Uyku İstiyorum!!!

Kategori: Eğlence, Hayat, Saçmalama — 8 March 2007, Thursday @ 13:25

Ben garip bir insanım. Garip olmakla garip olmamak arasında bir seçim yaptım ve garipliği seçtim. Bu, kendi irademle yaptığım bir seçimdi. Ama irademden bağımsız olarak bile garibim sanırım. Ertesi sabah erken kalkmam gerekmediği, bütüüün bir sabahın beni beklediği ve uyumamı anlayışla karşıladığı günlerde bir önceki gece rahat rahat uyuyorum, hemencik dalıyorum uykuya. Ama sabah erken kalkmam gerektiği zaman uyu uyuyabilirsen! Örn: Dün gece!

Dün öğlen vakitlerinde öyle çok uykum vardı ki akıllara zarar! Ama derslere girmem gerekiyordu tabii ki.. Plan ne? Odaya gider gitmez uyumak! Ama hiçbir zaman bu plan tutmaz, çünkü odaya gidince veya dersler bitince uykun kaçıverir. Aslında uykumu getirenin dersler olduğunu da anlıyoruz buradan. Neyse, nasılsa akşam uykum gelir dedim ve uyumayı akşama erteledim. Vee akşam geldi çattı. Hatta saat 2 filandı ben yatağa girdiğimde. Sabah erken uyanmalıydım; çünkü hem Akın gelecekti Şile’ye, hem de dersim vardı. Keşke yatağa yatmakla iş bitse!

Önce soluma döndüm, gözlerimi kapadım. Beynimden adeta bütün günün şeridi geçti. Özellikle otur babam otur ve dinle babam dinle derslerde nasıl uykumun geldiğini ve gözlerimin kapandığını hatırlamaya çalıştım ki uyuyabileyim diye. I-ıh olmuyor. Sonra düz yattım. Tavana baktım. Birazcık tavanı seyrettim. Tavanda güzel şeyler yoktu, ilgimi çekmedi; ben de sağıma döndüm. Sonra aklıma uzun zamandan beri Bayram’la konuşmadığım geldi. Özledim keratayı. Sonra da çekmecemdeki tonbalığının orada bozulup bozulmadığını düşündüm. Ya bozulduysa ne yapardım?!? Yarın sabah galete mi yemeliydim yoksa kepek ekmeğiyle kaşar peynir mi? Çekmecemin altına kaçan ve elimin uzanmadığı kağıt tabaklarımı oradan nasıl alacaktım? Sopa filan da yoktu ki onunla dürtüp çıkartayım! :oklava: Bu haftasonu televizyonda seyredilecek ne vardı? Peki onu izlerken ne yiyecektim? Evet, bütün bunları düşünmek için harika bir zamanlama! Saat 3 olmuştu bile. Hangi konu üzerinde ne kadar düşündüğümü hatırlamıyorum. Enteresan olan şey, gözlerim kapalıyken düşününce, düşündüklerim gözümün önünde daha bir canlanıyor. Üfff yine susamıştım! Ama çok su içersem bu sefer de tuvalete kalkmam gerekecek, o kadar yol yürüyemem, en iyisi içmeyeyim. :ühüh: Ama bu sefer de uyuyamıyorum. Allah’ım ne sorunlu bir kızım! Bir ara gecenin 3′ünde kalkıp yazı yazmak bile geldi aklıma. Sıcağı sıcağına yazmalıyım bunu diyerekten. Ama üşendim, anlamsız ve şuursuz bir şekilde uyumadan yatmak daha cazip geldi? :hıı: Veee sonunda uyumuşum hahaha :Ä

Ama uyuduğumda saat 3:30 idi ve ben uyandığımda tabi ki uykumu alamamıştım! Ama bu sabahı güzelleştiren bir şey vardı ki o şey tarih dersiydi!! Heee, bu arada bugün kadınlar günüymüş. Önce Cem’den sonra tarih hocamız Asım Karaömerlioğlu’ndan kutlamalar aldık sınıf olaraktan :) Ben de buradan bütün kadınlarımızın Kadınlar Günü’nü kutlayayım barik. Ne kadar anlamsız bulsam da bugünü, anlamlı bulanlara saygısızlık olmasın :^) Vee hepinize düzenli uyku dolu günler dilerim efendim :)

Süper Doktor

Kategori: Eğlence, Hayat — 4 March 2007, Sunday @ 16:25

Efenim, bildiğiniz ve bilmiyorsanız buradan ulaşabileceğiniz gibi mide şikayetlerimden dolayı doktora gittiğimi ve endoskopi yaptırdığımı anlatmıştım, hatta midemin şeklini bilem koymuştum :Ç

Efenim, 2 gün önce yani Cuma günü, yorgun & argın & bitkin bir şekilde trafikli, dumanlı ve nice bunun gibi sıfatları içeren bir yolculuktan sonra Şile’den İstanbul’a vardım. Sonra da doktorum Dr. Necati Yenice’ye gittim kontrol amaçlı. Malum kullandığım ilaçlar bitti, hayatımda büyük bir boşluk oldu. Sabahları kalkınca adeta ilaç içmek istiyordum ama ilaçlarım bitmişti :ühüh: Muayenehaneye vardık ve sıramızın gelmesini beklemek üzere koltuklara oturduk. Geçen gittiğimizde Hülya Avşar’ı seyrettiğimizi ve midemin azdığını söylemiştim. Bu sefer sinir bozucu şeyler yoktu televizyonda. Aksine mayıştırıcı, uyutup bırakıcı, iç geçirici bir Türk Halk Müziği programı vardı TRT 4′te. Zaten buraya gelmeden önce evde tıka basa yemek yemiştim, sonra bu rahat koltuklara oturmuştum, bir de bu müzik çaldı mı Allaahhh.. İçim bir geçmiş bir geçmiş :Ç

Sonracığıma, doktorum beni çağırdı. Bismillah, odasına girer girmez “Gel bakalım Tuğçe, sen benim hakkımda bi yazı mı yazdın internete?” diye sorunca, biraz önceki müziğin etkisi altında fazla mı kaldım, o müzik beni uyuttu, şimdi de rüya mı görüyorum diye düşünmeden edemedim :hmm: Sonra ayıldım tabi ve bu durumun gayet gerçek olduğunu anladım. “Evet yazdım da siz nerden buldunuz” dedim şaşkınlık içinde. “Ben bulurum, benden kaçar mı” dedi. Yani, bendeki de soru! Koskoca doktordan internette bahsedeceksin, onun da gözünden mi kaçacak! Ama insan şaşkınlık anlarında böyle sorular sorabiliyor işte :) Yazımı beğendiğini, yazıma gelen yorumları beğendiğini ve yazma kabiliyetimin olduğunu söyledi. Benim ise deminki uyuşuk halimden eser kalmamıştı. Öyle hoşuma gitti ki bunları duymak :) Özellikle o yazıma gelen yorumlardan Sera’nın “Benim de yemek borumdan mideme kadar hortum soksalar, yemin ediyorum siteme midemin bikinili resmini bile koyardım” ve Cem’in “Görmemişin midesi olmuş, tutmuş sitesine koymuş!” yorumlarına bir güldük sormayın :Ç Tahminimce, içerideki hastalar “aa ne eğlenceli doktor eğlenirken öğretiyor” gibi şeyler söylemişlerdir :Ä

Şunu söylemeliyim ki, endoskopi olurken hiç acı hissetmediğim hatta olup olmadığını anlamadığım gibi bu kontrolden de bir şey anlamadım. Oldu ve bitti. Acısız, ağrısız, sızısız, dertsiz, tasasız. Nasıl oluyor da buraya bir sürü şikayetle gelirken yüzüm güler bir şekilde geri dönüyorum anlamıyorum :Ç Doktorların, insanların psikolojik eğilimlerini de göz önünde bulundurarak bir tanı koymaları ve buna uygun olarak hastanın içinde bulunduğu durumu anlatmaları tamamen uzmanlık işi. Mesela doktorum bana “Senin hiçbir şeyin yok. Tamamen beyninde bitiyor olay. Bu ilaçları kullanırsan ve beynine hükmedebilirsen bu şikayetinden kurtulursun. Midedeki asit tamamen sinire bağlı. Sinirlerine hakim olabildiğin sürece istediğini yiyebilirsin, yiyecek sınırı yok” yerine “Sen şimdi şu ilaçları içeceksin. Ardından bunları iç. Sonra yine gel. Onu bunu yeme. Dikkat et.” deyip beni panikletmesi ve ruh halim üzerinde bir etki yapmaması gayet olasıydı. Ama çok şükür ki yine iyi bir doktora düştüm :) Yine diyorum, çünkü küçük yaşlarda herkes diş doktorundan korkarken ben güle oynaya giderdim. İsmi Adnan Yel idi. “Sivrisinek ısıracak şimdi” derdi dişimi çekerken :Ç Eli de çok hafifti, kulakları çınlasın..

necati-yenice.jpg Haa, bir de Necati Bey bana “rengin yerine gelmiş geçen günkü gibi solgun değilsin” deyince, bana suratımdaki allığı aldırtan kozmetikçime içimden teşekkür ettim :Ç Ayrıca beni muayene ederken bir yandan da “Burslu musun? İyi aferin. Bastırınca ağrı var mı? Bölümün ne? Şimdi ağrıyor mu?” gibi sorulara “evet bursluyum. Yok ağrımıyor. İktisat. Yok yine ağrımıyor” diye cevaplar verdim ve burada doktorum yine dikkatimi dağıtmayı başardı. Her gidişimde bu sefer dikkatimi dağıtamayacak diye gidiyorum, sonra eve hüsranla dönüyorum :ühüh: :)

Bu kadar bahsedip de birlikte çekilmiş bir fotoğrafımızı koymamak olmaz hani :) Ve bu yazıyı Dr. Necati Yenice’nin bizi ve kendini güldüren bir sözüyle bitirmek istiyorum: “Senin kafan çok çalışıyor, başına ne geliyorsa bu kafandan geliyor. Beynin bu kadar çalıştığı için midende bu kadar asit var” :Ç Valla ne diyeyim, doğru.. Kafamı ona buna çalıştırırsam olacağı budur!

« Previous Page