Haftasonları, annemin arkadaşının oğluna ders veriyorum. Matematik, İngilizce veya Türkçe olmak üzere değişiyor; artık ruh halimize hangisi uyarsa… Orta 1. sınıf öğrencisi. Bıcır bıcır, afacan, cingöz bişey. Her ne kadar dersteyken çok ciddi olsam da ben de bazen tutamıyorum kendimi, gülüyorum. Bu haftasonu iyice abarttık zaten. Bu hafta sınavı olduğu için Matematik çalışıyorduk. Kümelerle ilgili bi soruyu çözmeye çalışıyordu. Uğraştı, uğraştı, yapamadı. Aslında o soruyu yapabileceğini biliyordum; çünkü zehir gibi bi çocuk. Tek sorunu kendini vermiyor bazen ve dikkat etmiyor. Hem nasıl olsa yanımda soruyu çözecek biri var mantığıyla da hareket ediyor olabilir tabi. Ben de buna bir çare bulmak zorundaydım. Ve buldum.. Bulduğum bu çare, 2 haftadan beri süper işe yarıyor!
“Melih bak, kendini vermiyorsun. Biraz ciddiye al artık. Ama sen bilirsin tabi. Eğer bu soruyu yapamazsan ders saatini 10 dakika uzatacağım ve başka bir soru daha vereceğim. Eğer onu da yapamazsan 10 dakika daha uzar.”
Bu cümleyi duyduktan sonra Melih’in gözlerinde meydana gelen açılmayı ölçmek isterdim; ama ne pergel yeterdi buna ne de iletki, gönye ve bilumum aletler.. Hemen sorularla boğuşmaya başladı ve hepsini doğru çözdü! Bekliyordum da, bu kadarını beklemiyordum. Bu hafta olayı abarttım. 20 soruluk bir test verdim ve 20 dakikada çözmesini istedim. Ve dedim ki:
“Yanlış yaptığın her soru için ders süresi 5 dakika uzar, doğru yaptığın her soru için de 2 dakika kısalır.”
Bunu duyan Melih önce sevindi, sonra idrakın getirdiği endişeyle bana baktı, sonra da soruları çözmeye başladı. Baktı ki zorlanıyor, dönüp ne dese beğenirsiniz:
“Boş bıraksam bişey olmuyo di mi?”

Ayy pazarlığın bu kadarı yani! Pes! Bi de bu haftasonu sınıf öğretmenlerinin verdiği ödevi yaparken yazdığı cevap şuydu:
“Çözmeye çalıştığınız soru şu an hata vermektedir. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.”
Bu cevabı görünce kızdım tabi ama soruyu görünce birlikte güldük. Soru aynen şöyleydi:
“Hangi sayının 3 katının 1/4′ünün 15 fazlası kaçtır?”

Yok artık!