Tuvalet Sorunu(!)

Kategori: Hayat, Saçmalama — 29 March 2007, Thursday @ 20:24

goruntu492.jpg

Şimdi efendim bu nedir? Bir önceki yazımda ilkokul arkadaşlarımla buluşup ilkokulumuza gittiğimizi söylemiştim. Fakat bir konuyu anlatmayı unutmuşum. Sağolsun, Gözde hatırlattı :) Gaziosman Paşa İlköğretim Okulu.. Seneler önce çıkan yangından dolayı harap bir şekilde kendisi. Biz orayı ziyaret edelim dedik ve bahçeden içeri girdik. Okuldan içeri girmeye niyetimiz yoktu tabii ki. Çürük tahta binanın içine girecek kadar sıyırmadık! Ama okulun giriş kapısının önündeki yazı dikkatimizi çekti. Yukarıda gördüğünüz üzere “Tuvalete girmek tehlikeli ve yasaktır”. Tamam da, tuvaleti bırak, içeri girmek bi kere tehlikeli ve yasak olmalı. Komiğimize gitti, ben de hemen fotoğrafını çekeyim dedim. Benim fotoğraf çektiğimi görünce oradaki otopark görevlisi muzur bir tavırla “çekmeyin kardeşim çekmeyin” gibi bişeyler söyledi :Ç Beni magazinci zannetti heralde :Ä Ben de “yok hoşuma gitti ondan çekiyorum” dedim. Gülümsedi, gülümsedim, gülümsedik.. Okulun bahçesini şöööyle bir turladık. Eski günleri yad ettik ve yine dönüp dolaşıp aynı yere, kapının önüne geldik. Fakat birşeyler farklı gibiydi. Evet, evet farklıydı. Aşağıdaki tabloyu görünce iyice güldük. Görevli bu sefer: “Hayır, yanlış anlaşılıyor öyle. Ben zaten düzeltecektim zaman bulamadım. Tuvalete değil aslında binaya girmeyin olacak o” :Ç Yahu, sanki teftişe geldim he. Adamcağız kâğıt bulup “tuvalete” yazısının üstünü kapamış :hıı: Tamam amca, yorma sen kendini ne anlama gelirse gelsin biz bu kâğıdı böyle sevdik, böyle kabullendik. Doğrusuyla yanlışıyla o bizim kâğıdımız. Uzatmayayım da sizi düzeltilmiş hâliyle başbaşa bırakayım:

goruntu493.jpg

Kim Demiş Yonja Kötüdür Diye?

Kategori: Eğlence, Hayat — 27 March 2007, Tuesday @ 13:23

Seviyesizmiş, gereksizmiş, iğrençmiş vs vs. Doğruluk payı var mı? Var tabi; ama kullanmasını bilirsen işler değişiyor. Neden böyle diyorum? Çünkü www.yonja.com adlı ulu site ilkokul arkadaşlarımı bulmamı ve onlarla buluşmamızı sağladı! Cumartesi günü hepimiz için uygundu ve buluşmaya karar verdik. Daha doğrusu ben karar verdim. Lâkin onların haberleri yoktu kim gelecek kim gelmeyecek. Üff, karışık oldu. Ama karışık olmaması imkânsız çünkü gerçeği karışık.

Birkaç hafta önce yonjaya girdiğimde, ortaokul yıllarından beri görüşmediğimiz Canan’ın bana oradan mesaj attığını gördüm. Gözlerime inanamadım fotoğraflarını görünce. O kadar çok değişmiş, o kadar çok güzelleşmiş ve büyümüştü ki bir an öyle ağzım açık bir şekilde ekranın karşısında kaldım. Sonra baktım ki bu böyle olmayacak, çenemi toplamaya ve aklımı başıma devşirmeye karar verdim. İlkokul arkadaşlarımı birbirlerinden habersiz buluşturacaktım ve bunun için sinsi bir plan gerekiyordu ^o) Ama bende bunlardan çok vardı ve hemen bir tanesini devreye soktum :) Gözde’ye, Cumartesi buluşup biryerlere gitmemizi, ona anlatacak şeylerim olduğunu söyledim. Canan’a da tabi. Canan da Ahmet’i getirecekmiş. Çağrı’yla da dolaylı olarak yonja sayesinde karşılaşmıştık geçtiğimiz hafta. Onu da çağırdım tabi. Onca sene başkanlık yapmıştım onlara, tabi ki geleceklerdi :Ä Şimdi olay şu: Gözde, sadece benimle buluşacağını sanıyor, kimsenin geleceğini bilmiyor. Canan, sadece ben ve Ahmet olacağız diye biliyor. Ahmet de sadece Canan ve ben olacağımızı sanıyor. Bir tek ben herşeyi biliyorum :parlak: Ama bu her zaman iyi bir durum olmuyor tabi. Önce Çağrı’yla Gözde gelecekti, sonra Canan, sonra da Ahmet. Ama planlar tersine dönmedi mi! Gözde vapuru kaçırdı, Çağrı arabasını park edecek yer bulamadı ve Canan en son gelmesi gereken kişi olmasına rağmen en önce geldi! Ben sinirden tırnaklarımı yemeye, öğütmeye ve sindirmeye başladım :@ Sonra Gözde geldi ve onların karşılaşması görülmeye değerdi. İkisi de beni suçlarlarmış gibi bana baktılar, sonra bir sarıldılar ki.. Ahmet de geldi. Kilo vermişti ve çok değişmişti. O da çok şaşırdı Gözde’yi görünce. Hesaba göre herkes tamamdı==> Onların hesabına göre tabi. En önce gelmesi gereken kişi gelmemişti==> ÇAĞRI :@ Bunların 3′ü neden bir yere gitmediğimizi ve orada öylece dikildiğimizi soruyorlardı ben de mecburen “Biri daha gelecek” demek zorunda kaldım. Halbuki pat diye gelsin, sürpriz olsun istiyordum; ama yine de sürpriz oldu hatta sürpriz bombardımanına tuttum onları resmen :Ç Çağrı gelince yine şaşırdılar filan. En güzel şey de onların o hâllerini seyretmek :Ç E 4′ümüz de toplandığımıza göre, artık biryerlere gidebilirdik. Hava çok güzel diye Ortaköy’e gidelim dedik. Benim için Ortaköy’den gelip Ortaköy’e gitmek de ayrı bir akıl ya neyse :Ä Tesadüfen ilkokul arkadaşlarımızın 2 tanesini daha gördük. Bu sefer ben de şaşırdım. Ama herkes bana baktı bu işin altından da ben çıkacakmışım gibi. Benim lafım hazırdı: “Valla bu sefer ben yapmadım” :Ç Ama onların işi varmış, ayrıldılar. Biz de bol bol fotoğraf çekip eski günlerden konuştuk. Bir başka sürpriz olaraktan ilkokulda çektirdiğimiz bütün fotoğrafları toplayıp bir albüme koydum. Herkes bakıp bakıp güldü, kendimizle alay ettik yani, çok komikti :Ç Gaziosman Paşa İlköğretim Okulu’nu bilirsiniz. Yıllar önce bir yangın yüzünden harabeye döndü ve şimdi otopark olarak kullanılıyor. Oraya gittik; zaten hemen Ortaköy sahilinin yanında. Seneler sonra aynı yerde aynı insanlarla olmak çok garip. Seksek oynadığımız, duvarlara yazı yazdığımız, su savaşı yaptığımız ve yağmurda saklandığımız yerlere baktık. İstiklâl Marşı’nı okuduğumuz, kömürlerin üzerlerine çıkıp üstümüzü başımızı kirlettiğimiz, ip atladığımız, ortada sıçan oynadığımız günleri hatırladık. Hüzünlendik, hüzünlendik. Okulun o perişan hâlini görünce içimiz acıdı. O görkemli, şaşaalı bina bir anda yanıp gitmişti. O güzelim tarihi eser bir anda kül olmuştu. Kullanılamayacak hâldeydi, içeri girilmiyordu. Halbuki biz içeri girip eski hocalarımızı, şimdiki öğrencileri ve eski sınıflarımızı da görmek isterdik.

Sonuç olaraktan Cumartesi çok güzel bir gün oldu. Organizasyon yapmak dışarıdan kolay gibi görünse de insanın içini kemiriyor, yiyip bitiriyor. Panik stres hipertansiyon oldum valla. Ama değdi. Artık sık sık tekrarlama kararı aldık bugünleri, daha büyük bir kadroyla. Ve buradan herkese sesleniyorum! İlkokul arkadaşlarınızı bulun. Bunun için yonja’yı kullanabilirsiniz, korkmayın ısırmaz :Ä Isırttırmazsanız tabi..

Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti!

Kategori: Eğlence, Hayat — 21 March 2007, Wednesday @ 18:57

Herkesi vurduğu gibi biz öğrencileri de vurdu erken gelen bahar. Sabah, derslerimle ilgili gayet masumâne düşünceler içerisindeyken Ayça, Aysun ve Bedirhan dondurma almaya gitmeyi önerip aklımı çeldi. Aslında beni yurda gönderirken annemin “Kızım, dikkat et bak ‘gel benimle, sana dondurma alıcam’ diyenlerle sakın gitme tamam mı?” diye uyarması gerekiyor :Ç Tabi ki o masumâne hislerim bir anda gitti ve kendimi elimde dondurma, Şile’nin erken gelen baharında, hafif esen rüzgârında yürürken buldum. Sadece ben mi? 4 kişiydik. Demek ki tek aklı çelinen ben değilmişim. Amaann, bu havada derse mi girilir Allah aşkına? İşin kötüsü, daha birinci vizeleri bile olmadık. Böyle olmaması gerekiyordu. Bahar dediğin final döneminde filan gelir, zavallı öğrenciyi böyle zor durumda bırakmaz.
goruntu477.jpg Şu havaların insanlar üzerinde nasıl büyülü bir etkisi vardır ki insanın ruh hâli hemen değişir, farklı şeyler hisseder, hayattan zevk almaya başlar veya hayattan soğur.. Sabah kalkınca perdemizi açtığımızda kara bulutlu, yağmurlu veya yağmur eğilimli bir hava gördüğümüzden ne kadar farklıdır güneşli, gökyüzünün temiz olduğu bir havayla karşılaştığımızdaki ruh halimiz. Sanırım bizi de bugün yollara atan, sahilin ve güneşin tadını çıkarmaya ve bu pozları vermeye iten şey de buydu.
Uzanmışız dalgakırana giden yolun taş zemininin üzerine… Üzerimizde güneş, kulağımızda dalga sesleri, güneşin sıcaklığını yeteri kadar kesen rüzgâr, biraz önce mideye indirdiğimiz dondurmanın verdiği huzur :Ç vs. vs.
goruntu480.jpg Burada da almışız denizi arkamıza gel keyfim gel.. O sırada hocanın şu anda sınıfta neyi anlatıyor olabileceğini şöyle bir düşünmeye yeltendim. Zaten mübarek, Mesut Yılmaz gibi. Bir kelime ediyor, on saat bekliyor, iki kelime arasındaki boşlukta tavana bakıyor, aynı zamanda sınıfta tur atıyor filan. Biz fenalıklar içerisinde kafamızı bir sağa bir sola çevirip hocayı gözümüzde sabitlemeye çalışıyoruz ama onun yer değiştirmekte ısrarlı olduğunu anlamamız uzun sürmüyor. “Yes… ııııı…. this lesson….ıııııı” diye konuşurken içim daralıyor, beynim fırıldak gibi dönüyor, tepe manyağı oluyorum adeta. Şu anda sınıfta mı olmak isterdim? Hiç sanmıyorum. Dedim ya, bu havalar insanın havasını değiştirir, yoldan çıkarır, insanı esir alır, onda bağımlılık yapar vs vs. Bunu bizden çok önce Orhan Veli keşfetmiş tabi. “Beni bu güzel havalar mahvetti“..

İçimiz Isınsın

Kategori: Eğlence, Hayat, Nam Nam, Saçmalama — 19 March 2007, Monday @ 18:42

Yaklaşık 1 hafta önce hatırla(ma)dığınız gibi haftasonu yağmurluydu. Bu duruma şaşırmıştık; lâkin zamanımızda Mart ayında yağmur mu olurmuş! Neyse, annemle yürüyüşe çıkalım dedik. Hava yağmurlu, rüzgâr deli gibi esiyor, biz iki mazoşist Ortaköy-Beşiktaş, daha sonra da Beşiktaş-Ortaköy yolunu yürüdük. Ama bu havada yürümenin de ayrı bir zevki var. Kavuran güneşte ter kan içinde yürümeye kıyasla daha cazip olsa gerek.. Yaptığımız şeyler bununla kalmadı, bir de durağımız olan Beşiktaş’ta dondurma yedik her zamanki dondurmacımızdan. Ama napalım? Bu kadar güzel dondurması olmasaydı! Belki bileniniz vardır, Tansaş’ın karşısındaki Roma Dondurmacısı. Zaten artık Beşiktaş’ta bir yerde görsem orada çalışanlardan birini, direk selamlaşıyoruz gülüyoruz filan. Bir gün arkadaşlarımla gittiğimde ne çeşit dondurma istediğimi sorunca “kaymaklı, çikolatalı, bi de hmm şeyli” deyip kaldım, aklıma bir türlü gelmedi. O da “karamelli olmasın?” deyip güldü. E biliyor artık ne aldığımı :) Neyse, biz dondurmalarımızı eldivenli ellerimize aldık, ve dükkanın önündeki küçük sandalyelere oturduk. Gelen geçen bize şaşkınlıkla bakıyordu. Sadece insanların o şaşkınlığını görmek için bile dondurma yiyip hasta olmaya değerdi :Ç O kadar eğlenceli ki, hatta bir kız dalgınlıkla bize baktı, sonra çevirip kafasını tekrar baktı filan. Bazı insanları da cesaretlendirdik tabi, bizi öyle görünce onlar da aldılar. Bir de aldıktan sonra bize güldüler. O havada dondurma yiyen sayılı insanların arasında bir bağ oluyor. Yabancı bir ülkede aynı memleketten insanların arasında olan bağ gibi :Ç “Aaa siz de mi dondurma yiyosunuz bak işte biz de..” anlamında bakan gözler eşliğinde dondurmalarımızı bitirdik. O soğuk havada içimizi ısıtmıştı adeta. Sonra da Ortaköy’ümüze yürüdük tekrar. Vee hasta filan olmadık. Kışın dondurma yerseniz hasta olursunuz lafları yalan! Haa, bu arada eldivenli bir elde dondurma nasıl duruyor merak edersiniz diye de resmini bilem çektim :Ä Buyrun:

dondurma.JPG

Sersemlik Hâli..

Kategori: Eğlence, Hayat, Saçmalama — 16 March 2007, Friday @ 20:38

     Gördüğünüz gibi 3 günden beri yazı yazamıyorum. Yazamıyorum diyorum; çünkü Çarşamba günkü sersemlikten sonra kendime anca anca gelebildim. Ne mi vardı Çarşamba günü?

     Müthiş bir rüzgâr.. Ama gerçekten seni alıp götürecek cinsten. Sadece Şile mi öyleydi yoksa İstanbul da aynı dertten mustarip miydi bilemiyorum. Yurt binasından derslik binasına iki kere gidip gelmek zorundaydım; çünkü ders saatlerimde aralıklar vardı. Aslında neden yürüdüğüme bir anlam veremiyorum. Yurt binasının önünde dursam ve kendimi rüzgâra bıraksam o beni derslik binasına götürürdü :Ç Ama itiraf etmeliyim ki uçacağım diye çok korktum :ühüh: Bunu anneme söylediğimde ise yine uslu duramadı ve gülerek şöyle dedi:

     “Aman Tuğçe cebine birkaç taş koy bari” :Ç

Mum Işığında..

Kategori: Bilinç Akışı, Hayat — 13 March 2007, Tuesday @ 21:59

mum.jpg Geçtiğimiz Cumartesi, anneannem televizyon seyrederken, annem maillerini kontrol ederken ve ben saçlarımı kuruturken birdenbire kesiliverdi elektrikler. Akşamüzeri olmasına rağmen hava oldukça karanlıktı. İş miydi şimdi bu! Evin bütün üyeleri elektrikle çalışan aletlerle meşguldüler ve hiç de sırası değildi. Sövüldü, sayıldı giden elektriğe. Annemle anneannem ön odada oturmaya gittiler, ben de mum yakıp odamda kitabımı okumaya. Mum ışığında kitap okuması ne kadar zevkliymiş meğer! Ara sıra muma dalıp gittim. Onun yanışına, giderek eriyişine, damlalarının dibine akmasına.. Mumun o eşsiz güzelliği, zamanımızın ışıl ışıl parlatıcı elektronik aletlerinin altında öylesine ezilmiş, öylesine unutulmuş ki.. Çeşit çeşit, kokulu kokusuz, renkli renksiz mumlar alıp ara sıra neden mum keyfi yapmadığımı düşündüm. Sonra kitabıma döndüm. Kitap daha anlamlı geldi, kendimi onun içinde daha bir kaybolmuş buldum. Diğer türlü ben kitaba kendimi vermeye çalışırken bir yandan müzik sesi, bir yandan bilgisayarın kasasının çıkardığı ses, bir yandan içeriden gelen televizyon sesi.. Kitaba ve bu şekilde kafamı dinlemeye daha fazla zaman ayırmam gerektiğini düşündüm. Sonra içeriden annem çağırdı. Gittim.
O kadar güzel bir sohbet ettik ki bu kadar çok muydu konuşacak şeylerimiz diye şaşırdık. Mumları söndürdük; dışarıki sokak lambasının verdiği aydınlık yetiyordu. Birbirimizin suratlarını belli belirsiz görüyorduk ama ortamdan memnunduk. Bir ara, teknolojinin aslında bizden çok şey götürmüş olduğunu fark ettim. Ve akşamın sonu belli. Buzdolabının çalışma sesi, etrafın aydınlanışı, televizyon ışığının yanmasıyla geri döndük çok sesli, çok yoğun, biraz da içe dönük hayatımıza..

Maskeli İnsanlar

Kategori: Bilinç Akışı, Hayat — 12 March 2007, Monday @ 17:26

Bazı insanlar vardır, sana iyi görünürler. Yüzüne güler, sen de iyi bir insan olduğunu, en azından bu mesafeden sana bir zararı olmayacağını, seni tanımadığı için de senin hakkında kötü şeyler düşünemeyeceğini zannedersin. Hatta bu kadar şeyi zannetmezsin bile, çünkü düşünmezsin. Sadece sana güldüğünde gülersin, sana selam verdiğinde karşılık verirsin o kadar. Ama aslında senin hakkında sandığın kadar da boş olmadığını, ileri geri laflar ettiğini bir şekilde duyarsın/görürsün/öğrenirsin. İşte o zaman başlarsın kafanın içinde düşünmeye, sorgulamaya. Gülersin alaycı bir şekilde. “Ne insanlar var” diye. Seni daha tanımıyor, oturup konuşmuşluğunuz yok, ama arkandan neler söyleyebilecek potansiyele sahip. Potansiyeli kinetiğe çevirmiyor da değil hani. Onlar ne kadar zavallıdırlar ki, arkandan söylediklerini karşına geçip söyleyemezler. Seni görünce gülmeseler, selam vermeseler ve soğuk davransalar, yüzüne gülüp arkandan konuşmaktan daha gururlu bir şey yapmış olurlar. Ama hayatın her evresinde çıkar böyleleri. Belki kendinin değerini anlaman için, belki gereksiz insanları tanımanın bazen bir şekilde gerekli olduğunu anlaman için.. Ama onlar hiç farkında değillerdir. Kandırdığı sandığı insanların aslında o kadar aptal olmadıklarını. Tek aptalın kendileri olduğunu..

Yeteerrrr!! Hrrrr!!!

Kategori: Hayat — 11 March 2007, Sunday @ 01:37

Sinirli bir giriş yaptım; çünkü sinirliyim. Daha önce yazdığım, buradan ulaşabileceğiniz yazımdaki olaya benzer bir olay yüzünden.. Bugün periyodik haftasonu alışverişini yaparken bulunduğum süpermarkette bir yoğurt tanıtımının olduğunu gördüm. İçim’in yeni çıkardığı meyveli yoğurt. Şeftalilisi ve muzlusu var şimdilik. Ben bir meyveli yoğurt hastası olaraktan hemen tattım tabi. Görevli kız da markayı övdü de övdü doğal olarak ve sonunda “özellikle sizin gibi gelişme çağında olanlar için çok faydalı” diye bir cümle sarf etti kal: Nefis şeftali aromasının verdiği keyifle belli belirsiz bir gülümsemeyle aralanan dudaklarım bu cümleden sonra dişlerim tarafından ısırıldı ve böylece kıza saldırma isteğimin bir nebze önüne geçildi. “Sizce kaç yaşındayım?” diye sordum ve kız: “15-16″ demesin mi! :oklava: Sanırım bu neden ortaokul çağındaki çocukların sokakta bana baktıklarını açıklıyor.. :^)

Next Page »