gir, derse odaklan, yorgunluğunu takma bile! Sonra tekrar yukarı binadaki Finansal Muhasebe dersine git. Sonra dayanamayıp yolda öl!

Son cümle hariç hepsini her Salı yaşıyorum :ühüh: Fiziksel olarak ölmek değil de ruhum ölüyor azizim! Yahu nedir bir oraya bir buraya şu dersleri ard arda yapsalar da biz de bir o bina bir bu bina koşturup durmasak? Tamam, “elimizden bir şey gelmiyor” dediğinizi duyar gibiyim. Demediniz mi? :hıı: O zaman gaipten sesler duyuyorum, yorgunluktan olsa gerek..

Yorgunluk demişken, demin böyle bir günün ardından odama geldim ve uyuyayım biraz dedim. Yorgun ve uykusuzum ya hemen uyurum sandım. Ama çok yanıldım, çok aldandım; lâkin bin bir tane alakalı alakasız düşünce bırakmadı peşimi. Bir insanın aklına ancak bu kadar düşünce gelebilir uyumaya çalışırken. 5 yaşındayken yaz tatilinde kaybolduğum, ortaokuldaki arkadaşlarımı şemsiyemle korkutmam (o nasıl oluyor demeyin bir gün gösteririm nasıl olduğunu pişman olursunuz :Ä ), ilkokul 1. sınıf öğretmenimizin sınıfa geç kaldığımız için elimize cetvelle vurması, yine 1. sınıftayken sürekli didiştiğim Mert adındaki arkadaşımın saçlarını çekmem, onun da benim burnumu kanatması :Ç , Türkan Şoray’ın bir filminde “oooo, ne güzel çakmak” deyip öylece gülerek kalması, karamelli Café Crown, lisede tonlarca Brovni yiyip kilo almayışımdan dolayı milleti sinir etmem, otobüsleri saniye farkıyla kaçırdığım bütün anlar.. Allah’ım daha neler neler.. kal: Hepsini yazarsam biliyorum benden uzaklaşırsınız ve yapayalnız kalırım :Ç Yani bütün bunları düşünmemin ne yeri ne de zamanıydı; oysa ki odama gelirken ne hayaller kurmuştum, mışıl mışıl uyuyacak güzel güzel rüyâlar görecek, hayallerimin prensine kavuşacaktım :ühüh: Ama zalim felek hayallerimde bile beyaz atlı prensime kavuşmama engel oldu. Aslında engel olan zalim felek değildi, bütün suça ona yüklememek lazım tabi..

Sonuç olarak şimdi hem yorgun, hem bitkin hem de UYKUSUZ bir kızım :ühüü: Bugün bana yaklaşmayın asabiyimmmm 8o| Hem fazla söze ne hacet, şimdi yazımı bitirip sizi ruh hâlimi en iyi ifade eden ifadeyle baş başa bırakıyorum:

bb.JPG

 

Ortaya Karışık

Kategori: Hayat — 16 October 2006, Monday @ 13:10

Bu hafta yurtta ikinci haftam. Geçen hafta neler oldu neler.. Odama internet bağlatmak için neler çektim sırf bu bile yeter yani. Sonracığıma yeni hocalarımı tanıdım ve Salı günü resmen öldüm. Tam 7 saat dersim var ve ordan oraya koşturmak zorunda kalıyorum :ühüh:

Geçen hafta Pazar günü geldim yurda. Ben geldiğimde oda arkadaşlarım Aysun’la Ayça buradalardı. Aysun’un ve benim bavullarının öylece durması ve bizim sohbet etmemiz de ayrı bir olay (Ayça’nınkiler daha gelmemişti). Napalım pasaklı kızlarız işte :Ä Malum ilk gün olunca bıdı bıdı konuşası geliyo insanın. He sonraki günlerde değişiyor mu? Hayırrr!! Bavullarımı açıp eşyalarımı yerleştirmeye başladım ve aklımdan “bunu unuttum mu?”, “şunu çantaya koymuş muyduk?” gibi sorular geçerken annemin maşallah Tefal gibi her şeyi düşündüğünü ve hiçbir şeyi unutmadığımızı fark ettim. Artık iş inada binmişti; ben artık işi gücü bıraktım, annemin bir şey unutması ve benim de söylenmem için dua etmeye başladım. Yok! Bir insan hiç mi bir şey unutmaz be kardeşim! :Ç Anne, umarım ben de senin gibi bir anne olurum :)

Daha geldiğim gün interneti bağlamak için kabloyu çıkardım, bir de ne göreyim? Meğersem ethernet kablosu değil, telefon kablosuymuş :Ç Sonra Şile’den alalım dedik, oradaki elektrikçide de adam yoktu alamadık. Sonra sağolsun Cem ethernet kablosunu verdi (ki kendisi bir gün internete giremese mahvolan bir insandır). Ama gelin görün ki yine bağlanmadı. O kabloyu bir de Ayça’nın bölümünde denedik orada bağlandı. Haydiii bu sefer prizimde bir sorun olduğu anlaşıldı. Hep beni bulur zaten böyle şeyler! Yurtlar Müdürlüğü’ne söyledim sorun olduğunu. Cihan’ın “ohooo prizi yapmak için dolabı çekecekler, duvarı kıracaklar, onu bunu yıkacaklar” tarzı cümlelerini duyunca hâlimi tahmin edersiniz herhalde kal: Neyse ki bunların hiçbirine gerek kalmadı ve Ayça’nın Şile’den aldığı ethernet kablosuyla bağlanabildim. Meğersem prizde bir sorun yokmuş. Sorun Cem’in kablosundaymış diyeceğim, o zaman neden Ayça’nın bölümünden bağlandı? 8-) Üff anlayan beri gelsin!

Geçtiğimiz hafta en çok eğlendiğim zamanlardan biri de okula gelen iMac ile resim çektirdiğimiz zamandı. Cem her zaman Machintosh ile övünür durur ama hakkı varmış gerçekten :) Çektirdiğimiz egzantirik fotoğrafları en kısa zamanda -belki yarın belki yarından da yakın- “Resimlerim” kısmında görebileceksiniz. Evet evet, sadece bir tıklamayla :Ä

Pfff! Birazdan ekonomi dersim var. Ödevimi bitirdim ben çalışkan bir öğrenciyim. Ama son ana bırakmadım mı? Sonuna kadar son ana bıraktım tabi! Ben ödeve ödev demem ödev son ana bırakılmamışsa :Ä Ekonomi dersi öncesi bu kadar saçmalamam hayra alamet değil ama bakalım.. 8-)

Next Page »