Eğitim Dili İngilizce Olunca ==>
Okulumun eğitim dili başlıktan da anlaşılacağı gibi İngilizce. Bu, bazen bölümüm hakkındaki bazı terimlerin Türkçelerini hatırlayamamama yol açıyor. Bölümümün terimlerini bırak, günlük hayatta kullandığım bazı kelimeleri bile İngilizce söyleyesim geliyor bazen. Her zaman eleştirdiğim konudur aslında ama hep böyle oluyor; bir şeyi eleştirdiğimde eninde sonunda o şeyi yaparken buluyorum kendimi. Kaderin sillesi midir nedir ![]()
Neyse, amacım bu konu hakkında konuşmak değil, İngilizce eğitime bizim üniversite hocalarımızın nasıl uyum sağla(yama)dığı. Uyum sağlıyorlar sağlamasına da, bazen gerçekten komik replikler çıkabiliyor ve dersin en ciddi noktasında zaten genelde çok gülen biri olaraktan kendimi kaybediyorum
İşte bazı örnekler:
Privatization (Özelleştirme) dersinde: “Yes, but how should be the genel ekonomik durumu işte” (Bir ülkenin ekonomik durumu nasıl olmalı?)
Demin çıktığım ve bana bu yazıyı yazmam konusunda ilham veren İstatistik dersinde: “Interpret the number of altmış dört bin yüz” (Altmış dört bin yüz sayısını yorumlayın.)
Ekonomi dersinde: “You have to look at pastanın bütün dilimlerine bakmalı, olayı her açıdan görmelisiniz” (İngilizce başlayıp Türkçe biten bir cümle
Hangi dile odaklanmam konusunda karar veremediğime mi , hocanın pastanın dilimleri deyip beni pastanın neli olduğu konusunda meraka sürüklediğine ve ağzımı sulandırdığına mı yanayım karar veremedim
)
Türkçe dersini zaten İngilizce işlememiz gibi bir mantık olamaz. İngilizce dersine de yabancı hocalar girdiği için bunda da sorun olmuyor. Aslında çok güzel konuşan hocalar da var ve yukarıda bahsettiklerim de gayet güzel konuşuyorlar. Kırk yılda bir böyle replikler çıkabiliyorsa ve ben acımasızca burada anlatıyorsam, zannedilmesin ki her zaman böyle anlaşılmaz bir şekilde ders işleniyor. Sadece bazı bazı derste güldüğüm ufak şeylerden biridir bu konu. Ama hocalarımdan biri görürse işte o zaman bittiğimin resmidir ![]()
