ÇOCUKÇA

Kategori: Eğlence, Hayat — 26 February 2007, Monday @ 21:56

Demin Ayça’yla sohbet ederken aklımıza ne geldi.. Çocukların garip garip huyları, birbirlerine verdikleri ilginç cevaplar vs. Örnek vermek gerekirse;

1. İçlerinden biri çok güzel bir boya takımı almıştır. Çantalı, süslü, 36′lık, 48′lik diye 12′nin katları şeklinde dağılan bir sürü çeşit. Diğer çocuklar tabii ki ağızlarının suyu akarak bakarlar, onlar da tadına bakmak isterler. Kullanmak için boya takımının sahibinden izin istediklerinde aldıkları cevaplar: “Olmaz, annem sadece Cenk’e kullandır dediiii”, “kullan ama aldığın yere koy başka bir yere koymaaaa”, “hayır kullanma bitiyoooo”, “kullan ama altın sarısı ve pembe renklerini kullanamazsın”, “kullan ama hep aynı tarafıyla boya” vs :Ç

2. Yine ilkokul 1. sınıfta herkes birbirini birbirine yakıştırırdı. Mesela bir gösteri olunca ve öğretmenimiz dans etmek için ikişerli gruplara ayırsa hemen o ikili gruptakiler hakkında “Elif, Yıldırım’ı seviyoooo”, “Biliyo musun Yıldırım, Elif’in elini tuttu dans ederken kesin onu seviyooo” gibi şeyler. Sanki elini tutmadan, 2 metre öteden dans edilebilirmiş gibi :Ç

3. Seksek oynamak için bahçeye koşuşturduğumuzda kim önce giderse birinci o olurdu. Bazen iki kişi aynı anda giderdi ve bir çizgi vardı ve durmadan tartışılırdı: “Çizgiyi önce ben geçtim!!!” “Hayır, ben geçtiiimm!!!!!” Seksek sırasında da; “Çizgiye bastın ayakkabının ucuyla!” “Ama hayır o benim ayağım değil, ayakkabım. Ayakkabım bastı ben basmadım!!!!!” :Ç

4. Bir de o senelerde (gerçi şimdi var mı bilmiyorum ama) bir poşet içinde renkli renkli küçük sakızlar satılırdı. Adı Mini’li bişeydi. Biz akıllılar(!) bu sakızlardan aldığımızda onu açardık ve herkese tane tane dağıtırdık. “Sarısı sana, pembesi bana, mavisi de sanaaa” “Ama hayır ben pembe istiyorum. Mavisini sen al bana pembesini veeerrr” “Ama sırada önce ben varım sen sonra pembe çiğnersiin” gibi şeyler :Ç

Daha neler neler.. Şimdiki tartışmalarımız bu tartışmaların çok daha ötesinde, çok daha ciddi. Ama o zaman bilmiyorduk tabi o masum tartışmaların değerini. Ahh ahh..Çocuk olmak.. Gamsızca, dünyalardan habersiz, hayatı sakızlardan sekseklerden ibaret bilerek çocuk olmak.

Evlilik?!?

Kategori: Eğlence, Hayat — 25 February 2007, Sunday @ 19:29

     Ergun Dayımın bana forward ettiği maillerden birini buraya yazmadan edemeyeceğim. Ben çok beğendim ve burada da bulunması gerektiğine karar verdim :) 

“Karım ve ben bir evliliği sonsuz yapmanın sırlarını keşfettik…
Haftada iki kere, güzel bir restoranta gideriz, biraz şarap, biraz güzel yiyecek… Salı günleri o gider, Cumaları ben…
Ayrı yataklarda yatarız… Onunki İzmir’de, benimki İstanbul’da…
Karımı her yere götürürüm… Ama her seferinde dönüş yolunu bulur…
Yıldönümümüz için karıma nereye gitmek istediğini sordum… O da “Uzun zamandır gitmediğim bir yer olsun” dedi… Mutfağı önerdim…
Her zaman elele tutuşuruz… Eğer elini bırakırsam, hemen alışverişe başlar…
Elektrikli blender’ı, elektrikli tost makinesi, elektrikli ekmek kızartıcısı var… Bana diyor ki “çok fazla ıvır zıvır var ve oturacak tek bir yer yok” Ben de ona elektrikli sandalye aldım…
Şunu her zaman hatırlayın… Evlilik boşanmanın birinci nedeni… İstatiksel olarak, boşanmaların %100 ü evlilikle başlıyor…
Karıma 18 aydır tek bir söz söylemedim… Onun sözünü hiç bir zaman kesmek istemem… Son kavgamız benim suçumdu… Karım bana “televizyonda ne var” diye sordu… Ben de “toz” dedim…”

     Bütün bekârlara örnek olsun mu olmasın mı tartışılır :Ä

Spor? Biz? Hadi Canım Sen de!

Kategori: Eğlence, Hayat, Saçmalama — 22 February 2007, Thursday @ 00:37

kosu-bandi.gif     Spor ne kadar eğlenceli görünüyor değil mi bu resme bakınca? Sanki o aleti alınca aynı bu hatun gibi olacakmışız gibi.. Oysa ki gerçekler her zamanki gibi yine acı yine acı azizim!

     İşte gerçeklerden bir demet size.. Sevgili oda arkadaşlarım Ayça ve Aysun’la spor salonuna gitmeye karar verdik dün akşam. Saat 9′da çıktık, 11:30′da geldik odaya. 9′da gittiğimizde salon tıklım tıklımdı, bizim işimize yarayan aletler doluydu. Koşu bandı ve bisiklet gibi. Diğerleri bizi kasar.. Biz de o sırada boş boş beklemeyelim diyerekten masa tenisi oynamaya karar verdik. Aysun’la ben oynarken Ayça da başını bir sağa bir sola durmadan çevirerek seyretti ve arada kaçan toplara tekme attı, kafa attı ve oyuna devam etmemizi sağladı filan.. Biz Aysun’la bir ara masa tenisi olduğunu unutup hava tenisi oynadık, masa orda kendi kendine takıldı.

     Vee sonunda koşu bandı ve bisikletler boşaldı. 30 dakika koşu bandında yürüdüm. 30 dakikadan sonra indim ve bisiklete bineyim dedim. Ve tamı tamına 4 kere çevirip bıraktım :Ç Daha fazla takatim kalmadı, yoruldum, eridim, bittim. Aysun’la Ayça da yürüdükten sonra Aysun orada bir yerlerde duran halterlerin en küçüğünü kaldırmaya teşebbüs etti ve kaldırdı. Ben de kaldırdım ama sorunum şu ki indiremedim :Ç Ben mi onları kaldırdım onlar mı beni belli değil yani :hıı:

     Ertesi sabah -kendileri bu sabah oluyor- uyandığımda, daha doğrusu uyanamadığımda :Ç bacaklarımın hafiften (!) ağrıdığını hissettim. Sonra hiçbir şey hissetmedim. Meğersem uyanamamışım, dolayısıyla ilk iki dersi sallamak zorunda kaldım. Her zamanki gibi spor çabalarım hüsranla sonuçlandı. Üşeniyorum evet var mı? Üşenmediğimde de ertesi gün ağrılarla uyanıp derslere giremiyorum :ühüh: Hayır, yanlış anlamayın derslere girmek istediğimden değil ama :Ä

Tam Bir Şaheser

Kategori: Eğlence, Hayat — 17 February 2007, Saturday @ 13:30

bagiran-cocuk.jpg

     Şimdi bu resim de ne böyle diyeceksiniz. Söyleyeyim. Mahalle sakinlerimizin çocuklarından biri. Ama kendisi bir mahalle sakini olmasına rağmen pek de sakin olduğu söylenemez. Neden mi?

     Dün sabah bir yere gittim ve eve gelirken mahallenin tepesinde bu çocuğu gördüm. “Beşiktaş hölölöööyyy” vs diye bas bas bağırıyordu. Üstelik tek başına, yanında hiçbir arkadaşı yok. Ve amaçsız amaçsız bağırıyor . Ne dediği de tam olarak anlaşılmıyor ve elini kolunu kaldırıp bir de tezahürat yapıyor. Mahallenin horozu gibi yani sabah sabah :Ç Çocuktur dedim, yapar dedim, yorulur bırakır dedim ve kendimi evimin kollarına bıraktım. Sonracığıma, öğlen de bir yere gittik annemle. Gelirken mahalleye girmemle gülme krizine girmem bir oldu. Çocuk hala ellerini kollarını sallayıp bir şeyler söyleyip bağırıyordu. Annem de kendini tutamadı tabi :) Bu resmi çekmek için ise ayrı bi çaba sarf etmek zorunda kaldım. Camdan çektim ama görünmemek zorundayım diye sadece telefonu tuttum kendim camın içerisinde kaldım. Fotoğrafçılık sanatı da bu olsa gerek :Ä Ama böyle bir şaheser olur da ben fotoğrafını çekmez miyim!

Çok Düşünüyorum Çookk!

Kategori: Hayat — 16 February 2007, Friday @ 14:04

     Düşündüm de, gün içinde yaptığım bir çok eylem yıllar önce hayatımda yoktu. Sonra da dedim ki “Allah Allah, nası yaşıyodum ben ya?” :hıı:

     Maillerimi kontrol etmeden -daha doğrusu bir mail adresim bile olmadan-, cep telefonsuz -yani mesajsız, 10 dksı 2 kontörsüz, bedava mesajsız-, iPod’suz -iPod’u geçtim, CD çalarsız-, MSN’siz, Youtube’suz, DVD’siz -DVD oynatıcımız bile yoktu- vb vb. Sonra bütün bunları o zamanki yaptıklarımla karşılaştırdım. İlkokulda mesela mailleşmek yerine sınıfta birbirimize mektuplar yazardık :Ç Cep telefonu yerine, birbirimizi ev telefonundan arardık. DVD almak yerine sinemaya fazla giderdik. iPod ve CD çalar yerine walkman dinlerdik. MSN’imiz, Youtube’umuz yoktu ama çok eğlenceli oyunlarımız vardı. Yani hayatımdan belki de şimdiki olduğu kadar memnundum. Ama bugün sahip olduğum ve kullandığım teknolojik şeylerin şu andaki yokluğunu düşünemiyorum bile. Kimbilir, belki de yıllar sonra şimdiki hayatımızda nasıl yaşadığımız üzerine bir yazı yazarım :) Öyle teknolojik şeyler çıkar ki, 2007′li yıllarda hayatın ne kadar zor olduğundan bile bahsedebilirim.

     Bütün bunları geçtim, bir ara ben geçen sene yurtta bilgisayarsız yurtta nasıl yaşadığımı bile düşünmeye başladım :hmm: Sonra da çok düşündüğümün farkına vardım ve tatilde kendimi düşünmeye çok meyilli olduğumu anladım. Annemin “Tuğçe çok konuşuyorsun” yerine “Üff Tuğçe çok düşünüyorsun” diyeceği zamanlar yakındır :Ä Aslında filozofların çook eski çağlardan çıkmasına şaşmamalı. Adamların yapacak daha iyi şeyleri yok düşünmekten başka. Ne final haftaları, ne arkadaşlarıyla buluşup gidecekleri kafeler, alışveriş merkezleri, abur cubur yerleri, ne de meşgul olacakları elektronik, teknolojik aletler. Onların şartları bizde vardı da biz mi filozof olmadık!

Hakkımda Bilmediğiniz 5 Şey

Kategori: Eğlence, Hayat — 13 February 2007, Tuesday @ 21:37

     Blog sahipleri arasında pas atma faaliyetleri son hızla sürüyor. iyiinsan (Cem) bana ve Sera‘ya pas attı ve Sera’dan sonra ben de görevimi yerine getirip hakkımda bilmediğiniz 5 şeyi yazıyorum:

     1) Bazen aynanın karşısına geçip tiyatrocuymuşum gibi mimik çalışması yaparım. Yüzümü şekilden şekle sokar, en acayip mimiklerimi sergilerim. Bunu gittiğimiz bir yerin tuvaletinde yaparken aniden içeri bir bayanın girmesiyle şok olması bir olmuştur ve başını “deli bu deli yazık bu yaşta” anlamında hafifçe sağa çevirmiştir.

     2) Ojem kurumadığı zaman saç kurutma makinesiyle kuruturum.

     3) Otobüste önüme uzun ve daha kötüsü hem uzun hem kıvırcık saçlı biri oturursa onun saçlarını çekesim gelir. O kadar ki elimle savaşmak zorunda kalırım.

     4) Garbage’ın “Only Happy When It Rains” şarkısının “… Why it feels so good to feel so sad” sözlerindeki gibi bazen üzülmek garip bir şekilde iyi gelir, hüzünlü olmak hoşuma gider.

     5) Sınav sırasında bazen öylece kalıveririm. Soruların cevaplarını bilmediğimden veya daldığımdan değil, sadece öylece bir yere bakakalırım ve bunu isteyerek yaparım. Zamanın geçtiğini bilirim, o zamanda bir kaç soru daha çözmüş olabileceğimi bilirim ama buna engel olamam. Ne zaman geri geleceğim ise benim insiyatifime kalmıştır.

     Bunları okuduktan sonra benimle ilişkileriniz eskisi gibi olmayabilir ama ben herşeyi göze aldım :Ä Ayrıyetten ben de bu görevi MaNYaK arkadaşımıza devrediyorum; kendileri bugünlerde üşengeç biraz. Vesile olur tekrar yazmak konusunda belki.. :)

LADES!!!

Kategori: Eğlence, Hayat — 11 February 2007, Sunday @ 19:47

     Annem 2 gün önce, yani Cuma akşamı tavuk yiyordu ve bilin bakalım içinden ne çıktı? Lades kemiğiiii. E boşa gitmesin dedi tabi ve hemen yanında “kek” olarak gördüğü ben ile ladese girdi. İki saat nesine diye düşündük. En sonunda bir şey bulamadık ve çorabına dedik. Zaten ben kazansam da kaybetsem de annem istediklerimi alıyor o zaman benim ne çıkarım oluyor anlamıyorum. Neyse, önemli olan yenmek ve egonu tatmin etmek :Ä

     O akşam ikimiz de birbirimizi kandıramadık. Özellikle ben kandırmak için binbir türlü yol denedim. I-ıh olmadı :ühüü: Akla karayı seçtim, deveyi hendekten atlattım ve buna benzer bir sürü atasözü ve deyimleri birebir uyguladım. Bana mısın demedi. En sonunda Fear Factor programını seyrederken -ki bu program da apayrı bir tartışma konusu- annemin eline zorla kumandayı verip “lades” demem ikimizin de kahkahalardan yarılmasına yol açtı :Ç

     Ertesi gün alışverişe gidecektik annemle ve sabah kahvaltıyı beraber hazırlarken ikimiz de bir diğerimizin unutup unutmadığını, eğer unuttuysa ona hatırlatmadan nasıl onu kandırabileceğimizi hesaplıyorduk. Sabah sabah beyin fırtınası yani ah anne ne işler açtın başıma :oklava: Sonra annem bana bir torba verdi ve ben “aklımda” dedim. Sonra o da gülüp “tüh” dedi. Alışveriş için evden çıktığımızda anneme burnumun aktığını söyledim o da mendil verdi. Ben de mendili alıp kullanmayacağımı vazgeçtiğimi söyleyip anneme geri verdim. Ve sonradan fark ettik ki ikimizin de aklından çıkmıştı. İkimiz de birbirimize lades dememiştik :hıı: Ben soğuk olduğunu ve montumu giyeceğimi söyleyip çantamı çıkarabilmem için annemden montumu tutmasını istedim. Tutmasıyla bırakması bir oldu ve ben montu botlarımın altında ezilirken buldum. “Anne ne yapıyorsun neden montu bıraktın nasıl kirlendi yaa” diye şaşkın bir şekilde bağırınırken annemin öyle bir muzur muzur ve suçlu suçlu “aklımda” demesi var ki yolun ortasında gülmekten ölürsünüz :Ç Halbuki aklımda hiç öyle bir şey yoktu ve bana hatırlattığı iyi olmuştu. Sonradan çok pişman olacaktı nıhahaha :Ä Ortaköy’den Beşiktaş’a yürüdük ve benim aklım meşguldü tabii ki. En sonunda telefonumu çaktırmadan elime aldım ve şarkılara girip telefonum çalıyormuş gibi yaptım. Sonra açtım telefonu ve “efendim anneanne? hee tamam” deyip anneme dönüp “anne, anneannem seni istiyo” dedim. Annem de telefonu aldı tabii kiii!!! Ha-ha-ha! O anda insanın aklından geçen tek şey: “acaba nasıl lades demeliyim? Bu her zaman olan bir şey değil ve çok etkileyici bir şekilde demeliyim bunu!” :Ä “Lades” dediğimde annemin suratını görecektiniz :Ç Sonra güzel güzel alışverişimi yaptım tabi :Ä

     Ama sonradan dank etti ve dedim ki: “Yahu ben bu kadar bir çift çorap için mi uğraştım?” :Ç

Aşure Ayı

Kategori: Hayat, Nam Nam — 8 February 2007, Thursday @ 20:23

En sevdiğim ay! :Ä Gelsin aşureler.. Nam nam.. Aşure ayında evimize aşure geldiğinde, bizim eve girmesinden benim boğazımdan geçmesine kadar olan aşamayı anlatmak istiyorum.

asure.jpg

Bir kere üzerinde ceviz veya fındık yoksa hiç şansı yok. Eğer ki ceviz ve fındık parçacıkları varsa ilk aşamayı geçmiş demektir. Sonra kıvamı çok önemli. Koyuysa ı-ıh. Sulu veya sulumtrak ise ikinci aşama da tamamdır. İçi pirinç dolu olmayacak; nohut, fasulye vs de olacak. Eğer bu da sağlanırsa ohh görüntü ve içerik tam puan alır benden. Gelelim tadına.. Çok tatlı olmayacak, içimi baymayacak. Çok tatsız da olmayacak, tuzludan farkı olacak.

Tamam, mükemmeliyetçiyim. Ama bütün bu özelliklere sahip olmak bütün aşurelerin hayali. Küçüklüklerinden beri sırf ağzıma layık olmak için uğraşıp duruyorlar. Valla çalışan kazanıyor ve benim tarafımdan yenmeye hak kazanıyor. Burdan diğer aşurelere sesleniyorum: “Kıskanma ne olur çalış senin de olur” :Ä

Next Page »