Perfect Stranger

Kategori: Eğlence, Film — 17 August 2007, Friday @ 23:28

perfect-stranger.jpg Yazıma başlarken, öncelikle üzgün ve süzgün olduğumu belirtmek isterim. Bu staj yüzünden ne internette doğru dürüst zaman geçirebiliyorum, ne arkadaşlarımın bloglarına girip yorum yapabiliyorum -ki günlerden beri aklımda olduğu halde-, ne kendi siteme zaman ayırabiliyorum, ne de bırakın sitemi kendime zaman ayırabiliyorum. Bugün Cuma ya, hadi dedim kendime zaman ayırayım da film seyredelim annemle şöyle bi güzel. Hafta ortasında aldığım onlarca filmden birini taktık bilgisayara. Öylesine seçilmiş bir film değildi tabi, Cuma gününe yakışır bi film olması lazımdı ki bu, içinde Bruce Willis‘in olacağı bir film anlamına geliyordu. Bir de Halle Barry işin içine girince, ohoo bundan iyisi Şam’da kayısı. Filmi seyrederken de kayısı yedim, ilginç..

Halle Barry’yi Gothika ile tanıdım, sevdim; o film de başlı başına bir konu zaten. Bruce Willis’i doğduğumdan itibaren sevmiştim. Onun için doğmuşum adeta ama sanırım benim varlığımdan haberi bilem yok :ühüh: Sakın Ediz‘e söylemeyin hee! [Bilmeyenler için ==> tıklayın, bilin.] Neyse, ben “Perfect Stranger” filmine geçeyim..

Artistlerine bakarak ağzımızın suyu akar bi şekilde geçtik filminperfect-stranger-2.gif
karşısına. Lâkin başları sarmadı, ortalarına doğru sarar gibi oldu, orta-son sahnelerinde biraz daha sardı ama bu sarma meraktan doğan bir sarmaydı, sonunda ise resmen sarmaktan öteye geçti donup kaldık kal: Gerçi film başlamadan önce imdb‘den ortalamasına bakmıştım ve harika bir şey beklemiyordum. Genel itibariyle vasattı ama kesinlikle ilginçti ve beklenmedik bi sonu vardı. Şimdi aslında “beklenmedik bi sonu vardı” cümlesi olan film yorumlarına gıcık kaparım ama aynısını ben yaptım 8-) Bu cümleyi okuyan insan zaten en beklenmedik sonu düşünmekten filmi seyredemez! Muhtemelen size yaptığım şey de bu oldu -tabi filmi seyretmeyi düşünüyorsanız-. Bu filmde başka artistler oynasaydı, “benim için zaman kaybı oldu” diyebilirdim ama bu şartlar altında diyemeyeceğim. Buradan da oyuncuların, vasat bir filmin çekici hale getirilmesinde oynadıkları rolü görüyoruz. Ama yine de bir filmden sonra bir insanoğlunun o filmi seyrettiği için nasıl zevkinden şüphe duymasına sebep olunur ve bir film nasıl mükemmel bir şekilde ezilebilir, tam film sırasında mesaj atan Cem arkadaşımızdan öğrenebiliriz. Filmden sonra cevap attığımda işte gelen yorum:

“İğrenç bir filmdi o ya… ben sinemada izlemiştim. bruce ‘ben yan sete gelmiştim, ne işim var bu filmde’ der gibi duruyordu… halle’yi de zaten sevmem.” kal:

Peekiii, bu filmi size tavsiye etmek çok isterdim ama o kadar küfür almaya hiç niyetim yok. He benim gibi artist meraklısıysanız, biraz da gerilmek istiyorsanız kaçırmayın derim.

I Can’t Seem To Make You Mine…

Kategori: Eğlence, Film — 26 August 2006, Saturday @ 16:32

The Lake House2.jpgKafama esip sürüsüne bereket aldığım filmler uzun zamandan beri vitrinimi süslüyorlardı. Artık en azından bir tanesi süs olmaktan çıksın da seyredeyim dedim ve annemle Göl Evi’ni seyretmeye karar verdik. Seyretmeden önce güzel mi değil mi diye internetten şöyle bir araştırayım dedim.

“34 derece sıcakta gitmeye değmediği gibi bir de uykumu getirdi…tam bir hayal kırıklığıydı…keanu reevesin her şeyini seyredicem dememek lazımmış!!!”

“kötüüüü.”

“gittik izledik gördük… biraz saçma ama romantizm var lafan filan… izlemesniz bişi kaybetmezsiniz. he bide keanu reeves hayranıysanız gidin”

“hayatımda izlediğim en sıkıcı filmlerden biriydi yapılan en kötü aşk dilmi. film arasında filmi terk ettim.”

gibi bazıları saçma, bazıları komik, bazıları kötü eleştirileri gördükçe acaba seyretmesem mi diye düşündüm ama filmin iyi olduğunu söyleyen yorumları da görünce seyretmeye karar verdim. Zaten Sandra Bullock benim için başlı başlına bir “sebep”.İyi ki de seyretmişim. Tamam, olanaksız bir şeyden bahsediyor. Ama şu ana kadarki bütün güzel filmler de olanaklı konulardan bahsetmiyor ki. Kelebek Etkisi, Matrix, Smallville, Superman, Yüzüklerin Efendisi veya Altıncı His gibi filmler çok mu olanaklı veya mantıklı? Bu ve buna benzer filmleri mantıksız olduğunu kabul ederek seyrediyoruz zaten. Önemli olan mantıksızlığın içinde “mantık” olması.

The Lake House3.jpgFilm gerçekten ilginç ve seyredeniniz varsa “Frekans” filmiyle ortak bir konuyu işliyor. o filmin aşk ve romantizm katılmışı diyebiliriz. Filmin afişindeki yazı da “How do you hold on to someone you’ve never met?”. Gerçekten de tanışmadığınız birine aşık olabilir misiniz? Bu aşkı olanaklı kılmak için zamana karşı nasıl bir mücadele verirsiniz? Bir yerden sonra vaz mı geçersiniz yoksa peşini bırakmaz mısınız? Bu sorulara Sandra Bullock ve Keanu Reeves çok güzel cevap veriyor bence :) Henüz seyretmemiş ama seyredecek olanlar için daha fazla bahsetmeyeyim.

The Lake House.jpgFilmi beğenmeseniz bile göl evi ve manzarası; özellikle girişte çalan The Clientele ‘den I Can’t Seem To Make You Mine şarkısı yeter. Beni bu şarkıyla tanıştırdığı için bu filme bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum :) Sonuç olarak klişelerden sıkılmış ve farklı bir şey arayan herkese tavsiye ederim :)

« Previous Page