Kornazede…

Kategori: Eğlence, Hayat, Saçmalama — 30 April 2007, Monday @ 16:29

     Daha başlığı yazarken fark ettim ki artık ellerim tutmuyor. Yorgunluktan, uykusuzluktan, dalgınlıktan vs vs. Bugün hatta 3 saat önce Makroekonomi sınavı olduk ve 2 haftalığına rahatım diyebilirim. Yine son gün çalıştım! Cuma’yı bırak, abartıp Cumartesi bile gezdim. Aslında gezmek denemez, hayırlı bir iş için sokaktaydım denir de neyse :) Hayırlı iş ne mi? Şimdilik bana kalsın :$ [Aslında hayırlı mı değil mi onu da bilmiyorum ya 8-)]

     Bugün 9 servisiyle Şile’me geldim, yurduma yerleştim. Ama gelene kadar neler çektim bir ben bilirim! Servis şoförünü anlayamıyorum bir türlü… Durup durup kornaya basıyor. Geçen hafta Cuma günü eve giderken de aynı şoförle gitmiştim. Şimdi bu şoförün hangi durumlarda kornaya bastığını söyleyeyim:

     1) Önünde otobüs varsa mutlaka kornaya basar. Üstelik geçen hafta abartıp otobüs duraktan yolcu alırken kornaya bastı. Yahu adam yolcuları bıraksın sana yol mu versin?
     2) Önünde, arkasında, sağında, solunda (saklambaç oynayasım geldi :Ä ) kamyon varsa -ki Şile yolunda kamyon gırla- vay halimize.. Kamyonun arkasındayken basar -hadi bunu anladım ‘dikkat et ben geliyorum, şimdi geçeceğim seni, yana kayma’ demek olabilir-, kamyonun yanındayken basar -anlamak gittikçe zorlaşıyor ama herhalde ‘bak geçeceğim dedim geçiyorum’ demek-, bir de kamyonu geçtikten sonra basar ki burada anlama kabiliyetim yetersiz kalır. ‘Bak geçtim seni hehehe’ anlamında olabilir. Sonra da tekrar korna çalabileceği yeni hedefler aramaya başlar :Ç
     3) Özellikle dikkat ettim, kaldırımda herhangi bir yolcu karşıdan karşıya geçmek için arabaları kontrol ederken, adım atmaya niyeti olmadığı halde bizim şoför yine korna çalıyor. Hadi kadın kendini arabaların önüne atacak gibi dursa anlayacağım da bu sefer neden bastın?!?!?! Getirebildiğim tek mantıklı açıklama kadına ‘aferin’ demek istiyor herhalde. ‘Aferin, böyle uslu uslu dur. Önce arabaları kontrol et, soluna sağına sonra tekrar soluna bak öyle geç. Aferin’ :|
     4) Bazen de kafasına göre takılıyor. Hiç bir sebep yokken, durup dururken, müzik dinlememe rağmen kulaklarımı haşat ettiğini hissettiğim bir korna sesiyle irkiliyorum. Utanmasa kornaya basıp oynayacak o derece yani. Çok kornayı enstrüman zanneder gördüm ben bu adamı canım!

     Aaahhhhh!!! Ne mi oldu? Sakız çiğnerken dudağımı ısırdım. Şu anda kanıyor. Ahı tuttu tabi! Tamam şoför abi kızma, bir daha hakkında konuşursam iki yüz olsun :|

NEDEN?!?!?!

Kategori: Hayat — 26 April 2007, Thursday @ 15:58

Bir “Neden?!?!?!” başlıklı yazıda daha karşınızdayım.

Evet, bugünkü sorum:

Neden yapmamız gereken onca önemli şey varken biz hiçbirini yapmayıp üşengeç üşengeç otururuz? Veya yapmamız gerekenin dışında her şeyi yaparız? Benim sınavlara çalışmam gerektiği halde sırayla önce bir neskafe keyfi yapmam, sonra sitemdeki resimlerimi düzenlemem, daha da sonra Ayça’yla çene çalmam ve Youtube’dan komik videolar seyretmem gibi. Kimbilir akşama kadar neler yapacağım.. Makroekonomi çalışmak dışında.

Evet.. NEDEN?!?!?!

[Şimdi izlediğim Youtube videolarından favorimi koyuyorum. Evren Bal arkadaşımız sağolsun, verdiği birkaç linkteki videolardan en beğendiğim bu. “I esk may madırrr” cümlesini söyleyişine ve “rich” derken elini oynatış şekline hasta oldum :Ç Seyredin, siz de hasta olun. Mükemmel bir telafuz, mükemmel bir İngilizce. Tebrikler!]

Korkuyorum…

Kategori: Eğlence, Hayat — 25 April 2007, Wednesday @ 18:48

     Bugün sınavım var diye daha fazla çalışmak için dün okula gelmedim. İki tane önemli dersim vardı: Macroeconomics (Makroekonomi) ve Game Theory (Oyun Teorisi). İkisi de önemliydi ama benim sınava daha fazla çalışmam gerekiyordu. Dün akşam itibariyle öğrendim ki Makroekonomi hocası gelmemiş ve ders olmamış, Oyun Teorisi dersinde de film seyretmişler. Bugün sınavdan bir saat önce İstatistik dersi vardı ve ben son bir tekrar yapayım diye derse girmedim. O ders de, okulumuzda düzenlenen kariyer günleri sebebiyle (hiçbir ders iptal olmamışken) iptal edilmiş kal: Bu ballı şansım, geçen döneme götürdü beni. Devamsızlık yapmanın sana çok şey kaybettireceği bir derse bir günlük gidememiştim. Hocanın bacağı kırılmış ve gelememişti kal:

     Öhöhm öhöööhmhm. Korkuyorum :ühüh:

23 Nisan Kutlu Olsun!

Kategori: Eğlence, Hayat — 24 April 2007, Tuesday @ 12:51

Sevinin küçükler
Övünün büyükler
23 Nisan kutlu olsun!

Ne kadar geride kaldı bu şarkıyı söyleyeli… 23 Nisan’ı bir çocuk olarak kutladığım günler çok geride kalmış gibi. Halbuki ortalama bir insan ömrü baz alınırsa çok da geçmemiş. Dündü 23 Nisan biliyorum ama ben yarınki “Özelleştirme” sınavım yüzünden yazı yazamadım. Şimdi nasıl yazıyorum? Fenalık geldi artık resmen fenalardayım, biraz ara vereyim dedim. Ve eskiden 23 Nisan’ları nasıl kutladığımız aklıma geldi.

Ortaokuldayken her 23 Nisan’da öğretmenlerimiz bize şiirler verirdi, onları okurduk. Okuması için şiir verilmeyen öğrenciler de törene gelmek zorunda bırakılırdı. Nedense kimse gelmek istemezdi törenlere. Saatlerce ayakta dikilip şiirleri ve yazıları dinlemek zor gelirdi herhalde. Bana da zor gelir miydi? Hatırlamıyorum. Ama törenlerde amma eğlenirdik! Özellikle şarkı söylenildiği zaman veya tören bittikten sonra günün gerisi bize kaldığında keyfimize diyecek yoktu. Törene gelmemizi garanti altına almak için her zaman öğretmenlerimiz “törende yoklama alacağım, gelmeyenlerin karne notundan bir puan düşeceğim” derdi. Biz de korkar gelirdik. Halbuki hiçbirinde yoklama alınmazdı. Veya alınırdı ama sonradan gümbürtüye giderdi. E o karışıklık içinde kim kontrol edecek ki gelmiş kim gitmiş! Üstelik o yaştaki zıpırlar bir oraya bir buraya koşar, uçar, zıplar, ne zaman nerede olduğu belli olmaz. Orta son sınıftayken de stadyumda yapılan gösterilerde görev almıştık. Kıyafetlerimiz rengârenkti. O çalışmalar sırasında ölüp bitmiştik, ne kadar kilo vermiştik.

Şimdi nasıl kutluyorum 23 Nisan’ı? Evimde sınavlara çalışarak. Ama suç bende. O kadar tatil vardı, gezdim tozdum ve yine son güne bıraktım! Ama ne yapayım ezber olunca, önceden ezberleyince sonra yine unutuyorum; tekrar ezberlemek zorunda kalıyorum. Allah’ım! Bir öğrencinin bahaneleri hiç mi bitmez!

Give It to Your Wife?!?!?!?!

Kategori: Eğlence, Saçmalama — 21 April 2007, Saturday @ 13:19

Give It to Your Wife

     Şimdi, burada bunu hazırlayan arkadaş neye değinmek istiyor acaba? Gördüğünüz gibi, üst tarafta kotun nasıl yıkanacağı, yıkanırken nelere dikkat edilmesi gerektiği ve nasıl ütüleneceği yazarken, alt tarafta ise “veya KARINIZA VERİN, BU ONUN İŞİ” yazıyor. Öncelikle söylemem gerekir ki gayet yaratıcı bir fikir :Ç Ama bu adamlar önlerini görememişler, eyvah Tuğçe kimbilir benim hakkımda ne yazacak dememişler ki korkusuzca böyle bir şeyi çıkarmışlar :Ä
     Şimci efendim, ben bu adamın bulunabileceği psikolojik durumları tahmin etmek istiyorum:
     1. Karısından zamanında çok çekmiş ve her zaman hayal ettiği ama ulaşamadığı bir eş tipini buraya yansıtmış olabilir. Hani “ben karıma hiçbir zaman yıkatamadım, bari siz yıkatın” veya “benim karım yıkamıyor ama aslında bu onun görevi. Siz kendi karınıza söyleyin, belki o yıkar” tarzında.
     2. Bu adam evlenmemiş. Evlenmemiş ki, böyle bir eş bulmanın zorluğunu bilmiyor. Sadece kot için değil tabi ki. E bu adam yok çamaşır yıkamayın karınıza verin bu onun görevi, yok bulaşık yıkamayın karınıza yıkatın bu onun görevi, yok ütülemeyin durun hayır nolamaz sakın toz almayın, fayansları silmeyin, alışveriş yapmayın vs vs her birşeyi karısına yükleyebileceğini zannediyor zavallıcık. Bu da onun neden evde kaldığını açıklıyor zaten :Ä
     3. Ya da tam tersine, bu adam evli ve mükemmel bir karısı var. Her işini yapıyor, adamın elini sıcak sudan soğuk suya sokmuyor :Ä Doğal olarak o da herkesin karısını böyle zannediyor. Be kardeşim, olan var olmayan var değil mi? Yasemin Yalçın’ın bir bölümünde öyle bir şey vardı. İtilmiş-Kakılmış tiplemesinde Kakılmış’a bir kadın akıl veriyor: “Bak benim kocam da böyleydi. Yemek mi istiyor, dayayacaksın önüne köpek mamasını. Çamaşırı mı yıkanmamış, vereceksin kirli çamaşırları önüne kendi yıkasın. Bak nasıl iyi davranıyor ondan sonra sana”. Kakılmış da zavallıcık bunları uyguluyor ve 1 ay sonra filan kadına gözü mor bir şekilde telefon açıp diyor ki: “… Hanım, tamam iyi söylersin hoş söylersin de bunun olumlu sonuç verebilmesi için bir de seninki gibi bi koca lazım” diyor :Ç
     Şimdi bütün bu kurgularımdan sonra “ya bunu yazan bir kadınsa?” demeyin, kalırım kal:
     [Canım Ergun Dayıcım, senin yorumların olmadan olmuyor, sitenin tadı tuzu kaçtı. Tekrar değerli yorumlarını bekliyorum :)]

Hiç Merak Etmeyin, Hayatınız Fıstık Gibi Olacak

Kategori: Eğlence, Saçmalama — 18 April 2007, Wednesday @ 19:57

1 haftalık tatil süresinde hiç evde kalmadım mı? Hep gezdim mi? Az da olsa kaldım ve kaldığım günlerde çoğunlukla Sims oynayıp ilginç sitelere girdim. Bi tanesinde öyle bir video buldum ki ahanda tam benim sitelik dedim :Ä Sabah İstatistik sınavına girdim ve bittii!! Ülkemize ve milletimize hayırlı uğurlu olsun. Ama yarın tarih var ve ben tarih çalışmam gereken yerde hala şu videoyu seyredip gülmekteyim. Dün Ayça’ya ve akşam Aysun’la Bedirhan’a da seyrettirdim. Hep birlikte gül gül bir hal olduk. Hiç merak etmeyin, daha fazla uzatmıyorum:


Şarkı Söylemek Lazım

Kategori: Eğlence, Hayat, Müzik — 17 April 2007, Tuesday @ 14:30

     Burada bas bas bağırdığım üzere sınavlardan fenalık gelmişti (hala gitmedi) ve Pazar akşamı televizyon seyretmenin hakkım olduğunu düşündüm. İstatistik kitabım önümde, ben televizyonun karşısında geçinip gidiyorduk. Annemle anneannem de birşeyler seyrediyorlardı. Show TV’deki “Şarkı Söylemek Lazım”a takıldık. Jüri üyelerinin, yarışmacıların, şarkıcıların ve sunucunun arasında o kadar komik konuşmalar geçiyordu ki, en sonunda dur yazayım bir kenara şunları dedim. Geç kaldım yazmak için ama yakalayabildiklerim şunlar:

 

Didem Uzel: Yani sonuçta burada sonsuza kadar kalacak değiliz. Kök salmayacağız, sırayla gideceğiz.
Behsat Uygur: Tabi ki, hiçbirimiz saksı değiliz.
_______________
Yeliz: Biz bu şarkıyı annemle babama söyledik. Yani ben söyledim. Semih de katılıyo bana.
Semih Saygıner: Ben de burada öğrendim katıldığımı.
Behsat: Yani nası katılıyor? Burada mı katıldı?
_______________

Erol Büyükburç: Televizyon bir kaktüstür.
_______________

     Bunların dışında sanatçılarımızın Türkçemizi ne de güzel kullandığıyla ilgili birkaç örnek de vereyim:

Yeliz: Nonstop çalıştık. (Madem nonstop kelimesi kullanılıyor, bari “nanstop” diye telaffuz edilse. Yazıldığı gibi okunmaz ki!)
Fuat (MFÖ’den): Ben bu şarkıda balance hissedemedim.
Ferda Anıl Yarkın: Ben Helin’in performansını beğeniyorum. Sona kaldıysak napalım, no problem.

     Bu malzemelerden sonra her Pazar bu programı izleyip size böyle bir demet sunmaya karar verdim :)

Uzun Olan Bir Tatil?

Kategori: Bilinç Akışı, Hayat — 15 April 2007, Sunday @ 12:31

Söyleyin, hangi insanoğluna bir tatil uzun gelebilir? Bütün tatiller kısadır! İster 2 gün olsun -ki bu durumda zaten kısa olmuş oluyor :Ä -, ister 2 hafta, ister 2 ay (ister 2 yıl deyip de abartmayacağım, ütopik mevzulara girmeye gerek yok).. İşte bizim tatilimiz de bitti. Paskalya dolayısıyla okulumuz 1 hafta tatildi ve tatil için bir sürü planım vardı. Hepsini yaptım mı? Ben de mükemmel değilim değil mi? Hala birkaç kitabım melun melun bakıyor bana raflardan, hala birkaç film seyredilmeyi bekliyor, hala gidilesi yerler gidilmeyi ümit ediyor :ühüh: Halbuki ben oturmuş günlerdir İstatistik ve türevlerini çalışıyorum. Neden? Tatil sonrası sınavlarr!! Hrrrr!! :oklava:

Tatil sonrası sınav olayına oldum olası bitmişimdir. Her anlamda bitmişimdir. Hem tatilde kendimi paraladığım için fiziksel, hem de hocaların mantığını anlamaya çalıştığım için beyinsel olarak.. Aslında ben de öğretmen olsam ben de tatilden sonra yapardım diye düşünüyorum ama öğrenci olduğum için “öğretmen mantığıyla düşünme bakiym! Hmmm!! :oklava: ” diye kendimi azarlamadan edemiyorum. Bir yandan da çalışmak ve kafamı kaldırmamak bana iyi geliyor. Çünkü boş olunca ne yapacağımı bilemiyorum ve aklımı derin düşüncelere veriyorum. Sonra da ya işin içinden çıkamıyorum ya da depresyona giriyorum. Ya da her ikisi de :Ç

Anlayacağınız, boş durmak bana yaramıyor. Bana yarayan şey yemekler ve hatta su haricinde yoğun bir tempo. İlla ders olması gerekmiyor, beni meşgul edecek bir şeyler olsun yeter. Şimdi yine İstatistiğimin başına dönmek zorundayım. Ama önce Café Crown‘umu almam lazım. Haçen ders çalışayuken finduklu finduklu içeceğum daaaa!

Next Page »