Yurdum İnsanı..

Kategori: Hayat, Saçmalama — 29 August 2007, Wednesday @ 22:30

saheser.jpg

Bu ne kidir? Bu gerçek midir, şaka mıdır? Bu hangi insan evlâdıdır ki bu şekil oturabilmektedir? :hıı: “Gel, ne olursan ol yine gel” diyen Mevlâna bu fotoğrafı görse bu cümlesini nasıl çevirirdi bilemiyorum.
Aslına bakarsak, haşaaa, bize laf söylemek düşmez ama böyle şaheser olabilecek nitelikte bir oturuşu (!?) gemi halkına sunan şahsiyeti görüp de bu anı ölümsüzleştirmemek ayıp olurdu. Yaklaşık 1 ay önce gemiyle yolculuk yaparkene 6 saatlik yolda sıkılıp pıkılırken önümüzde beliriveren bu silüet sıkıntımızı aldı götürdü adeta. Biz annemle sandalyede oturup birbirimize bayık bayık bakarken birden gözlerimiz açıldı ve bu sefer de birbirimize şaşkın şaşkın bakmaya başladık. Neyse, beterin beteri vardır. Denize dönük değil de, gemi halkına dönük böyle otursaydı daha mı iyi olurdu?

NOT: Eğer bu yazıdan sonra benden haber alamazsanız, anlayın ki bu şahıs tarafından kaçırılmışımdır & işkence görüyorumdur. Gerekli işlemleri yaparsınız artıkın.. Saygılar..

It’s Over Now

Kategori: Hayat, Müzik — 27 August 2007, Monday @ 19:27

Veeeeee.. Bugün stajım bittiii!! “O ne ya? Pazartesi de staj mı biter?” :hıı: diyenlere, evet biter! Ben bitiririm :Ä

Üzerimden büyük bir yük kalktı. Artık sabahlara kadar MSN’de çene çalabilir, geceleri rahat rahat korku filmi seyredebilir, gündüzleri tabanlarım patlayana kadar gezebilir, bol bol kitap ve birikmiş aylık (!) dergilerimi okuyabilir, Sims ve Underground’un cılkını çıkarabilirim! <:o) Ayrıca en yaratıcı saçmalamalarıma ve başınızın etini yemelere başlayacağım ki bu sizin için ne kadar iyi olur bilemiyorum :)

Özellikle “Akıl Oyunları” ve “Karala!” dergisinin içine dalmak için sabırsızlanıyorum. Kabalcı’ya gidip de onları alamadan çıkamadım. Mutlaka siz de alın. Tabi kafayı yemek istiyorsanız! Lâkin ben, geçen akşam anlayacağım diye kendimi paraladım. Anladım mı? Eee, neyse canım bu hiç de önemli değil. Hem kafam yerinde olmadığı için de anlayamamış olabilirim. Artık kafam yerinde. Stajla birlikte sarsık Tuğçe de bitti gitti.

Haa, “bitti” demişken, buyrun buradan dinleyin. Herkese hediye ediyorum, süper şarkı! Bir de artık klişeleşen telefon fırlatma sahnesi olmasaydı tam süper olacaktı da.. :^)

Ben Nerelerdeyim?

Kategori: Hayat — 24 August 2007, Friday @ 23:59

Bir çoğunuzun sandığının aksine, izlediğim filmlerin etkisinde kalıp bir cinayet işlemedim, hapishaneye de düşmedim.. Hala dimdik ayaktayım, özgürüm, dışardayım ve masumum. Ve iyice saçmalamadan bu cinayet filmi ağzını bırakmalıyım..

Peki ne yapıyorum ben de bugünlerde yazı kıtlığı yaşıyorum? Bu kadar zamanım nereye gidiyor? Neden kendime ayıracak zaman bulamıyorum? Neden telefonumdaki neredeyse her mesaj “nerdesin?”, “yaşıyor musun?”, “tuuuuuceeeee??!!!”, “yoksaa yokssaaa?” larla dolu? Valla bir ben bilsem!!!

Zaten haftaiçi bütün gün stajdayım. Sevgili klimalı bankacığımda tatlı bir ablanın (Seçil) yanında oturuyorum, seyrediyorum ve stajyerlik gereği fotokopi çekiyorum :Ç Müşteri olduğu zaman zaman çabuk geçiyor. Olmadığı zaman ise daha çabuk geçiyor. Çünkü Seçil Abla ile onun aşk hayatından ve benim olmayan aşk hayatımdan konuşuyoruz. Bazen de başkalarının aşk hayatından :Ç Bu aşk hayatları hakkında bilgi edindikçe olmayan aşk hayatıma şükrediyorum :Ä Gördüğünüz gibi bu staj bana ilişkiler hakkında çok şey kazandıracak.. İşin garip yanı, insanlar büyüdükçe ilişkiler daha mantıklılaşır, iki taraf da daha dengeli olur zannederdim. Önceden ikili ilişkilerde sorun olarak gördüğüm şeyleri yaşımızın küçüklüğüne bağlar, ileride olgun kişiler olarak daha dengeli ilişkiler yaşayacağımızı düşünürdüm. Ama iş yerindeki arkadaşlarımın anlattıklarını baz alırsak dengesizliğin yaşla doğru orantılı hareket ettiğini söyleyebiliriz. Neyse, son günlerdeki halimden bahsedeyim size:

-Bankacı olmaktan vazgeçtim! Bu kadar yoğunluğa ve strese gelemem gibime geliyor. Peki ben büyüyünce ne olacağım? Ben nası büyük adam olucam? Bu soruları düşündükten sonra üniversitede öğretim üyesi olmaya karar verdim. Tabi bu öğrenciler için ne kadar hayırlıdır bilinmez :Ä
-Okulumu, oda arkadaşlarımı ve bitmeyen sohbetlerimizi, ders arkadaşlarımı, Şile akşamlarını, hocalarımı yani okul hayatını özledim 8-| İşte öğretim üyesi olmaya karar verişimin bir nedeni de okul havasından fazla uzak durduğumda hava değişikliğinin bende yarattığı bunalım, dengesizlik vs.
-Stajım Çarşamba günü bitiyor! Ama ben çoktan bittim. Artık dinlenmek istiyorum. Eylül benim ayım. Gezip tozma, hoplayıp zıplama, bağırıp çağırma, çağırıp çığırma, eğlenip tozutma ayı! <:o)
-Yurt sonuçları açıklanacağı için çok heyecanlıyım. Bu sene hangi katta olacağız acep? Geçen sene en üst kattaydık ve çık çık ölüyorduk adeta.. Asansör mü? Hah!
-Canımıniçi Gözde’m Eylül’de Muğla’dan dönüyor. Bu da demek oluyor ki uzun zamandan beri ertelediğimiz planlarımızı uygulayacağız. Planlarımızdan ilki: Sahil boyu uzun bir yürüyüş, uzun yürüyüşten sonra da kocaman bi dondurma! Öyle demeyin, yürümeden dondurma yemektense yürüyüp de yemeyi tercih edenlerdeniz. Hem dondurma yerken çalışan çene kaslarımız ne kadar kalori yakıyor haberiniz var mı sizin?!
-Annem benden Sibel Can’ın Çakmak Çakmak şarkısını istedi. Ben de hemen iTunes’uma ekledim ve anneme dinlettirdim. Önceleri annem dinler eğlenir ben kulaklarımı tıkarken sonraları annem dinler eğlenir ben dinler beğenir oldum. Kıpır kıpır bir şarkı kendileri.. Şimdi de onu dinleyip söylüyorum çok eğlenceli. Tamam, iyi değilim..

Ben yatıyorum.

Tuuce’nin Cinayet Geceleri..

Kategori: Film, Hayat, Saçmalama — 20 August 2007, Monday @ 23:41

İş çıkışı bir arkadaşımla buluşup kumpir yedikten sonra eritmek(!) için eve kadar yürüdüm. Kulağımda kulaklık, yürüyüş şarkıları dinlerken birden canım yine film seyretmek istedi. O an, yolun ortasında film versen oturup orada seyrederdim, o derece. Nedir bana böyle birdenbire gelen film dalgası anlamıyorum. Aslında sebep olan kişi kendini biliyor da neyyyysseee.. :) E son 1 haftadan beri o kadar çok filmden konuştuk ki olacağı buydu!

Eve gelince önce çayımı içtim huzura kavuştum. Sonra da Şebelemettin’ime. Açtım Şebelemettin’i, taktım filmi ve başladım seyretmeye. Neden bu kadar çok cinayet filmini sanki bütün günler torbaya girmiş gibi ard arda seyrediyorum anlamıyorum. Kaç günden beri içim dışım cinayet oldu 8-) Demincik bitti film ve yine büyülendim. Hangi film olduğunu sonra anlatırım size ama asıl sorum şu:

Madem bu senaryoyu yazanlar insanı hayran bırakacak kadar etkili cinayetler düşünüyorlar, neden kendileri bu planı kendilerine saklayıp birer katil olmuyorlar? Yoksa hayatta öldürecek kimseleri yok mu? *-)

Filmden sonra hemen uyuma ve rüya görme deneyimlerim devam ediyor. Ben hemen uyuyacağım şimdi. Bakalım bu gece kimleri öldüreceğim veya kim beni öldürecek :Ç Aksiyonlu bir gece daha beni bekliyor.. :parlak:

LUCKY NUMBER SLEVIN

Kategori: Eğlence, Film — 19 August 2007, Sunday @ 21:11

luckynumberslevin.jpgBir önceki yazımda söylediğim filmdeki Bruce Willis rolü beni kesmedi. Hemen başka bir Bruce Willis filmi seyretmeliyim dedim. Bir de Josh Hartnett, Morgan Freeman ve Lucy Liu da işin içine girince bu filmi seyretme de yanında yat! Aldım Şebelemettin’imi yatağıma, ben de oturdum yastıkların üzerine ve bir güzel seyrettim!

Aslında bu film bende çoktan beri vardı ama dün Akın’ın zorlamaya kaçan kuvvetli tavsiyesi üzerine aklım çelindi ve seyretmenin zamanı geldi diye düşündüm. Nasıl bir filmdi..

Kusursuz bir cinayet filmiydi. Başlarında ne olduğunu anlamakta zorlandım. Bu kimdir ne yapıyordur, haydaaa bu da nerden çıktı, ee diğer adama ne oldu gibi sorular beynimde belirirken bu kadar çok karmaşıklıktan canım sıkılmıştı. Ama ortalarından itibaren tüm bu karışık sahneler bir araya gelmeye başladı ve film iyice sardı. Ve şunu söylemeliyim ki, bir filmin sonunda, film boyunca sürüp giden birbirinden bağımsız gibi görünen sahneler ve olaylar ancak bu kadar güzel birbirine bağlanabilirdi!

Ben bu filmi nasıl seyrettim?

lucky-number-slevin-2.jpgFilm boyunca birdenbire kendimi gözlerim fırlamış, ağzım açık şekilde bulduğum çok oldu. Cinayet sahnelerinde yüksek sesli bir “ııyykkk” +o( efektiyle de apartman sakinlerini meraka sürüklemiş olabilirim. Gecenin bir yarısı olduğu için kulaklıkla seyrettim ve heyecanlı sahnelerde ne kadar ses çıkardım bilemiyorum. Panik stres bir insan olunca böyle bir filmi sıfatınıza uygun olarak seyrediyorsunuz ne de olsa.. Sık sık elim aracılığıyla ağzımı kapattım; çünkü başka türlü kapanmak bilmiyordu. Suratım kal:, :S, ^o), *-), kal: beşgeni arasında gidip geldi.

Eğer cinayet, bilmece-bulmaca tarzındaki filmleri seviyorsanız kaçırmayın derim. Film boyunca sarf edilen karizmatik cümleler de hoşunuza gidecek. Mesela;

lucky-number-slevin-3.jpg-Birisi seni öldürmeye çalışıyor.
-Kim?
-Ben.
Vee booommmm.. İzlemeyenler olduğu için bu diyaloğun kimin arasında geçtiğini söylemiyorum. Veya;
“Eğer birisi ilk kez sana “at” derse burnuna bir yumruk patlatırsın; ikinci kez sana “at” derse sen de ona “ayı” dersin; üçüncü kez sana “at” derse belki de alışverişe çıkıp nal alma zamanı gelmiştir.” cümlesi..

Haftasonları geceleri film seyredip yattığımda rüyamda onlarla ilgili şeyler görüyorum. Bence siz de deneyin, ilginç oluyor. Geç saatte izlediğim için izledikten hemen sonra uyuyorum ve kendimi o filmin içinde buluyorum. Yarın da geçen hafta seyrettiğim bir filmi anlatırım artık.. Şimdilik bu kadar yeter. :) Vee, sağol Akın, dediğin kadar varmış kırk yılda bir doğru bir şey söyledin :Ä

Perfect Stranger

Kategori: Eğlence, Film — 17 August 2007, Friday @ 23:28

perfect-stranger.jpg Yazıma başlarken, öncelikle üzgün ve süzgün olduğumu belirtmek isterim. Bu staj yüzünden ne internette doğru dürüst zaman geçirebiliyorum, ne arkadaşlarımın bloglarına girip yorum yapabiliyorum -ki günlerden beri aklımda olduğu halde-, ne kendi siteme zaman ayırabiliyorum, ne de bırakın sitemi kendime zaman ayırabiliyorum. Bugün Cuma ya, hadi dedim kendime zaman ayırayım da film seyredelim annemle şöyle bi güzel. Hafta ortasında aldığım onlarca filmden birini taktık bilgisayara. Öylesine seçilmiş bir film değildi tabi, Cuma gününe yakışır bi film olması lazımdı ki bu, içinde Bruce Willis‘in olacağı bir film anlamına geliyordu. Bir de Halle Barry işin içine girince, ohoo bundan iyisi Şam’da kayısı. Filmi seyrederken de kayısı yedim, ilginç..

Halle Barry’yi Gothika ile tanıdım, sevdim; o film de başlı başına bir konu zaten. Bruce Willis’i doğduğumdan itibaren sevmiştim. Onun için doğmuşum adeta ama sanırım benim varlığımdan haberi bilem yok :ühüh: Sakın Ediz‘e söylemeyin hee! [Bilmeyenler için ==> tıklayın, bilin.] Neyse, ben “Perfect Stranger” filmine geçeyim..

Artistlerine bakarak ağzımızın suyu akar bi şekilde geçtik filminperfect-stranger-2.gif
karşısına. Lâkin başları sarmadı, ortalarına doğru sarar gibi oldu, orta-son sahnelerinde biraz daha sardı ama bu sarma meraktan doğan bir sarmaydı, sonunda ise resmen sarmaktan öteye geçti donup kaldık kal: Gerçi film başlamadan önce imdb‘den ortalamasına bakmıştım ve harika bir şey beklemiyordum. Genel itibariyle vasattı ama kesinlikle ilginçti ve beklenmedik bi sonu vardı. Şimdi aslında “beklenmedik bi sonu vardı” cümlesi olan film yorumlarına gıcık kaparım ama aynısını ben yaptım 8-) Bu cümleyi okuyan insan zaten en beklenmedik sonu düşünmekten filmi seyredemez! Muhtemelen size yaptığım şey de bu oldu -tabi filmi seyretmeyi düşünüyorsanız-. Bu filmde başka artistler oynasaydı, “benim için zaman kaybı oldu” diyebilirdim ama bu şartlar altında diyemeyeceğim. Buradan da oyuncuların, vasat bir filmin çekici hale getirilmesinde oynadıkları rolü görüyoruz. Ama yine de bir filmden sonra bir insanoğlunun o filmi seyrettiği için nasıl zevkinden şüphe duymasına sebep olunur ve bir film nasıl mükemmel bir şekilde ezilebilir, tam film sırasında mesaj atan Cem arkadaşımızdan öğrenebiliriz. Filmden sonra cevap attığımda işte gelen yorum:

“İğrenç bir filmdi o ya… ben sinemada izlemiştim. bruce ‘ben yan sete gelmiştim, ne işim var bu filmde’ der gibi duruyordu… halle’yi de zaten sevmem.” kal:

Peekiii, bu filmi size tavsiye etmek çok isterdim ama o kadar küfür almaya hiç niyetim yok. He benim gibi artist meraklısıysanız, biraz da gerilmek istiyorsanız kaçırmayın derim.

Linkin Park Bir İnsanın Ruhsal Durumunu Nasıl Anlatır?

Kategori: Bilinç Akışı, Hayat, Müzik — 13 August 2007, Monday @ 20:41

linkin-park.jpgI tried so hard and got so far
But in the end it doesn’t even matter
I had to fall to lose it all
But in the end it doesn’t even matter

sözleriyle yine şööööyle bir geçmişe döndüm biraz önce. Linkin Park diye adlandırılan şu yandaki muhteşem grup lise son sınıfta girdi hayatıma. Daha önceleri benim için hiçbir şey ifade etmiyordu. Yukarıda yazdığım sözlerde adam bir şey için çok uğraştığını, çok çaba harcadığını hatta düşmeyi bile göze aldığını; ama sonunda bütün bu çabalarının hiçbir işe yaramadığını, hepsinin boşa gittiğini ve başladığı yere geri döndüğünü söylüyor. Lise sonda geometri testleri çözerken dinlediğim bu şarkı sadece hoş bir ritimdi benim için. Onun dışında pek bir şey ifade etmiyordu; çünkü ben o zamana kadar hangi konuda uğraşsam sonucunu alıyordum. Hiçbir çabamın boşa gittiğini görmemiştim henüz. Fakat lise hayatının bitmesi ve yeni ortamlara girmemle birlikte bir çok şey gibi bu durum da değişti. Bir çok konuda ezberim şaştı. Yeni insanlar, yeni olaylar, daha önce hiç karşılaşmadığım tepkiler, düşünceler vs. Bunlara uyum sağlamam kolay ve çabuk oldu olmasına ama bununla doğru orantılı olarak bende bıraktığı şaşırtıcı etki de o kadar fazla oldu. Çok değil daha 2 sene oldu ama ben bu süre içerisinde o kadar çok değişik insan, değişik düşünceler, ilginç -yoksa acayip mi demeliyim- tavırlarla karşılaştım ki, onları anlamaya çalışmaktan kendimi anlamaya ve kendim üzerinde düşünmeye fırsatım kalmadı. Ne istiyorum, nasıl insanlarla birlikte olmak istiyorum, nasıl bir çevre istiyorum, nasıl bir iş & nasıl bir ortam istiyorum, nerede & kimlerle daha çok mutluyum sorularından çok değip değmeyeceğini bilmediğim insanlar hakkında o ne istiyor, o nasıl mutlu olur, acaba neden bunu yapıyor, neden böyle düşünüyor soruları üzerine düşündüm. “Dünyayı değiştiremeyeceğimi anlayınca kendimi değiştirmeye karar verdim” sözü altında her ne kadar ezilmek istemiyorsam da dünyayı değiştirmeye de çalışmadım. Sadece dünyada benimle aynı doğrultuda düşünüş ve yaşayış tarzı olan insanlarla birlikte olmaya çalıştım. Çoğu zaman başarılı oldum ve zor durumda olsam arayacak onlarca arkadaşımın olmasını buna borçluyum. Başarılı olduğum zamanlarda yukarıdaki şarkı sözlerinin aksine çabalarımın her şeye değdiğini düşündüm. Ama son 2 seneden beri başta tek tük olsa da son aylarda kendini göstermeye başlıyor bu başarımdaki düşüş.

Artık çabalarımın aslında bir şeye değmediğine inandığım zamanki duyduğum öfkeden bıktım. Bu öfke neye? Bütün bunlara izin veren kendime mi, bilinçsizce kaybettiğim zamana mı, her şeyin kendi etraflarında döndüğünü zanneden ve her söylediğimi üstüne alınan insanlara mı, yoksa öfkenin kendisine mi..? Fazla söze gerek yok (bu kadar yazdıktan sonra denecek laf değil ama :^) ) deyip Linkin Park’ın sözleriyle bitiriyorum yazımı: “I become so numb…”

Evanescence - Amy Lee Ne Anlatmak İstiyor?

Kategori: Eğlence, Müzik — 9 August 2007, Thursday @ 22:07

Bu yazıyı internette görünce hayran kalmıştım, gülmekten kırılmıştım ve ne kadar doğru olduğunun farkına varmıştım. Evanescence’ı hepimiz bir şekilde ya dinlemişizdir, ya da dinlemeye maruz kalmışızdır -sevmiyorsak kendilerini-. Bilmiyorum fark ettiniz mi ama aşağıdaki yazıda da görebileceğiniz üzere hatun sürekli ölümden bahsediyor! Peki hangi şekillerde bakalım (internetten bulduğum için İngilizcesini yazacağım önce):

“… death, dying, someone else dying, someone who has died, Jesus, love, loving someone who is dying, being in love with someone while dying, dying while trying to love someone, someone dying while crying, dying while trying to love someone who is dying, dying outside, thinking about dying, pretending to die, sleeping and dying, trying not to sleep while loving something while dying, dying while dying, coming to life and dying, dying again, and of course angst.”

“… ölüm, ölmek, başka birinin ölmesi, ölmüş olan biri, İsa, aşk, ölen birisini sevmek, ölürken birisine aşık olmak, birini sevmeye çalışırken ölmek, birinin ağlarken ölmesi, ölen birini sevmeye çalışırken ölmek, dışarıda ölmek, ölmekle ilgili düşünmek, ölüyor gibi yapmak, uyumak ve ölmek, ölürken bir şeyi severek uyumamaya çalışmak, ölürken ölmek, hayata geri dönmek ve ölmek, tekrar ölmek, ve tabi ki korku.”

Ne kadar yerinde bir tespit olmuş, değil mi? :Ç

Next Page »