2008~2008~2008~20808~2008~2008~2008~2008

Kategori: Benim "Açı"mdan, Bilinç Akışı, Hayat — 31 December 2007, Monday @ 20:38

2007′nin son gününde, son akşamında şöööyle bir dönüp baktım geçmiş yıllara.. Derine inmeden.. Çocukluğumuzda arkadaşlarımla evcilik oynarken hep “şimdi ben 18 yaşında oliym, sen de 19 yaşında ol tamam mı?” derdik birbirimize. Bir diğerimiz de “ben niye 19 oluyorum yaa sen 19 ol, ben 18 olucam!” derdi. O yaşta en büyük hayalimiz nedense 18 yaşında olmaktı. Şimdi 18 yaşım geldi, çoktan geçti bile :ühüh:

Hayatımın öyle anları var ki çok geçmişte olmasına rağmen hala unutamadığım.. Öyle hataları var ki elime fırsat geçse düzeltmek isteyeceğim. Ve öyle olayları var ki elimde olsa hemen değiştireceğim.. Bazı gerçeklerle yaşamak zor oluyor. Ne geçmişe dönüp bir şeyleri değiştirmek mümkün oluyor, ne de geçmişi unutmak.. Gerçi bazen de tam tersini düşünüyorum. O hataların veya değiştirmek istediğim olayların da bir anlamı olduğunu.. Evet, belki belli bir zaman bende kötü bir etki bırakıyorlar ama hayatımızdaki olaylar zincirleme geliştiğinden “kötü” diye nitelendirdiğim olay tahmin edemeyeceğim kadar güzel bir olaya sebep olabiliyor. Son zamanlarda çok yaşadım. Hata yaptığımı düşündüğüm her olay o hatanın olmadığı takdirde asla elde edemeyeceğim şeyleri verdi bana.. Demem o ki, aslında her şeyin bir anlamı var. Çok az şeyin anlamı yok; bunların anlamının olmamasının sebebi de anlamı olanlara “anlamlı” diyebilmemizi sağlamak. Kim “anlamlı“yı görmeden bir şeye “anlamsız” diyebilir ki?

Ve bu akşam yeni bir seneye giriyoruz. Hepimizin farklı farklı beklentileri var yeni yıldan. Çoğumuz deriz “yeni yıla nasıl girersek öyle geçer” diye. Hikâye! Ben 2000 yılına örgü örerek girmiştim! kal: İş Eğitimi diye “anlamlı bir dersimiz vardı ve koskocamaaan bir atkı örmem gerekiyordu. Yetiştirememiştim ve durmadan örüyordum. Bir baktım saat 12 oluyor ve millet geri sayıma başlamış. Ben yünlere dolandım ve bir türlü kurtulamadım. Sonunda teslim oldum amaaann deyip örgü örmeye devam ettim ve öyle girdim yeni yıla :Ç Ama o yıldan sonra hiç de örgü örmedim! Acaba başka nasıl girilir ki yeni yıla? ^o)

Son olarak, son derece rahatsız olduğum bir konuya değinmeden edemeyeceğim. İnternetten gönderilen kartlarda, MSN’deki kişisel iletilerde, dükkânların camlarında, yılbaşı arifesi satılan pek çok eşyada neden “Happy New Year” yazısı var?!? Günlük hayatta çevremizdeki insanların yeni yılını kutlarken “iyi seneler” veya “iyi yıllar” dediğimiz halde neden yazılarımızda “Happy New Year” var?! Düşünsenize, marketten alışveriş yapıyorum ve çıkarken kasiyere “Happy New Year“; kasaptan et alıp çıkarken “Merry Christmas” diyorum. Kasiyer şaşkın şaşkın bakar, kasap direk dalar!

Daldan dala atladığım bu yazıya bir an önce son veriyorum. 2008′in pişmanlıklardan uzak ve anlamlı bir yıl olmasını diliyorum.. Hepimize iyi yıllar <:o) :)

Adım Hıdır, Elimden Gel(mey)en Budur!

Kategori: Benim "Açı"mdan, Saçmalama — 29 December 2007, Saturday @ 01:43

Geceyarısından sonra aklıma gelen şeyi söylersem deli miyim diye düşünür müsünüz bilmiyorum. Biraz sonra söyleyeceğim şeyin doğruluğundan emin değildim. Şimdi denedim ve emin oldum. Söylüyorum:

“Hıdır” ismini duyunca çok gülüyorum. Engel olamıyorum. Hatta bu durum bazen -karşımdaki de gülerse- kasıklarım ağrıyana kadar gülmeme bile sebep olabiliyor. Sebep asla bu ismin komik olması veya kötü bir özelliğe sahip olması değil. Tamamen benden kaynaklanan bi arıza.. Bir iki kere birisi ciddi bir şey anlatırken “Hıdır” kelimesini kullanmıştı ve ben kendimi tutamayıp gülmüştüm. Biraz önce denerken de yine güldüm ve annem içerden seslendi “kendi kendine neye gülüyorsun Tuğçe?” Şimdi “Hıdır’a gülüyorum anne” desem bir şey, “evet, kendi kendime gülüyorum” desem ayrı bir şey..

NOT: Ya fark ettim de, “Hıdır” kelimesini yazarken de gülüyorum :Ç  O zaman bu kitabı okumamalıyım di mi? ^o)

Sadece Merak..

Kategori: Hayat — 27 December 2007, Thursday @ 11:55

Merak ediyorum.. Gerçekten bu şekilde şu hayvancağızı durdurabileceğini mi zannediyor bu vatandaş? Acaba o anda kafasından neler geçiyor? :hmm: [Arkadaki amcaların seyrediş tarzlarına da hayran kaldım!]

Sadece “O”nunla

Kategori: Benim "Açı"mdan — 24 December 2007, Monday @ 18:44

Bir bayram daha geçti gitti. Tatiller nasıl bu kadar çabuk geçiyor anlamıyorum. Kendime geldim biraz, güzel bir tatil yaptım ve yenilendim :) Aslında daha sığdıramadığım bir sürü şey var ama onlar da yarıyıl tatiline artıkın..

Gelelim uzuuun zamandan beri aklımda olan ve yazmaya niyet edip bir şekilde ertelediğim konuya. “Contemporary Cinema” dersi hocamız Süha Çalkıvik, derse henüz başlamamışken, bizimle sohbet ederken kadın-erkek ilişkisine şöyle bir değinmişti.

“Çok özel bir şey bu. Bi günde onlarca belki yüzlerce insan görürsün, ama sadece onunla bakıştığında arada şimşekler çakar, bızz bızzz bir şeyler olur. “Ya o saçlar ne öyle! Kimsede yok!” veya “Ne güzel, ne muhteşem gözler! Ben hayatımda böyle parıl parıl parlayan gözler görmedim!” dersin. Sonra birbirinize açılırsınız, yakınlaşırsınız. El ele tutuşursunuz, daha çok şey paylaşırsınız. Hayatınızı birbirinizden ayrı geçiremeyeceğinize karar verip evlenirsiniz. Aynı yastığa baş koyarsınız. Çocuklarınız olur. Birlikte ihtiyarlarsınız. Bütün bir hayatı paylaşırsınız! Müthiş bir şey bu! Hatta bütün bir hayat yetmez; öldükten sonra bile yan yana olmak istersiniz; mezarlarınızı yan yana koyarsınız. Orada bile birliktesinizdir. Harika bir şey bu!

diye öyle bir anlatması var ki, çoğu kişiye gayet sıradan ve basit gelen bir olayın mükemmelliğinin farkında olan biriyle karşı karşıya durmak beni heyecanlandırdı. Onun bu hassaslığına, duyarlılığına ve duygusallığına hayran kaldım, konuşmasını hayranlıkla ve umutla seyrettim. Umutla diyorum, çünkü hala bu tür şeylere önem verip saygı duyan insanların var olduğunu hatırlattı bana.

Şu paragrafı okuyup hala “ee ne var ki bunda?” diyenler olacaktır belki; ama bu cümleleri anlamlı hale getiren ve beni etkileyen hocamın mimik ve jestleriydi. Ruhsuz da konuşmuş olabilirdi ki o zaman bu söylenenlerin hiçbir anlamı kalmazdı. Konuşmak kolaydır. Önemli olan onu hissetmek, gerçekten öyle düşündüğünü belli etmek.. Konuşmak o kadar kolay ki. Herkes sevdiğini söyler, herkes önem verdiğini söyler. Ama bir bakış, bir hareket onlarca sözden daha anlamlı olabiliyor. Ben çok çabuk mutlu olan, çok çabuk da üzülüp kırılan bir insanım. Sınıfın çoğunun belki de farkında bile olmadığı kadar anlamlı olan bu konuşma beni garip bir şekilde mutlu etti. Sanırım ben de böyle düşündüğüm için.. :)

Kahve Sanatı

Kategori: Eğlence — 18 December 2007, Tuesday @ 21:10

Uzun zamandan beri kahveyi/neskafeyi neden bu kadar çok sevdiğimi düşünüyordum. Böyle muhteşem bir şey nasıl sevilmez?! Ama böyle bir kahveyi içmeye kıyamam; o da ayrı bir şey.. :^)

Sudoku Çıkmazı

Kategori: Benim "Açı"mdan, Hayat, Saçmalama — 17 December 2007, Monday @ 01:31

Public Finance (Kamu Maliyesi) dersi için, biri “The Logic of Collective Action”, diğeri “The Firm the Market and the Law” diye iki tane güzel, sevimli, cici kitabı okuyup eleştirisini yapmalıyım; ama ben sudoku çözüyorum.
Introduction to Management (İşletmeye Giriş) dersinden bir tane araştırma görevim var; ama ben sudoku çözüyorum.
Econometrics (Ekonometri) dersinin notlarını temize çekmem gerekiyor; ama ben sudoku çözüyorum.
Hadi dersleri bıraktım, izleyecek bir sürü güzel DVD’m var; ama ben sudoku çözüyorum.
İki arkadaşımı arayıp uzun zamandan beri ertelediğim bir konuyu konuşmam gerekiyor; ama ben sudoku çözüyorum.
Sudokunun fırsat maliyetinin sadece bunlar olmadığının ve sayamayacak kadar çok olduğunun bilincindeyim; ama ben yine sudoku çözüyorum.
Tam şu noktada bana bu sudokuyu kimin kaptırdığını hatırlamaya çalışıyorum. Gerekli işlemleri başlatacağım da.. Japonya’ya gitmeyi bile göze aldım!

“Güçlüyüm”(!) Şarkıları

Kategori: Benim "Açı"mdan, Bilinç Akışı, Hayat — 15 December 2007, Saturday @ 00:44

Son zamanlarda nedense sevgilisinden ayrılan çok arkadaşım var. Hepsi Aralık ayını mı bekledi merak ediyorum doğrusu^o) Hemen hemen hepsindeki ortak bir özellik dikkatimi çekti ==> Sevgililerinden ayrıldıktan sonra dinledikleri şarkılar. Çoğu “artık güçlüyüm, git hadi“, “aman sana mı kaldım elimi sallasam ellisi“, “sana verdiğim emeklere acıyorum“, “başkasını buldum bile” vs vs tarzı şarkılar. Tabi ki bu tarz şarkıların sultanı Hande Yener; bu konuda kimse onun eline su dökemez :) Ajda Pekkan‘ın “Bambaşka Biri” ve Cher‘in “Strong Enough” şarkıları da aynı tadı veriyor. Efendim, söyleyeceklerim şunlardır ki:

1) Ayrılmışsan ayrılmışsındır. Kötü bile ayrılsan güzel zamanları yaşarken iyiydi de şimdi mi böyle oldu? Hiç mi kattığı bir şey yok sana bu ilişkinin?
2) Kendimi düşünüyorum da, birine şarkı ithaf edersem onu hâlâ düşündüğüm veya ona şarkı gönderecek kadar onu önemsediğim için ederim. Ondan kötü ayrıldıysam ve artık onu takmıyorsam, bu durum beni üzmüyorsa; yani güçlüysem neden güçlü olduğumu onun bilmesine gerek duyayım ki? :hıı: O benim güçlü olduğumu bilince ne olacak? Madem artık hayatımda yok ve hiçbir şekilde olmayacağını düşünüyorum, neden benim durumumu bilmesi bu kadar önemli ki?
3) “sana verdiğim emeklere acıyorum“, “yazıklar olsun” veya -daha da abartırsak- İsmail YK‘nın deyişiyle “Allah Belanı Versin” tarzı sözleri sarf etmelerine bile gerek yok karşı tarafın yaptığı çok büyük bir hatadan dolayı ayrılan insanların. Şahsen ancak aynaya baktıklarında kusmamayı nasıl becerdiklerini merak edersem konuşacağım şahıslar için beynimi ve ağzımı yoramam diye düşünüyorum.
4) Sevgilim beni yaptığım çok büyük bir hatadan dolayı terk etse (Allah’ımm çok süperim hiç böyle bir şey olmadı :Ä ) ve ben onun bu tarz şarkılar dinlediğini duysam aksine hâlâ içinde bir yara, aklında bir soru işareti, kalbinde bir ağrı olduğumu düşünürüm.

Ya ben anormal düşünüyorum, ya da bu işten gerçekten anlamıyorum. Belki de anormal olma ihtimalim daha yüksek; çünkü etrafımdakiler mutlu olmaya başlamışlarken ben mutsuz oluyorum; onlar mutsuzken ben de mutlu olmaya başlıyorum. Belki de şu anda benim için bu tür şarkılar çok uzak olduğundan böyle düşünüyorum bilmiyorum ama onların durumundayken de hiç bu tarz şarkılar dinlemedim. Dinlesem de sadece zevk için dinlemişimdir; beni güçlü yapması için değil :) Valla ben “hayat güzeldir, sevmek güzeldir, sevelim sevilelim” şarkılarını öneriyorum herkeslere :) [Pollyana zamanlarımdayım, mümkünse bozmayın :Ç]

Buradan, bu yazıyı kendilerine ithafen yazdığım tüm arkadaşlarıma sesleniyorum: Aklınızı başınıza devşirin, böyle şarkıları güçlü olma amaçlı dinlemeyin. Hadi dinliyorsunuz diyelim, bari karşı tarafa belli etmeyin! Ayy yordunuz beni ya! :oklava:

Uyuz Öğrenci Tipi!!!

Kategori: Hayat — 12 December 2007, Wednesday @ 00:19

Sabahın köründe kalkmışsındır. Üstelik sadece 1 ders için. Ama önemli bir derstir ve gitmek zorundasındır. Diğer derslerin de öğleden sonradır. Sen zar zor kalkarsın, daha doğrusu kalktığını zannedersin ama ruhun hala yataktadır, fiilen ayaktasındır sadece.. Göz kapaklarına kedi Tom‘un yaptığı gibi kibrit çöpü koysan bile işe yaramayacak bir hâldesindir. Şanslısındır ki yıllardan beri giyinip derse gidiyorsundur, çünkü alışmışsındır. Beyninin çalışmadığı anlarda bile istemsiz olarak yaptığın hareketler listesine girmiştir bu giyinip derse gitmek. Sınıfa girersin biraz daha ayılmış bir şekilde. Birkaç arkadaşla sohbet edersin hoca gelene kadar. Birazcık daha ayılmışsındır. Ders başlar ve hocasına göre değişmekle beraber genelde uyku getirici konuşmalar başlar.. Sen gözlerin açık rüya görmeye başlarsın.. Ayık(!) olduğun zamanlarda ise saati kontrol ediyorsundur ders bitse de odaya gidip uyusam diyerekten.. Neyse ki ders süresi dolmuştur ve hoca tam sözünün sonuna gelmiştir ki işte kâbus tam olarak o noktada başlar!

Yataktan kalktığın andan itibaren hayalini kurduğun henüz başlamayan dersin bitişini dünya gözüyle tam göreceksindir ki densizin biri bütün ders kendini sıkmış ve her şeyi biriktirmiş olacak ki son anda soru sormaya başlar -ya da bir(!) şey söylemeye. “Ama hocam şöyle bir durum da var o zaman–?” gibi ahiret soruları sorar, “Bir de böyle olursa şöyle olabilir mesela–” diye başlayan uçsuz bucaksız örnekler vermeye başlar. İşin komiği, hoca da sıkılmıştır ve üstün körü cevap verse de akıllı arkadaşımız anlamamakta, saçmasapan sorular sormaya veya konuşmaya devam etmektedir. Zaten uykulusundur, asabisindir, yolda saldırıya uğrama ihtimaline karşı taşıdığın bıçak vb keskin aletlerinden birini alırsın ve o şahsın üzerine yürümeye başlarsın.

Bıçak kısmına kadarki durum bugün başıma gelmiş olmakla beraber, bıçak kısmından sonraki durum da dersten sonra odaya gelip uyuyup rüya gördüğümde tarafımdan gerçekleştirilmiştir.

Next Page »