Dengelemek

Kategori: Bilinç Akışı, Hayat — 8 February 2007, Thursday @ 20:08

Hani bazı insanlar olur ya her zaman kendi dertlerinden bahsederler. Karşısındaki ne söylerse söylesin umursamadan yine kişisel sorunlarını anlatırlar. “Kusura bakma bugün gelemedim midemi üşütmüşüm bütün gün evden çıkamadım hiçbir şey yiyemiyorum” gibi bir cümleden sonra “ay evet benim de bacaklarım ağrıyo, zaten kaç günden beri benim de midemde bir sorun var hiç uyuyamıyorum vallahi” diye cevap vermek yerine “aa öyle mi geçmiş olsun” deyip halini hatrını soran insanlar ya çok azaldı, ya da bana öyle geliyor. Bu diyalog benimle alakalı değil, sadece ne demek istediğimi anlatmak için kullandım. Acaba neden bazı insanlar kendi sorununun bütün dünyanın duymasını ve herkesin onun için seferber olmasını ister? Gördüğü herkese o sorunundan bahsedip ondan başka hiçbir şey konuşmaz?

Anneanneme ziyarete gelen bir komşusu her gelişinde sırtının ne kadar ağrıdığından bahseder mesela. Ama durup dururken “ayy off aman Hatice Hanım seninki de bir şey mi ben sırtımın ağrısından duramıyorum” demek hem karşındakinin sorununu küçümsemek hem de kendinin daha büyük sorunu olduğunu öne sürmek.. Mesela birisi hastalanır ve onu ararlar. Hastalanan kişi neyi olduğunu söyleyip durumundan bahsederken karşısındaki öyle manevralar yapıp lafı kendine çevirir kendi hastalıklarından bahseder ki, aranan kişi diğerine “geçmiş olsun vah vah” derken bulur kendini :) Adeta sorun büyüklüğü yarışı :Ä Kimin sorunu daha büyük bakalım diye bir yarışma çıksa eminim patlama olur..

İnsanların doğasında var heralde. Zaman zaman ben de halimden şikayet ediyorum tabii ki. Ama doğru insanlara, onların sorunlarını küçümsemeden ve kararında. Dengelemek lazım tabi..

Durak mı Çalınmışşş???

Kategori: Eğlence, Hayat, Saçmalama — 6 February 2007, Tuesday @ 21:25

     Demin seyrettim haberleri ve böyle bir haber az rastlanan türden vallahi.. Yahu hırsızlığın her türlüsü aklıma gelirdi de koskoca otobüs durağını çalmak ı-ıh kal: Haber “otobüs bekleyenler çok mağdur durumda kaldı” dedikten sonra güleyim mi ağlayayım mı karar veremedim aptal bir sırıtmayla sonuçlandı ifadem. E böyle aptal bir duruma mantıklı bir tepki gösterecek değildim ya! Anlayamadığım şey bir durakla ne yapılabileceği. Muhtemelen saygın hırsız kardeş evine durağı kurmuş, oturmuş otobüs bekliyordur :Ç

Hayatımın Vazgeçilmezi..

Kategori: Hayat, Nam Nam — 5 February 2007, Monday @ 13:43

Neskafe.. Hayatımın en önemli unsurlarından biri. Rahatlatması için, uykumun açılması için, dinçlik vermesi için ya da sadece tadı için. Rahatlatması içinse, zevke göre sütlü ya da kremalı; uykumun açılması ve dinçlik vermesi içinse Jacobs’un poşet kahvelerinden ki son derece sert; sadece tadı içinse Café Crown 3′ü 1 arada.. Final döneminin bitmesinden 2 gün sonra bu yazıyı yazarken sadece tadı için 2’si 1 arada fındıklı Café Crown içiyorum. Baktım ki 3′ü 1 aradaların şekeri beni bayıyor, ben de artık şekersizinden alıp kendim az şeker koyarak içiyorum. Burdan yetkililere sesleniyorum lütfen karamellisinin de 2’si 1 aradasını yapın!!! :ühüh:
Efenim, şimdi ben bu yazıyı neden yazıyorum? Büyüklerimden duyardım “ayy yine fazla kaçırdım kahveyi çarpıntım tuttu”, veya “yok ben almayayım kahve, çarpıntım tutuyor” gibi cümleler. Hep de merak ederdim yahu nasıl oluyor da bi fincan kahveden çarpıntı tutuyor ne alakası olabilir diyerekten :hıı: Ama final döneminde o kadar çok kahve tükettim ki son final gününde benim de çarpıntım tuttu :Ç Ahh sevgili anneannelerim, babaannelerim, teyzelerim ve ninelerim sizleri anlıyorum artıkın ve kahve içmeniz için ısrar etmeyeceğim bundan sonra. Kahvenin & neskafenin final dönemlerimde sabahlara kadar dinç bir şekilde çalışmamı sağlayan değerli bir varlık olduğu gerçeği hiçbir zaman değiştirilemez. Ama gördüğünüz gibi ben bu okulu bitirince hem bir ekonomist olacağım, hem de kahve üzerine mastırımı yapmış olacağım ve hiçbir şirket beni reddedemeyecek :Ä

HOŞBULDUK

Kategori: Eğlence, Hayat — 4 February 2007, Sunday @ 14:14

     Bir haftadan beri kendi siteme ilk defa giriyorum. İnternete giriyordum ama kendi siteme girmeyi akıl edemeyecek kadar şuursuzlaşmıştım. Bu sınavlar beni mahvetti azizim. Sınavların bitmesinden sonra gireyim dedim ve Ergun Dayımın yorumunu okuyunca evet, artık bir yazı yazmak lazım gelir dedim.

     İki haftadan beri durmadan sınavlara çalışıyorum. Durmadan derken mecaz anlamda değil, harbiden durmadım yani :) Hayatımda hiç bu kadar yoğun bir sınav dönemi geçirmemiştim. Mesela dünkü sınava hiç uyumadan girdim. Ondan önceki sınavlara çok az uyuyarak girdim. Hatta İstatistik sınavına 2 saatlik uykuyla girdim ama ilginç bir şekilde hala kendimdeydim. Az uyuyunca insan daha mı dinç oluyor ne 8-)

     Salı günü Muhasebe, Çarşamba günü Tarih sınavına girdikten sonra Perşembe günü İstanbul’dan Şile’ye bir daha git-gel olmasın diyerekten yurtta kaldım. Çok özlemişim oda arkadaşlarımı yahu.. Uzun zamandan beri odaya gitmediğim için “senin bölümünü kiraya verecektik” veya “senin bölümünü çamaşır kurutma odası gibi kullanıyoruz” ve türevleri gibi cümleler sarf ettiler :Ç E haklılar valla :Ä Veee Ayça’nın annesinin arayıp bizim için yazıldığını söylediği bir şarkıyla sınav dönemimize renk geldi :Ç Şarkıda öyle bir “çok sıkıldım oooo” diyor ki, söyleyip söyleyip göbek attık :Ç Sonra internetten klibini bulalım bakalım deyip seyrettik. Rober Hatemo Klipte öyle bir göbek atıyor ki artık biz göbek atmaktan vazgeçtik bu işi bizden iyi yapanlar var diye :Ä Yani böyle seyret-seyret-gül bir klip olamaz :Ç Buyrun siz de buradan seyredin.. Sağolsunlar, Aysun’la Ayça İstatistik sınavına bu şarkıyı dinletip gönderdiler beni ve sınavım süper geçti. Tabi sınavda durup durup şarkıyı söylemem haricinde :Ç

     Efenim, bir de dünkü efsanevi Ekonomi sınavını anlatmasan olmaz. Dakka bir gol bir, 9′da girmemiz gereken sınava yarım saat ayakta bekledikten sonra 9:30′da girdik. Bu durum traji-komik olsa da sebebi trajisiz komik. Sınıfın kapısının anahtarlarının bulunduğu güvenlik görevlisi izindeymiş :Ç İki saat hoca anahtarı bulmaya çalıştı. Tabi biz öğrenci mileti çeşitli yaygaralarla dolaşıp durduk: “Sorular çalınmış oğlumm soruları çalmışlar nıhahaha”, “sınav iptal oldu eveee”, “hem kar yağıyo hem de kapılar kilitli sınav yookk” gibi saçmasalak konuşarak geçirdik yarım saati :Ç Ama bu sonucu değiştirmedi maalesef :ühüh: Zaten Ekonomi hocası bize attığı mailde sınav için tek bir A4 kağıdına formülleri ve ne istersek onu yazıp sınava öyle girebileceğimizi yazmış :hıı: Nası yanii deyip sınava çalışmaktan çok hocanın mantığını anlamaya çalıştık :Ä Ya düşük olan ortalamaları yükseltmeye çalışıyordu, ya da kopya kağıdını kullanamayacağımız bir sınav bizi bekliyordu. Tabi ki öğrenci şansı birincisi olmadı. Zate önümüze 20 sayfalık sınav koyulduğunda biz önce bir kaldık kal: sonra da sınavın kaç saat süreceğini sorduk. Hoca “as soon as possible” dedi :Ç Biz öyle bakakaldık sonra da emin olmamız için “ne zaman bitirirseniz o zaman verirsiniz” dedi. Sanırım sınavı abarttığının o da farkındaydı :Ç Sınavla resmen boğuştuk. Bi ara sınavı bırakıp çevremi seyretmeye başladım nasıl olsa sınavın süresinde bir kısıtlama yoktu :Ç Öyle komiğime gitti ki, üfleyenler, soru kağıdının dibine girip çözmeye çalışanlar, silgi tozunu üflerken kağıdını uçuranlar, sıkıntıdan saçlarıyla oynayan ve hatta krem sürenler… :Ç Resmen ÖSS gibiydi, 3 saat sürdü. Ben çıktığımda da daha devam edenler vardı üstelik. Çıkarken “hocam çok zor sormuşsunuz alacağınız olsun” dediğimde hoca “sınavda eğlenin istedim” deyip güldü :Ç Aslında çok iyi biri, seviyorum, sınavlarda zor sorup dönem sonunda fazla puan veriyor. Hayatımda iki ilki yaşadım dün. Birincisi sınava hocanın izin verdiği bir kopya kağıdıyla giriyordum, ikincisi sınavın süresi yoktu :hıı: İlginç bir gün beni bekliyordu :Ä Kopya kağıdını kullanabildik mi? Tabi ki hayırrr!!! :oklava:

Neyse, sonunda sağ salim burdayım. Siz sağ ben selamet de desem olur :Ä Vee teşekkür ederim, hoşbulduummm..

« Previous Page