Deli Miyim?

Kategori: Eğlence, Hayat, Saçmalama — 25 January 2007, Thursday @ 16:10

     Efenim merhabalar, bir final haftasında daha karşınızdayım. Karşınızda olmam bile bir mucize aslında. Ölüyor ölüyor diriliyorum şu finallerden +o(  Final tarihlerim aralıklı aralıklı olduğu için yurtta kalmıyorum, servisle gidip geliyorum sınav günleri. Serviste yolculuk yaparken malum daha önce bahsetmiştim uzun yol vs.. insanın aklına bir çok şey geliyor ve benim aklıma komik şeyler geliyor nedense. Durup dururken gülüyorum sonra servis şoförünün bana aynadan garip garip baktığını görüyorum :$ Ama napiym yani aklıma komik şeyler geliyor dediğim gibi. Neler mi? Yazayım şimci:

     Mesela önce yılbaşından birkaç gün sonra Akın ve Burcukla buluştuğumuz gün Akın bana hediyesini verirken “Sana layık değil ama” demesinin üstüne benim de “yok canım aşkolsun teşekkür ederim” gibi gayet kibar bir cevap vermem. Ve onun bundan sonra “Yok ben hediyeye demiştim” demesi :Ç

     Başka bir örnek, yine Akın’dan.. Endeskopiden bir-iki gün sonra ben Akın’a midemde bi bakteri çıktığını ve ilaçla geçirileceğini söylemem üzerine o da ”Ayyy geçmiş olsun” dedi. “Sağol” “Ben sana dememiştim ki. Bakteriye demiştim. Yazık valla acıyorum onlara” :Ç

     Sonracığıma, bir de daha önce bahsettiğim -hani şu internete giren şemsiye ve dönen otellerle ilgili sunum yapacağım ders- Bilim ve Teknoloji dersindeki muzur bir çocuktan bahsetmek istiyorum. Arada öyle güzel espriler yapıyor ki hepimizi gülmekten kırıp geçiriyor. Cem’le ben aynı sunum grubundaydık ve önce o sonra ben sundum. Bildiğiniz gibi -veya bilmeniz gerektiği gibi- Cem Apple kullanıyor ve orda hazırlanan sunumun Macintosh’a özgü efektleriyle insanı büyülememesi mümkün değil. Sunumları projeksiyon cihazından perdeye yansıtıp öyle yapıyoruz. O efektler bir de büyük ekranda görülünce insan ağzı açık, salyaları akar bir şekilde seyrediyor tabi :Ç Neyse, fazla övdük, konuya geçelim. Sedef adlı arkadaşımız bizden sonra sunumunu yaparken hoca dedi ki: “Sedef, perdeye çarpıyorsun perde dalgalanıyor, aynı şeyi Cem de yaptı biraz sola gel”. Ve bizim çocuktan çıkan cevap: “Hocam Cem onu efekt olsun diye yaptı” :Ç

     Bu geçtiğimiz Pazartesi aynı dersten sınavımız vardı. Her normal öğrencinin sınavlarda yapacağı gibi biz de dip dibe oturduk ki kopya falan hesabı.. Hoca geldi ve “Sizi böyle oturtmayacağımı biliyorsunuz değil mi çocuklar? Dağılın bakayım şöyle”. Yine yukarıda bahsettiğim bizim çocuk: “Hocam bütün derslerde birbirimize yakın oturup dersi öyle dinlememizi istersiniz şimdi ne oldu?” :Ç

     Son olarak 74 yaşındaki Hukuk hocamız hakkında: “Ya takmış bu hoca mirasa her sınavda mirastan soruyor. Kesin bu sınavda da soracak” dememden sonra bir arkadaşın verdiği cevap: “Ya harbiden he. Bir ayağı çukurda ya ondandır” :Ç Ve işin garip tarafı -belki de garip olmayan ve beklenen tarafı demeliyim- evet, finalde mirastan soru çıktı. Yine yine yine!! :S

     Ve daha neler neler geliyor aklıma. Ve ben bir karar verdim. Eğer servis şoförü güldüğümde yine bana deliymişim gibi bakmaya devam ederse yanına gidip bunları anlatacağım. Belki o da bütün yolu gülerek gider :Ä

İlkokuldaki Günlüğüm :)

Kategori: Eğlence, Hayat — 20 January 2007, Saturday @ 00:11

Malum, önümüzdeki 2 hafta final haftası.. Muhasebe notlarımı kaybettim ve bulayım diye dolaplarıma bakmaya başladım. Sonra elime bir defter geçti. Küçücük, kabının bazı yerleri yırtılmış ama içinde inci gibi yazılar olan bir defter. Bir açtım ki ne göreyim. İlkokul 1. sınıftayken öğretmenimiz 15 tatilimizi nasıl geçirdiğimizle ilgili günlük tutmamızı istemişti. Bu da o defterdi. Bakalım o yaşta 15 tatilde neler yapıyormuşum dedim ve baktım. Buyrun sizler de bakın:

22 Ocak 1994==> Sabah saat 7.30′da uyandım. Annemi de uyandırdım. Annem “Bugün tatil, biraz daha uyu” dedi. Ama ben uyuyamadım, kalktım, annemi de kaldırdım. Ellerimi yüzümü yıkadım. Annemle birlikte kahvaltı ettik. Gün boyunca evdeydim, biraz dergimden çalıştım. Biraz da televizyon seyrettim, bitaz da resim yaptım ve boyadım.

23 Ocak 1994==> Bugün kahvaltıdan sonra çizgi film seyrettim, havuç suyumu içtim. Daha sonra tombul dergimden toplama çıkarma yaptım. Annem öğleden snra beni tiyatroya götürdü, çok güldük. Akşam anneanneme yemeğe gittik. Bu günüm çok güzel geçti.

24 Ocak 1994==> Bugün Pazartesi olduğu için annem işe gitti. Bana bütün gün anneannem baktı. Sabah televizyonda çok güzel bir film seyrettim. Daha sonra ünite dergimden ve tombul matematikten ders çalıştım. Biraz da boya kitabımı sulu boya ile boyadım. Akşam annem eve geldiğinde derslerime baktı.

26 Ocak 1994==> Bugün annem işe gitmedi. Saat 10:30′da anneannemle beraber çarşıya gittik. Anneannem bana değişik kurşun kalem aldı. Öğleden sonra annem beni yıkadı. Beraber oyun oynadıktan sonra biraz ders çalıştık. Annem işlerini yaparken ben de oyuncak piyanom ile müzik çaldım.

27 Ocak 1994==> Bugün anneannemle beraber kahvaltıdan sonra çarşıya gittik. Eve geldikten sonra Türkçe kitabımdan okudum, anneannem de beni dinledi. Biraz da televizyon seyrettim, oyuncaklarımla oynadım. Annem işten geldikten sonra bana toplama, çıkarma yaptırdı.

28 Ocak 1994==> Bugün okula gidiyormuş gibi erkenden kalktım. Çünkü annem bugün beni işe götürdü. Akşama kadar çok güzel vakit geçirdim. Daktilo yazdım, boya kitaplarımı götürmüştüm, onları boyadım, aterimle oynadım. Şimdi akşam oldu çok uykum geldi, uyumaya gidiyorum. Anneme iyi geceler dileyip öpeceğim.

29 Ocak 1994==> Bugün kalktığımızda annem beni sinemaya götüreceğini söyledi. Çok sevindim, kahvaltıdan sonra evden çıktık. Annem beni çok güzel bir yere götürdü. Gittiğimiz yerin adı AKmerkez’miş, yürüyen merdivenleri ve camlı asansörleri vardı. Bir de su fışkıran havuzu. Asansöre bindik, yürüyen merdivenlerle inip çıktık. Daha sonra Afacan Dennis adlı filmi seyrettik, çok güzeldi, çok beğendim. Bugünüm de böyle çok güzel geçti.

1 Şubat 1994==> Bugün dayım bana Bıdık Ali’nin kitaplarından aldı. Onların hepsini okudum. Anneannem de beni dinledi. Öğleden sonra anneannemle çarşıya gittik. Akşam annem geldikten sonra bana dergilerimden toplama çıkarma çalıştırdı. Ben yaptım, annem de doğru mu diye benim yaptıklarıma baktı.

3 Şubat 1994==> Bugün oyun oynadım. Oyuncak piyanom ile müzik çaldım. Doktorculuk oynadım, televizyon seyrettim. annem telefonda bana “dergilerindekileri yap” dedi, ama ben annem gelince yaptım.

6 Şubat 1994==> Bugün arkadaşım Işıl’la birlikte annelerimiz bizi çocuk tiyatrosuna götürdüler. Oradan da sinemaya gittik, dolaştık, yemek yedik, çok güzel eğlendik. Yarın okul açılacağı için çok sevinçliyim. Çantamı hazırladım. Defterlerimi, kitaplarımı, kalemlerimi çantama yerleştirdim. Erkenden yatmam lâzım, çünkü sabah erkenden kalkacağım. Öğretmenlerimi, arkadaşlarımı ve okulumu çok özledim.

Böyle masum, böyle katıksız, böyle şirin bir günlük olabilir mi ya.. O zamanlar anlam veremezdim neden öğretmenlerimizin bize günlük tutturduğuna ve tatilde bile bizi yazı yazmak zorunda bıraktıklarına. Ama şimdi anlıyorum..

Kal-Kal-Kal

Kategori: Eğlence, Hayat — 16 January 2007, Tuesday @ 20:31

Perşembe günkü sunumumdan bahsetmiştim iPuç olayları filan :Ç Şimdi de araştırdığım konular içerisinde en çok ilgimi çekenleri aktarayım dedim sizlere:
pileus.jpg
İlk olaraktan gördüğüm an şok olduğum bir haber. Harbiden de Japonlar teknolojide dur durak bilmiyor azizim.. Şimci de internete bağlanan şemsiye yapmışlar! :-| Kablosuz internet sistemiyle çalışıyor ve video oynatıp fotoğraf gösterebilme özelliğine sahip kal: Şekilde gördüğünüz üzre görüntü şemsiyenin iç kısmına yansıyor siz de havaya bakıyosunuz :Ç Bu mucizevi şemsiyenin adı “Pileus”. Şimdi soruyorum: “Pileus, benimle evlenir misin?” (A) :Ä

gokdelen.jpg

Sıra geldi ikinci habere. Bu da şok bir olay tabii ki. Malum, insanların otele gittiklerinde istedikleri şey güzel bir manzaradır. Bu otel sayesinde artık insanların öyle bir istekte bulunmasına gerek yok; çünkü 360 derece dönüyor kal: Hemi de güneş enerjisini kullanarak dönüyor. Nick Cooper isimli dahi insan böyle bir otel yapmayı düşünmüş ve adını da “Time Residences” koymuş. Şimdi soruyorum: “Time Residences, benimle evlenir misin?”

iPuç

Kategori: Eğlence — 15 January 2007, Monday @ 19:41

     Biraz önce Perşembe günü üzerinde sunum yapacağım “bilim & teknoloji ve gelecek” konusuyla ilgili internetten bir şeyler araştırayım dedim. Tahmin edeceğiniz üzere iPod, iMac, iPhone vb “i” ler çıktı karşıma. Okudum, okudum..

     Tamam, bu i ve türevleri dört bir yanımızı sarmış olabilir ama “Cep telefonlarının kablosuz internet teknolojisiyle donanması ücretsiz konuşmanın ipuçlarını fısıldıyor.” cümlesini okurken ipuçlarını kelimesini “aypuçlarını” şeklinde okuyacak ve “Allah Allah ipuç ne yahu yeni bişey mi çıkarmışlar yine” dedirtecek kadar mııııı?!?!?! :Ç

Aklım Almıyor

Kategori: Hayat — 13 January 2007, Saturday @ 20:05

     Neyi mi? Anlatayım..

     Ne hikmetse son günlerde o kadar çok biraz sonra anlatacağım konu/sorun ile karşılaştım ki yazma gereği duydum. Akıl erdiremediğim evlendiklerinde karısının çalışmasını istemeyen erkekler.. Hangi mantık böyle bir şey ister ve neden ister? Kendime bakıyorum ve diyorum ki..

     İlkokul ve ortaokulu iyi derecelerle bitirdim. Orta son sınıfta, bir yandan ergenlik çağının getirdiği sorunlarla uğraşırken bir yandan gitmek zorunda olduğum dersane-okul ikilisini birlikte yürüttüm. Güzel bir anadolu lisesini kazandım. İki sene daha dersaneye gittim ve bu sefer dersler çok daha ağır ve zordu. Üniversiteye oynuyorduk ne de olsa. Lisenin beni zorladığı kadar hayatımda kimse zorlamamıştır herhalde. Dersler, sınavlar, halden anlamayan hocalar, uykusuz geçen geceler, okul-dersane sınavları karışımı, vs vs. Hatta öyle bir hale gelmiştim ki, kahvaltı sofrasındaki reçelin hangi maddelerden yapıldığını, içinde hangi çeşit şeker olduğunu ve hangi enzimler tarafından sindirileceğini düşünmeye başlamıştım ve o saatten sonra sofraya reçel koymayı yasaklamıştım :Ç Zavallı ailem de benim önemli senem diye bütün terör estirmeme, bağırıp çağırmama katlanıyorlardı ve her zaman alttan alıyorlardı. Bazen annem “bu sene bitsin üniversiteye gir de bunların acısını bak nasıl çıkartıyorum” diyordu :Ä Sonunda üniversiteyi kazandım, istediğim bölüme girdim. Hazırlık sınıfını atladım ve birinci sınıf biraz zorladı. Bir sürü şeyle uğraşmak zorunda kaldım yine. Birinci sorun o ana kadar birlikte yaşadığım ailemden ayrı bir ortamda yaşamaya alışmaktı. Haftasonları eve dönmeme rağmen yine de zordu işte ilk zamanlar.. Sonra üniversiteye has ödevler verilmeye başlandı, ders işleyiş şekilleri farklıydı. Farklı olması da beklenen bir şeydi zaten. Final haftasında üst üste sınavlar ve uykusuz geceler, dinç tutması için ard arda içilen şekersiz+sütsüz neskafeler, rüyalarıma giren dersler.. Ve üniversiteden sonra yapmak istediğim meslek, ideallerim, gelecek için planladığım kariyerim.. Yani demem o ki, bütün bu emekleri, çalışmaları, çekilen sıkıntıları çöpe atmamı isteyecek kadar bencil, geri kafalı, anlayışsız ve cahil (eğitimli cahiller de var, eğitimsiz anlamında kullanmıyorum) bir insanla göz göre göre evlenmem hangi mantığa sığar? Peki bunlara rağmen evlenenler nasıl evleniyorlar? Öyle çok aşık oluyorlar ki(!), gözleri hiçbir şey görmüyor, ee ne de olsa aşk başlayınca mantık biter anlayışına uygun, mantığa ters olarak böyle bir hata yapıyorlar. Hata diyorum, çünkü gün gelip aşk bitince onun yerini onlarca yıl okuyup kendini yetiştirip çeşitli yetenekler, açılar kazanan birinin bunları kullanamayıp öylece kendini harcamasının verdiği pişmanlık alıyor. Ezbere mi konuşuyorum? Hayır. Çevremde bir sürü örnek var. Hatta çok yakınımda gelişen buna benzer olaylar da var. Düşündüm ve erkeklerin bana göre mantıksız isteklerinin onlara göre mantıklı sebeplerinin ne olacağı konusunda bir iki şey buldum:

     1) “Erkek, evin reisidir, kadın çocuklara bakar. Çocuklarımın başıboş ve eğitimsiz büyümesini istemiyorum, evleneceğim kadın hayatını çocuğuna ve evine adayacak.” mantalitesine sahip zihniyet..

     2) Görünmez ama hissedilebilir, akıl yoluyla bulunabilen bir kendine güvensizlik. “İş yerinde karım başkasından etkilenirse? Başkası karıma laf atarsa, asılırsa?” gibi abuk subuk sorular. Evlenecek kadar güzel bulduğun kadına başkalarının da ilgi duyması gayet olası ve bu gerçeği kabul edip ona güvenmen işleri daha kolaylaştırmaz mı?

     3) Karısının kendisinden daha üst bir mevkide olmasını kendine yediremeyen erkekler.. Bunlar hakkında hiç yorum yapmamayı tercih ediyorum yoksa kötü şeyler çıkabilir ağzımdan :Ä

     Bi de şu bizden iki-üç önceki kuşaktan olanların bazılarının “aman büyü de zengin koca bul” demeleri yok mu :oklava: Neden “aman büyü, iyi çalış, iyi okullarda oku, iyi bir iş bul, bol para kazan” demek yerine kolay yoldan zengin koca bulmayı önerirler ki? Veya gerçekten bunu düşünürler mi yoksa laf olsun diye mi söylerler o da başka bir merak konusu. Ama ikincisi olduğunu sanmıyorum 8-)

     Eminim, bu yazıyı okuduktan sonra “Tuğçe de feminist çıktı” diyen ulvi şahsiyetler de olacaktır. Sayın ulvi şahsiyetler, benim kadınları üstün görmediğimi, sadece bu adaletsizliğe ve eşitsizliğe karşı tepkimi belirttiğimi anlamayarak, kapasitenizi sabit tutarak bu ulviyet seviyenizi korumanız dileğiyle..

Endoskopizede ==>

Kategori: Hayat — 6 January 2007, Saturday @ 19:03

Uzun zamandan beri beni rahatsız eden midemle karşı karşıya gelme isteği duyuyordum. Onu görmek, içinde beni bu kadar rahatsız eden ne olduğunu bilmek istiyordum. Ve o gün gelmişti.. Evet evet, o gün bugündü. Sabah 12′deki endoskopi randevumuza gittik. Aslında endoskopiden oldum olası korkuyordum, nasıl bi cesaret geldiyse kendi isteğimle girdim. Bir hortumun yemek borusundan geçtiğini düşünmek bile vazgeçmem için yeterliydi.. Anneannem daha önceden endoskopi olmuştu ve bana çok kötü bir şey olmadığını, 1 dakkada bittiğini söylemişti. Dün de Burcu’yu aramıştım içim daha da rahatlasın diyerekten. O da bir endoskopizede olaraktan hiçbir şey duymadığını, hemen olup bittiğini, midemdeki şeyin ne olduğunu en kesin şekilde öğrenmek için bunun gerekli olduğunu söyledi. İçim rahatlamıştı ama yine de biraz heyecan vardı tabi. Panik stres bir bünye olarak tersi bir şekilde davranmam da beklenemezdi zate :Ä

Dr. Necati Yenice anneannemin kaç senelik doktoru ve alanında çok da iyi bir doktor olduğu için ben de oraya gittim. Annem de benimle geldi sağolsun :) Galoşlarımızı giyip içeri girer girmez Bismillah yaşımı ve kilomu sordu orada çalışan kız. Diyemiyorsun ki “Kızların yaşı sorulmaz, kilosu hiç sorulmaz. Hele son zamanlarda benim gibi kilo aldıysa hiç hiç sorulmaz!”. Ben de paşa paşa söyledim yaşımı kilomu :ühüh: 12′ye az kalmıştı ama hemşire ortalıkta yoktu. 10 dakika filan bekledik ve bu 10 dakika içerisinde televolede Hülya Avşar’ın son haberlerini seyrettik. Bence iç hastalıkları gibi sinirsel sebeplere bağlayabileceğimiz hastalık muayenehanelerinde Hülya Avşar seyredilmemeli! Neyse, 10 dakika sonra bir baktım sekreter çağırdı ve “telefon, size” dedi :S Bana doktorun muayenehanesinden telefon mu geldi :hıı: “Alo?” dedim ve karşıdakinin anneannem olduğunu duyunca güleyim mi ağlayayım mı şaşırdım. Canım anneannem merak etmiş telaşlanmış beni burdan arıyor artık ne diyim ben :Ç Bu kadar da pimpirikli olunmaz ki canım demeyin, olunur efenim :Ä

Vee hemşire geldi. Bana uyuşturucu iğne yaptı, 10-15 dakika bekledik ve doktor geldi. Adeta herkes beni yatıştırmak için seferber olmuştu. “İlk kez mi oluyorsun?” sorusuyla o kadar çok karşılaştım ki sonunda yüz ifademi değiştirmeye karar verdim; demek ki çok belli ediyordum :Ç Doktor Bey “Merak etme telaşlanma hiçbir şey yok. Hemen olup bitecek” cümlelerini sarf ettikçe rahatlıyordum ve son cümlesiyle rahatlamanın önüne geçip gülmemek için kendimi zor tuttum. Ne miydi bu cümle? Şöyle ki: “1 dakka bile sürmez. En fazla 60 saniye” :Ç Yani o kadar çaresiz bir ifade takınmışım ki farkında olmadan, koskoca doktora bu cümleyi kurdurttum :Ç Veee o an geldi. Hortumu hala midemde dolaşırken hissedebiliyorum. Ama doktorun oyalaması çok işe yaradı. Hortum içimde gezindikçe şöyle diyordu: “aaa bak yemek borun çok temiz çok çok, evet ilerledik şimdi bu miden, bu bağırsak girişin, aa bak burda ne varmış” gibi hızlı hızlı kurulan cümleler ve benim anlamaya çalışmam :hıı: derken bitivermiş :Ç Bir endoskopiyi böyle eğlenceli anlatan var mıdır acep :Ç

mide.jpgBu kadar anlattıktan sonra midemin resmini koymadan olmaz değil mi? Gerçi mide mi bilmiyorum bu resmin altında “Antrun” yazıyor ama biz anlamayız öyle şeylerden :Ä Biraz bulanık ama idare eder.. Gönül isterdi ki asitli mide görüntüsünü de koyayım ama görüntü kirliliği oluşturmaya hiç gerek yok.. Sonuç olarak asit fazlalığı varmış midemde ve safra sıvısının normalde safra kesesinde bulunması gerekirken bende bir kısmı mideye taşmış ve mideyi tahriş etmiş. Midemden alınan bir parça tahlile gitti ve sonucu gelince doktor kesin bir ilaç verecek ve tam teşhisini koyacak. Asit fazlalığı sinirden olurmuş ama bu safra olayının da sinirle alakası yokmuş. Bana “çok mu sinirlisin?” dedi. Aslında değilimdir ama tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan hesabı sinirden mi mide asidi oldu yoksa mide asidinden mi sinirli oldum tartışma konusu 8-)