Makarna da Alerji Yaparsa..

Kategori: Eğlence, Hayat, Nam Nam — 5 May 2007, Saturday @ 12:09

     Perşembe günü, hazırlık sınıfını bir dönemde bitirdiği için erken tatile giren Gözdem’in Fethiye’ye dönecek olmasından ötürü (cümleyi nasıl toparlayacağım acaba şimdiden kafam karıştı :Ç ) Beşiktaş’ta buluşmaya karar verdik. Beşiktaş otobüsünden indim ve karşıdan karşıya geçmek için ışıklara gittim. “Lütfen bekleyiniz, lütfen bekleyiniz” diye diye adamı sıkboğaz eden otomatik bir sesin eşliğinde yeşil ışığın yanmasını beklerken, yanımda duran üniversite öğrencisi olduğunu tahmin ettiğim iki delikanlının konuşması dikkatimi çekti. Aktarayım:

     -Abi ben de kaşınıp duruyorum, alerji oldum yine galiba yaa.
     -Bu sefer ne dokundu yumurta filan mı yedin yine?
     -Yani çok yemedim ondan değildir herhalde. Sucuk filan da yemedim ama işte…
     -Havalardandır belki, bu havayla birlikte bir de kaşındırıcı şeyler yediysen.. Say bakiym ne yedin.
     -Abi işte yumurta yiyorum kahvaltıda, sonra günlük yemekler işte. Bir de çok makarna yiyorum.
     -Abi makarnadan da olacaksa ölelim yani.  Makarna da alerji yaparsa öğrenci milleti yaşayamaz ben sana söyleyeyim. Makarna yap üzerine peynir koy peynirli makarna olsun, makarna yap domates sosu koy al sana domatesli makarna, makarna yap sosisle birlikte ye yoğurtla ye ohoo bir sürü yemek çeşiti işte!
     Yani gerçekten de hayran kaldım ne diyeyim. Fazla sırıtmamak için kendimi zor tuttum; anca bu kadar yerinde bir konuşma olurdu. Ne doğru şeyler söyledi ayaküstü :) Yurt hayatında gerçekten de makarna öğrencinin kurtarıcısıdır. “Şimdi karşıya geçebilirsiniz, şimdi karşıya geçebilirsiniz” sesiyle irkildim ama artık karşıdan karşıya geçmeye o kadar hevesli değildim; halimden memnundum. Ama yanımdakiler çoktan yürümüşlerdi ve içimden arkalarından seslenmek geldi: “Durun nereye? Ne güzel sohbet ediyorduk daha karpuz keseceğğdik?”

İçimiz Isınsın

Kategori: Eğlence, Hayat, Nam Nam, Saçmalama — 19 March 2007, Monday @ 18:42

Yaklaşık 1 hafta önce hatırla(ma)dığınız gibi haftasonu yağmurluydu. Bu duruma şaşırmıştık; lâkin zamanımızda Mart ayında yağmur mu olurmuş! Neyse, annemle yürüyüşe çıkalım dedik. Hava yağmurlu, rüzgâr deli gibi esiyor, biz iki mazoşist Ortaköy-Beşiktaş, daha sonra da Beşiktaş-Ortaköy yolunu yürüdük. Ama bu havada yürümenin de ayrı bir zevki var. Kavuran güneşte ter kan içinde yürümeye kıyasla daha cazip olsa gerek.. Yaptığımız şeyler bununla kalmadı, bir de durağımız olan Beşiktaş’ta dondurma yedik her zamanki dondurmacımızdan. Ama napalım? Bu kadar güzel dondurması olmasaydı! Belki bileniniz vardır, Tansaş’ın karşısındaki Roma Dondurmacısı. Zaten artık Beşiktaş’ta bir yerde görsem orada çalışanlardan birini, direk selamlaşıyoruz gülüyoruz filan. Bir gün arkadaşlarımla gittiğimde ne çeşit dondurma istediğimi sorunca “kaymaklı, çikolatalı, bi de hmm şeyli” deyip kaldım, aklıma bir türlü gelmedi. O da “karamelli olmasın?” deyip güldü. E biliyor artık ne aldığımı :) Neyse, biz dondurmalarımızı eldivenli ellerimize aldık, ve dükkanın önündeki küçük sandalyelere oturduk. Gelen geçen bize şaşkınlıkla bakıyordu. Sadece insanların o şaşkınlığını görmek için bile dondurma yiyip hasta olmaya değerdi :Ç O kadar eğlenceli ki, hatta bir kız dalgınlıkla bize baktı, sonra çevirip kafasını tekrar baktı filan. Bazı insanları da cesaretlendirdik tabi, bizi öyle görünce onlar da aldılar. Bir de aldıktan sonra bize güldüler. O havada dondurma yiyen sayılı insanların arasında bir bağ oluyor. Yabancı bir ülkede aynı memleketten insanların arasında olan bağ gibi :Ç “Aaa siz de mi dondurma yiyosunuz bak işte biz de..” anlamında bakan gözler eşliğinde dondurmalarımızı bitirdik. O soğuk havada içimizi ısıtmıştı adeta. Sonra da Ortaköy’ümüze yürüdük tekrar. Vee hasta filan olmadık. Kışın dondurma yerseniz hasta olursunuz lafları yalan! Haa, bu arada eldivenli bir elde dondurma nasıl duruyor merak edersiniz diye de resmini bilem çektim :Ä Buyrun:

dondurma.JPG

Aşure Ayı

Kategori: Hayat, Nam Nam — 8 February 2007, Thursday @ 20:23

En sevdiğim ay! :Ä Gelsin aşureler.. Nam nam.. Aşure ayında evimize aşure geldiğinde, bizim eve girmesinden benim boğazımdan geçmesine kadar olan aşamayı anlatmak istiyorum.

asure.jpg

Bir kere üzerinde ceviz veya fındık yoksa hiç şansı yok. Eğer ki ceviz ve fındık parçacıkları varsa ilk aşamayı geçmiş demektir. Sonra kıvamı çok önemli. Koyuysa ı-ıh. Sulu veya sulumtrak ise ikinci aşama da tamamdır. İçi pirinç dolu olmayacak; nohut, fasulye vs de olacak. Eğer bu da sağlanırsa ohh görüntü ve içerik tam puan alır benden. Gelelim tadına.. Çok tatlı olmayacak, içimi baymayacak. Çok tatsız da olmayacak, tuzludan farkı olacak.

Tamam, mükemmeliyetçiyim. Ama bütün bu özelliklere sahip olmak bütün aşurelerin hayali. Küçüklüklerinden beri sırf ağzıma layık olmak için uğraşıp duruyorlar. Valla çalışan kazanıyor ve benim tarafımdan yenmeye hak kazanıyor. Burdan diğer aşurelere sesleniyorum: “Kıskanma ne olur çalış senin de olur” :Ä

Hayatımın Vazgeçilmezi..

Kategori: Hayat, Nam Nam — 5 February 2007, Monday @ 13:43

Neskafe.. Hayatımın en önemli unsurlarından biri. Rahatlatması için, uykumun açılması için, dinçlik vermesi için ya da sadece tadı için. Rahatlatması içinse, zevke göre sütlü ya da kremalı; uykumun açılması ve dinçlik vermesi içinse Jacobs’un poşet kahvelerinden ki son derece sert; sadece tadı içinse Café Crown 3′ü 1 arada.. Final döneminin bitmesinden 2 gün sonra bu yazıyı yazarken sadece tadı için 2’si 1 arada fındıklı Café Crown içiyorum. Baktım ki 3′ü 1 aradaların şekeri beni bayıyor, ben de artık şekersizinden alıp kendim az şeker koyarak içiyorum. Burdan yetkililere sesleniyorum lütfen karamellisinin de 2’si 1 aradasını yapın!!! :ühüh:
Efenim, şimdi ben bu yazıyı neden yazıyorum? Büyüklerimden duyardım “ayy yine fazla kaçırdım kahveyi çarpıntım tuttu”, veya “yok ben almayayım kahve, çarpıntım tutuyor” gibi cümleler. Hep de merak ederdim yahu nasıl oluyor da bi fincan kahveden çarpıntı tutuyor ne alakası olabilir diyerekten :hıı: Ama final döneminde o kadar çok kahve tükettim ki son final gününde benim de çarpıntım tuttu :Ç Ahh sevgili anneannelerim, babaannelerim, teyzelerim ve ninelerim sizleri anlıyorum artıkın ve kahve içmeniz için ısrar etmeyeceğim bundan sonra. Kahvenin & neskafenin final dönemlerimde sabahlara kadar dinç bir şekilde çalışmamı sağlayan değerli bir varlık olduğu gerçeği hiçbir zaman değiştirilemez. Ama gördüğünüz gibi ben bu okulu bitirince hem bir ekonomist olacağım, hem de kahve üzerine mastırımı yapmış olacağım ve hiçbir şirket beni reddedemeyecek :Ä

Çatır Çutur Katır Kutur

Kategori: Eğlence, Hayat, Nam Nam, Saçmalama — 19 November 2006, Sunday @ 17:09

     Dünkü bir otobüs maceramdan çıktı bu başlık. Nasıl bir otobüs macerasıdır ki böyle bir abuk başlığa sebebiyet vermiştir? Anlatayım…

     Ortaköy otobüsündeydim ve uslu uslu koltuğumda oturuyordum. Ben usluydum ama annemin Osmanbey’den aldığı fıstıklar (kabuklu fıstık mı desem soyalı kabuklu fıstık mı desem tam adını bilmiyorum ama çıtır bir kabuğu var) rahat durmuyorlardı. Kucağımdaki torbanın içinde mis gibi kokusu ve elimi ısıtan sıcaklığıyla beni yoldan çıkarmaya niyetliydiler :oklava: En sonunda yoldan çıktım tabi müthiş bir iradesizlik örneği göstererek. Ve yemeye başladım. Bir yandan fazla ses çıkmasın diye yavaş yavaş yiyorum, bir yandan ses çıkmasına engel olamıyorum çünkü öyle bir kabuğu var ki maşallah… Otobüste hiç sevmem bir şey yemesini. Hem başkalarının canı çeker diye, hem de çekmese bile ben rahatsız olurum diye. Çünkü otobüste simit, mısır, elma ve türevlerini yiyenleri gördükçe onları yedikleriyle boğasım gelir çünkü acayip canım çeker ve olan eve gidince “evde şu var mı bu var mı?” diye sorduğum anneme olur :Ç

     Evet, sevmediğim ve diğer insanlarda tasvip etmediğim bir şeyi yaptım. Olmuyor mu sanki sizin de böyle anlarınız? Kendinizi, kınadığınız veya hoşlanmadığınız şeyleri yaparken bulduğunuz? Oluyordur, oluyordurrrr :) Ve buradan beni duysalar da duymasalar da benimle yolculuk yapan otobüs sakinlerine/mağdurlarına sesleniyorum: Özür dilerim sizi çatır çutur katır kutur seslerine maruz bıraktığım için. Ama içgüdülerine karşı koyamıyor insan bazen. Bununla alakalı olaraktan, dün bana hediye edilen bir rozetteki sözle özetlemek istiyorum yazımı: 

     “Bir kere yaptım, yine yaparım” <:o)

Sevgili Günlük,

Kategori: Eğlence, Hayat, Kitap, Nam Nam, Saçmalama — 2 November 2006, Thursday @ 00:21

          Bu yazıyı sadece ve sadece korkudan yazıyorum. Baktım sevgili arkadaşlarım isyan ediyorlar, dedim yazayım. Aslında ataletten mi kaynaklanıyor yazmamam? Sanırım hayır. Hem yorgunluk hem de konu bulamama diyelim. Yazacak konuları bu kadar mı tükenir insanın! Diyordum ki okul başlayınca çok malzeme çıkar ama ters tepki oldu; çünkü yoğunluktan düşünmeye zamanım kalmıyor desem yeridir :) Madem yazacak konu bulamadım e yazı da yazmak gerek o zaman gelin size bugünümü anlatayııımmm (dinlemeyecek olanlar konuşmasın ya da sınıftan çıkıp sınıf düzenini bozmasın => derse çok girmenin zararları):

          Dün gece feci bir baş ağrısıyla yattım ve sabah 6′da aynı baş ağrısıyla uyandım. Baktım böyle olmayacak, Aprol içip tekrar uyudum. Buradan Aprol’u çıkaranlara çoookk teşekkür ediyorum; çünkü beni felaket bir günden kurtardı. Daha doğrusu günümün çok daha az felaket hali almasını sağladı. Yine de biraz felaket hali vardı yani. Sabah kalktım kahvaltı edip 12′de Ekonomi dersine gittim. Sıkıcıydı, boğuluyordum, nefes alamadım bir an derken o da ne?!?! Kırk yılda bir telefonumun sesini kısmadığım tuttu, onda da telefonum çaldı. İyi ki hemen ortadaydı da çok fazla çalmadan susturabildim. Ama iyi ki de sessize almamışım; çünkü Ekonomi dersini güzelleştiren ve çekilebilir hâle getiren o telefonla gönderdiğim ve aldığım mesajlardı :) Evet, biz öğrenciler böyleyiz işte. Bizi böyle kabul edin :Ä

          Ekonomiden ölmüş bir şekilde çıkıp taaaa tepede olan yurdumun sıcak kollarına kendimi attım. Tam odacığımın ısısına alışmıştım ki saat 3′teki Tarih dersine gitmek için tekrar soğuk Şile havalarına bırakmam gerekti kendimi.. Tarih dersi öyle eğlenceli ki anlatamam. Yazmaktan ellerim kopsa da hayatımda böyle eğlenceli tarih dersi işlemedim. Resmen hem eğlenirken öğreniyoruz :Ç Dersten 4.30′da çıkıp tekrar yurda geldim ve Ayça’yla sinema kulübünün toplantısına gitmeye karar verdik uzuuun uğraşlar sonunda :Ä Yaklaşık 1 saat sürdü ve Web komitesine adımızı yazdırdık Ayça’yla ama öyle bir galeyana geldi. Sağolsun Cem web komitesine yazın deyince, öyle bir deyişi var ki yazdırmamak mümkün değil :Ç Ayrıca bir “maraton” düzenlenecekmiş. Akşam 8′den sabahlara kadar kesintisiz film üstüne film seyredilecekmiş ve buna en uzun dayanan 1.ye armut koltuk, 2.ye ve 3.ye de DVD hediye edilecekmiş. Tabi kuru kuruya da olmaz; yiyecek bir şeyler de ayarlanacakmış. Patlamış mısır, alaska tarzı şeyler. Alaska denince nedense gözler direk bana çevriliyor ve aklıma iki deyim geliyor: “adım çıkmış dokuza inmez sekize” & “Adın çıkacağına canın çıksın”! Cem’in yorumu şu: “Bütün gelir kaynağımız sen olacaksın Tuğçe” :Ç Ya ben o kadar obur değilim sadece yavaş yiyorum, yavaş yiyince de daha uzun yiyorum; böylece insanlar ne zaman bana baksalar yiyormuş gibi görünüyorum :Ç Neyse, sonra yemekhaneye gidip bir şeyler yedik ve Ayça yurt asistanı olduğu için toplantıya gitti; ben de Aysun’a yardım edeyim diye kütüphaneye gittim. Saat 8′e geliyor, hala çalışıyor ben de kıyamadım işinde yardım ettim hemen bitti. Eeee, işin içine ben girdim mi böyle çabuk biter iş işte :parlak: Sonra Avrupa Yakası’nı seyretmeye Sosyal Merkez’e gittik Aysun’la. Normalki zamandan çok daha kalabalıktı. Çevremizdekilerin patates kızartması, şinitsel ve türevlerini yemelerini Emrah bakışlarıyla ( :ühüh: )izlerken bunlara yenilmemek, yıkılmayıp ayakta durmak için çok çaba sarf ediyorduk. Ama sonunda ne yaptık? Pasta ve supangle aldık! Hep Aysun’un yüzünden benim hiç suçum yok vallaaaaa..

          Sonra da geldik yurda ve şimdi de yazıyorum. Yazacak ilginç bir konum olmadığı için size bugünümü anlatayım dedim. Şimdi ne yapacağım? Yaklaşık 650 sayfa olan tarih kitabımız Andrew Mango’nun “Atatürk” kitabına devam edeceğim. Kaçıncı sayfada mıyım? 41 :S Ama azimliyim, çalışkanım, Tuğçe’yim ben. Peki bu neyi değiştirir? Yazı uzadıkça saçmaladığımın farkına vardım. Ben gidiyorum!

Badem Şekeri

Kategori: Eğlence, Nam Nam, Saçmalama — 21 October 2006, Saturday @ 22:06

Allah’tan böyle bir şarkı yok; şarkı sözünden başlık yapma alışkanlığımı bırakmanın zamanı gelmişti.

Badem Å�ekeri.jpgBadem şekerini severim; hoştur, güzeldir. Malum bayram hazırlıklarının büyük bir bölümü şeker, çikolata vs almak oluşturur. Biz de bugün çikolatanın, şekerin hemen hemen her türlüsünden aldık. Anneanneme gelen giden çok oluyor bayramda. Biz de her gelen gidene şeker/çikolata ikram ediyoruz haliyle. Kendimiz nasibimizi almıyor muyuz? Tabii ki alıyoruz! Neyse sürekli yemekten de bahsetmek istemiyorum; o kadar da yemekgöz değilim. Sadece demin sinir olduğum bir olaydan bahsedeyim dedim.

İçi fındıklı çikolata ve bademli şeker ile dolu olan tabağı aldım önüme, yemekten sonra bir güzel yedim. Artık bırakmanın zamanı geldi dedim ve son bir tane bademli şeker alayım dedim. Ve tabağı bıraktım mutfağa. Ama o da ne?!?! :hıı: Sonuncu badem acı çıkmaz mı! Öyle iğrenç tiksinç bir tat, güzel bir ziyafetten sonra böyle ağır bir darbe dayanılacak gibi değildi. Çözümü belliydi bu işin; ne yapmam gerektiği belliydi. O acı tadı nötralize edene kadar yemeye devam edecektim. Gerçi ben nötralize etmekle kalmadım; biraz bazik bir kıvama getirdim ama biz de insanız değil mi engelleyemediğimiz bazı dürtülerimiz var :Ä Yani o tek bir acı badem nelere mâl oldu!!

Birazdan Sandra Bullock ile Hugh Grant’in oynadığı Two Weeks Notice(Aşka İki Hafta)’i seyredeceğim. Çok heyecanlıyım. Tam bir Sandra Bullock hayranıyım. Badem şekeri gibi kız! (Şşştt hayır! Acısız olanından!)

Bütün Kızlar Toplandık

Kategori: Eğlence, Nam Nam — 20 October 2006, Friday @ 23:34

Hayırdır yahu, yazılarıma hep şarkı isimleri koyuyorum bu aralar ne kadar da melodikleşti hayatım :Ä

Efenim, bugün benim için gerçekten yoğun bir gündü. Sabah kalktım, elimi yüzümü yıkadım diye bütün ayrıntıları anlatsam ne kadar eğlenceli olur! Ama sizi bu eğlenceden mahrum bırakacağım, üzgünüm :Ä

Sabah kalktım, bavuluma son birkaç şeyi tıkıştırdım ve giyindim. Hukuk dersi için taaaa tepedeki D/K binasına gidip, derse girip sonra tekrar servise binmek için aşağı indim. Buradan Aysun’a yolculuğumu çekilebilir hâle getirdiği için teşekkür etmek istiyorum her ne kadar şu anda evinden internete giremiyor olsa da eminim bir gün O da görecek bu yazıyı :) Ayrıca Akın, hey insanoğlu sana sesleniyorum! Ne biçim bir kişiliksin ki beni bütün servise rezil ettin! Ben sana demiyor muyum topluluk içindeyken beni bu kadar güldürme diye! Efenim sevgili Akın ben servisteyken telefon edip, abuk subuk konuşma potansiyelini kinetiğe dönüştürerek bir Fizik Mühendisliği öğrencisinin son işlediği konuyu nasıl pekiştirmesi gerektiğini anlatan bir örnek sergiledi :Ç Tamam tamam, kabul ediyorum ben de sana uyup saçmaladım ama bu sıradışı bir şey değil ki??

Neyse, dün akşamdan ayarladığımız iftar yemeğine yetişmek için alelacele evden çıktım, koşar adımlarla Taksim’e gittim. Anlaşılan koşar adımlarla gitmeme pek de gerek yokmuş; lâkin erken gitmişim. Neyse, Kabalcı’dan aldığım Hukuk ve TC Tarihi ders kitaplarına göz gezdirdim. Neyse sonunda buluştuk ama Fatma’yla Buket trafiğe takılmışlardı; yani buluştuk dediğim ben, Pınar ve Nazlı’dan ibaretti. Ama biz üstümüze düşen görevi biliyorduk! Yer bulmak! Evet, oturacak yer bulmak lazımdı değil mi sonra yerler dolarsa naparız ne ederiz? Koskoca Beyoğlu kazan biz kepçe harıl harıl yiyecek yer aradık. Bu kadar yemek seçen kişilikler olmaktan gurur duymuyor muyuz? Sonuna kadar duyuyoruz! Artık o kadar bayıldık ki geze geze, Pınar’ın “abi bırak yaa, iyiyiz böyle aç aç, dünya güzel, sen güzel, ben güzel, kafamız güzel, midemiz rahat, biz rahatız” yorumu süperdi, kopardı bizi :Ç Nazlı komplo teorileri peşinde koşan yerlere gitmememizi, Pınar hamur işi satan yerlere gitmememizi, ben de midemizde tatlıya yer kalacak kadar yiyebileceğimiz bir yere gitmemizi söyleyip duruyorduk. Böyle bir üçlünün oluşturduğu takımı düşünebiliyor musunuz? :Ç Akıllara zarar hiç düşünmeyin! En sonunda ev yemekleri ve iskender lokantası tarzında bir yere gittik ve Fatma ile Buket trafikten kurtulup ancak o zaman gelebildiler :)

erôl.jpgKoskoca bir iskenderi mideye indirdikten sonra tatlıcıya giden ve tatlı yiyen gençliğe ne dersiniz? Hayırr söylemeyin bu gerçekle yüzleşemeyeceğiz! Ama siz söyleyin yandaki olağanüstü varlığa kim dayanabilir? Aslında bunu yedik yemesine ama daha gözümüzün kaldığı bir çok şey var ve sırf onun için bir daha buluşmayı planlıyoruz :Ä

Buradan sevgili Nazlı’ya çektiği fotoğraflar için çok çok teşekkür ediyoruz ve fotoğraf kategorisine koyamayacağım yandaki eşsiz güzellikteki “kare”yi yakaladığı için alkışlıyoruz. Çektiğin resimler ziyan olmayacak, isteyen herkes “Resimlerim” bölümüne tıklayıp görebilir :)

Ama buradan Buket’e seslenmeden edemeyeceğim. Bütün insanlar iskender yerken sen nasıl brokoli yiyebildin hiç mi için sızlamadı? Bütün insanlar gayet kalorili tatlılar yerken sen nasıl keşkül yedin hiç mi utanmadın? O kadar kilo verdin hala mı gözün doymadı? Kendine gel ve bize ayak uydur hayatını yaşa artık!!

Son olarak Pınar, otobüs geldiğinde birden seni unutup koşturduğum için çok özür dilerim :Ç Otobüse bindikten sonra fark ettim ama artık çok geçti :Ä Tam olarak unutmuş sayılmam o kadar öküz değilim tabi ama (ay öküzüm de o kadar değilim gibi oldu neyse :Ç ) yine de tam vedalaşamadık gibime geldi. Neyse bidahaki sefere:)

İşte bugün de böyleydi. Bu arada bütün kızlar toplandık dedim; ama gelin görün ki yediğimiz onca tatlıya rağmen eksik olan farklı bir tatlılık vardı. Burcuuuu!!!! Sakın bir daha bizi senden mahrum bırakmaaaağğğğ!!!

Next Page »