Ben Klonlanırsam?!?!

Kategori: Hayat, Saçmalama — 24 March 2008, Monday @ 23:01

Karar verdim. Kendimi klonlayacağım. Bu, şu anda yaşadığım hayatı büyük ölçüde kolaylaştıracak. Aynı anda birden fazla yerde olmam; birden fazla şey yapmam gerekiyor. Mesela şu anda ayaklarıma inen kara suları seyretmekteyim. Ekonomi asistanlığının bir parçası olaraktan hocalarımız ve birkaç asistan arkadaşımla birlikte uğraştığımız Ekonomi projesiyle ilgili oda oda gezip anket yaptım. Yurt binalarını ve öğrencileri aramızda paylaştık arkadaşlarla. Bu tamamen ayrı bir konu. Daha sonra yurt odalarına gittiğimde nelerle karşılaştığımı, sevgili öğrenci arkadaşlarımın tepkilerini, oda hallerini hepiciğini ama hepiciğini açıklayacağım burada :Ä Şimdi klonlama işine geri dönelim.

Peki ne geçecek elime? Şöyle ki; bir klonum televizyon izlerken bir klonum son çıkan filmi seyredecek, sonra birbirlerine anlatacaklar. Başka bir klonum derslerde tuttuğu notları diğerleriyle paylaşacak veya sınava girme görevi ona kaldıysa diğerleriyle paylaşmasına gerek kalmayacak. Diğer bir klonum ise arkadaşlarıyla buluşup gününü gün edecek. Zaman zaman aralarında kavga çıkacak tabi; ama ben niye varım? Benim görevim de onları toparlamak olur. Nerden geldi bu fikir aklıma bilemiyorum. Sanırım 6′dan 9.30′a kadar merdiven inip çıkan ve öğrencilere anket yapan her aklı başında bireyin aklına gelebilecek bir şey bu. Sonunda kendi odama bile “Merhaba, bir anketimiz vardı” diye girecektim neredeyse.

Her şey iyi güzel de, şu klonlamanın kafamı karıştıran tarafları da var. Mesela demin bir klonum derse gidip not tutar dedim de, acaba ona güvenebilir miyim? :Ç Güzel not tutar mı yoksa her sabah evden çıkmadan önce “bak bugün öğretmeni iyi dinle, iyi not tut” demek zorunda kalır mıyım? Veya hepsi aynı yemekleri mi sevecek? Ya biri salaş pantolon giymeyi severken diğeri abzürd bir etek giyerse? Rezil kepaze ederlerse beni? Veya hangisi kime aşık olacak? Ya her biri farklı birine aşık olursa? kal: Ya bir tanesinin erkek arkadaşı diğerini erkek arkadaşıyla görür de kavga çıkartırsa? Evet, kutluyorum kendimi. Her şeyi bir yana bırakıp da klonlamanın bu etkisini düşünmek gerçekten büyük kabiliyet. Eminim siz de kutluyorsunuzdur.

Her şey bir yana, klonlama işlemi ne zaman gerçekleşecek acaba? Yok mu bir aydınlatacak olan? Yok mu klonlama işlemi yapabilecek bir arkadaş?! :ühüh:

[Cem, gerçekten dediğin kadar varmış. Sitemin son güncellemesine hayran kaldım. Yazdıkça yazasım geldi ama burada bitirmek zorundayım. Tişkür ederim :M ]

Kim O?

Kategori: Benim "Açı"mdan, Hayat, Saçmalama — 12 March 2008, Wednesday @ 18:17

Bugün 3 saat üst üste olan Modern Avrupa Tarihi dersinde not almaktan elim kolum sırtım ağrımış, dikkatle dinlemekten lenslerim kurumuş bir şekilde dersin ikinci arasında elimi yüzümü yıkamaya gittim. Yıkadım yıkamasına; amma ve lâkin kâğıt havlu yoktu. Ben de tuvaletlerden birinden tuvalet kâğıdı alayım dedim. Kapıyı yavaşça vurdum. İçerden gelen ses:

- Kim o?

Ben öyle bir kalmışım ki yanımdaki kız bu cevaptan çok benim surat ifademe gülüyordu sanırım. “Benim Tuğçe” mi demeliydim? Aslında her ne kadar “abla, senin siparişleri getirdiydim” demek için ölüp bitsem de terbiyem müsaade etmediğinden yapamadım. Çok ilginç bir tecrübeydi..

Hayatımız İnternet Olmuş!

Kategori: Benim "Açı"mdan, Bilinç Akışı, Hayat, Saçmalama — 11 February 2008, Monday @ 20:04

Yarıyıl tatili bitti… Bir şey anladım mı? Bu soruyu es geçmek istiyorum mümkünse! :@

Son 1 haftadan beri -belki de daha fazla- internete girmedim. MSN‘i açmadım, Facebook‘a girmedim, kendi siteme bile girmedim. Hatta uzun bir süre maillerimi bile kontrol etmedim. Neden yaptım bunu? Hem internetsiz bir hayatın nasıl olduğunu unuttuğum ve belki de özlediğim için, hem de tatilimi sanal ortamdan çok gerçek ortamda geçirmek istediğim için. Çok değişik sonuçları oldu. Kendimi deney yapmış gibi hissediyorum ve bu deneyin sonuçlarını sıralamak istiyorum:

1) Sanal ortamda alışık olduğumuz hareketlerin gerçek ortamdaki karşılıklarını özlediğimi fark ettim. Bu hareketler kötü bir şeyler ifade etse bile.. Mesela; MSN’de birini engellemenin karşılığı ona bağırmak veya kötü sözler söylemek, Facebook’ta birinin fotoğrafını “tag”lemenin karşılığı buluştuğunuz arkadaşlarla fotoğraf çektirmek, MSN’de birini titreştirmenin karşılığı o kişinin suratına “Heeey beni dinliyor musun?!?!” veya “Kendine gel ve beni dinle” demek, yine MSN’den birine şarkı göndermenin karşılığı o kişinin gözlerine bakarak o şarkıyı söylemek, birine mail göndermenin karşılığı küçük bir zarfa bir şeyler karalayıp onu elden vermek -böylece o kişiyi her hatırlamak istediğinde bilgisayarı açmak zorunda kalmazsınız-, internetten manzara fotoğraflarına bakmanın karşılığı bizzat o yerlere gidip o havayı solumak olabilir.. Özlemişim.. Gerçekten çok özlemişim.
2) Artık hiç kimsenin sizin bir gün bile olsa internete girmemenize olasılık vermediğini fark ettim. MSN’e günler sonra girince daha önce aldığım mesajlar o an yığıldı ve birçoğunda beni rahatsız eden cümleler vardı. Mesela; “Tuuuğğğççeeee!! Nerdesin bak orda olduğunu biliyorum hemen çık“, “Niye cevap vermiyosun bu saatte MSN’de olduğunu biliyorum ayıp ediyosun ama hani konuşacaktık?” veya “Hadi dün girmedin diyelim bugün de mi girmedin dün yazdığım şeyleri görmedin?” gibi cümleler. Yani inanamıyorum.. Elma dersem çık, armut dersem çıkma, açıl susam açıl, damlaya damlaya göl olur tarzında cümleler yazacaklarına o kadar merak ettilerse telefondan arayıverselerdi bu arkadaşlar.. Aslında iyi oldu bir bakıma. Bu sayede “Aaa Tuğçe internetteymiş bi merhaba diyeyim bari” deyip internete girmeyince de cevap vermemekle suçlayanlarla “Ya Tuğçe kaç günden beri yok dur bi arayayım şunu” deyip arayanlar arasındaki farkı da anlamış oldum. Bir de şu olay var: Facebook’a girdiğim zamanlarda çıkmayı unutuyorum ben :Ç Yani sayfa öylece açık duruyor, ben içeride televizyon seyrediyorum, camdan bakıyorum, kitap okuyorum vs vs. Fakat beni Facebook’ta çevrimiçi gören bazı arkadaşlarım “orada olduğunu görüyorum yakaladım seni hahaha” tarzında ilginç bir fikre kapılıyorlar. Şahsen, kendi internet ortamımda kimseden kaçıp saklanmak gibi bir zorunluluğum, zevkli bir şeyi işkence hâline dönüştürmek gibi bir niyetim yok. Bilgisayar başında değilsem değilimdir, cevap vermiyorsam kişisel algılanmasın lütfen..
3) Tatil boyunca akşamları eve gelir gelmez bilgisayara sarılıp sanki biri onu kaçıracakmış veya elimden alacakmış gibi hareket etmek yerine eşofmanlarımı giyip içeride ailemle televizyon seyredip lagaluga yaptım :M Sadece ders programı almak için internete girdim ve o gün delirdim zaten. İnternetten ders programı almak kadar iğrenç bir şey yok! Allah düşmanımın başına vermesin.. Versin mi yoksa? ^o)
4) Her şey iyi hoş da, 1 haftanın sonlarına doğru ellerim titremeye, salyalarım akmaya başladı. Kısmi nöbet geçirdim geçirecektim ki internete zor attım kendimi :) Çünkü her şeyim internette. Her şeyde internete koşuyorum. Mesela; artık sözlük kullanmıyorum ve bilmediğim bir kelime olunca anında ya TDK ya da Seslisözlük yetişiyor imdadıma. Bir film hakkında bir şeyi merak ettiysem IMDB ve Beyazperde ilk baktığım sitelerdir. Bir yerin adresi veya telefonu lâzım olsa hemen internete koşarım. Daha da bir sürü şey.. Yani interneti hayatımdan çıkarmam elbette imkânsız.
Başka sonuçlar varsa da şu anda aklıma gelmiyor; çünkü aklım pek yerinde değil. Yine grip yapacağını yaptı ve tatilde bile beni buldu, bir türlü bırakmıyor. “Artık ayrılmalıyız, ayrı dünyaların insanlarıyız” diyorum, “Seni bırakamam Tuğçe, sen mükemmel bir kızsın, bence biz birbirimiz için yaradılmışız neden anlamak istemiyorsun?” diyor; ben “ama ben seni sevmiyorum tek taraflı bir aşk bu” diyorum, o “neden bana bir şans vermiyorsun” diyor. Şimdilik o kazanıyor gibi, ama onu antibiyotikle aldattığımı öğrenince muhtemelen beni kendi isteğiyle terk edecek..

Sanırım son birkaç cümle akıl sağlığım hakkında bilgi vermiştir sizlere :M Saygılar efenim..

İsteklerim Bitmiyor! Dur Durak Bilmiyor!

Kategori: Benim "Açı"mdan, Eğlence, Saçmalama — 3 February 2008, Sunday @ 17:50

Arkadaşlar, hazır mısınız? Öyleyse batsın bu dünyaa.. değil tabi; öyleyse sizden beklentilerimi bir bir sıralıyorum şimcik:

Akın, öyle bir terazi yap ki nerede tartılırsam tartılayım hep istediğim kiloda göstersin beni. Hatta yerçekimini yok et, o zaman tartılmak gibi bi sorun da kalmaz. Ama o zaman da hem şişman hem de uçan bir kişilik olucam :hıı: Pff, neyse benden bu kadar sen bi çözüm düşün o kadarını da ben düşünsem ben yaparım hıh!

Pınar, öyle bir telefon dizayn et ki, kapalı ortama girince kendiliğinden sesini kısabilsin, toplantı odasına veya sinemaya girince kendiliğinden sessiz olarak ayarlanabilsin. Ayrıca hangi yerde kimin olduğunu da anlayabilsin. Mesela bir kafeye gittik ve birisinin orada olup olmadığını merak ediyoruz. Eğer ordaysa telefonumuz hemen bizi uyarsın ötsün titresin bişeyler yapsın işte! Artık telefon kartından mı anlaşılmasını sağlarsın, uyduyla temasa mı geçersin orası sana kalmış cicim!

Gözde, uyku problemimize kökten biz çözüm bul lütfen. Uyumak istediğimiz zaman hemen uyuyabilelim, uyanmak istediğimiz zaman hemen uyanabilelim. Öyle bir ilaç yap ki, uyku düzenimizi kendimiz belirleyebilelim :ühüh:

Ayça ve Aysun, öyle matematiksel teoriler üzerinde durun ki; bu teorilerle filmlere katkıda bulunun istedim birden. “A Beautiful Mind“, “Good Will Hunting“, “Numb3rs“, “Cube” filmlerinde olduğu gibi.. Hatta yeni teoriler bulun “Ayça teorisi” veya “Aysun teorisi” densin!

Cem, öyle bir program kodla ki, komutları ağzımızla söylediğimiz zaman yerine getirsin. “Evet yavrucum, şimdi Facebook’a gir bakiym” dediğimizde Facebook’a girsin, “Google Talk’tan çık bakiym hımmm” dediğimizde hemen çıksın falan.. Tabi herkesin hitap şekilleri farklı olduğu için o kelimelere duyarlı bir sistem de kurman gerekiyor. Mesela ben daha çok “yavrucum“, “ivit“, “keeesss“, “cicim” vs gibi kelimelerle hitap ederken bir başkası “bitanem“, “gözüm“, “ciğerim“, “eyvallah koçum“, “aslanım benim” gibi tabirleri yeğleyebilir. Herkesin tercihine saygılı olmak lazım..

Cihan, seni sadece Türkiye’de görmek istiyoruz :)

Sera, öyle müzikler yap ki bir ömür boyunca dinle dinle sıkılmayalım. Ne kadar dinlersek dinleyelim eskimesin, aynı heyecanı yaşatsın, aynı tadı versin. Her yaşa, her çağa uysun; tadı damakta kalsın, tadından yenmesin -biraz daha tadından bahsedersem buzdolabına saldıracağım için burada kesiyorum-, baymasın, hep diri, hep canlı kalsın (A)

Buket, yiyip yiyip kilo almamamızı sağlayacak bir liste oluştur bize. Böyle, yiyelim yiyelim hem gıda ihtiyacımız karşılansın, hem mutlu olalım, hem de kilo almayalım. Mümkünse hap icat etmeden gerçekleştir bunu :Ä

Siz bunlara dalmış bütün kuvvetinizle uğraşırken, ben, Burcu ve Fatma sizin paralarınızı bir güzel değerlendiririz (!), merak etmeyin :Ä
[Sözünü etmediğim arkadaşlar alınmasınlar; ya onlardan isteyecek bir şey aklıma gelmemiştir -ki her şeyi istedim zaten daha ne istiym :)- ya da tam olarak neyle uğraştıklarını bilmiyorumdur :M Ekleyeceğiniz veya “ben de bunu yaparım” diyeceğiniz bir şey varsa buyrun :) ]

Öyle Olmaz, Böyle Olur! HIH!

Kategori: Saçmalama — 22 January 2008, Tuesday @ 14:29

Bir önceki yazıma yapılan son yorumlarda Emre‘nin gösterdiği linkteki fotoğrafa bakınca gerçekten mideme kramplar girdi, kendime gelmem baya bi zamanımı aldı. Üstelik beni ona benzetmesi de cabası :oklava: Zaten diğer arkadaşlar da bunu bekliyomuş gibi hepsi “kilolusun bak yatakta bile izin çıkıyo” modunda üstüme geldiler. Ben 48 kiloyum! Daha dün tartıldım! Hem “kilolu dediğiniz öyle değil, böyle olur” baabında bi fotoğraf yapıştırıyorum hemencik:

Nasılım? :parlak:

Kelimeye Göre Telefon Ücreti

Kategori: Eğlence, Saçmalama — 10 January 2008, Thursday @ 13:17

Allaaahhhhhııımmm bu bi kâbus olmalı!!! Bu cevaplara inanamıyorum gerçekten. Beni bu “sokak ropörtajları” serisiyle tanıştırdığı için Cem‘e teşekkürü bir borç bilirim. Bayramdan beri çeşitli versiyonlarını seyredip seyredip eğleniyorum :Ç Bir tanesini de buraya aktarayım dedim. Özellikle bir vatandaşımızın “adam bir ay konuşuyor ikinci ay cep telefonunu göremiyorsun” deyişine bittiğimi belirtmek isterim. Öyle ilgili ve duyarlı bir vatandaş ki, her ay düzenli olarak bir köşede oturup insanların cep telefonuyla ne kadar konuştuğunu ve diğer ay cep telefonunu değiştirip değiştirmediğini ve kullanıp kullanmadığını takip ediyor :Ç Aaaayyyyyyyghghgh!!! Buyrun:

Adım Hıdır, Elimden Gel(mey)en Budur!

Kategori: Benim "Açı"mdan, Saçmalama — 29 December 2007, Saturday @ 01:43

Geceyarısından sonra aklıma gelen şeyi söylersem deli miyim diye düşünür müsünüz bilmiyorum. Biraz sonra söyleyeceğim şeyin doğruluğundan emin değildim. Şimdi denedim ve emin oldum. Söylüyorum:

“Hıdır” ismini duyunca çok gülüyorum. Engel olamıyorum. Hatta bu durum bazen -karşımdaki de gülerse- kasıklarım ağrıyana kadar gülmeme bile sebep olabiliyor. Sebep asla bu ismin komik olması veya kötü bir özelliğe sahip olması değil. Tamamen benden kaynaklanan bi arıza.. Bir iki kere birisi ciddi bir şey anlatırken “Hıdır” kelimesini kullanmıştı ve ben kendimi tutamayıp gülmüştüm. Biraz önce denerken de yine güldüm ve annem içerden seslendi “kendi kendine neye gülüyorsun Tuğçe?” Şimdi “Hıdır’a gülüyorum anne” desem bir şey, “evet, kendi kendime gülüyorum” desem ayrı bir şey..

NOT: Ya fark ettim de, “Hıdır” kelimesini yazarken de gülüyorum :Ç  O zaman bu kitabı okumamalıyım di mi? ^o)

Sudoku Çıkmazı

Kategori: Benim "Açı"mdan, Hayat, Saçmalama — 17 December 2007, Monday @ 01:31

Public Finance (Kamu Maliyesi) dersi için, biri “The Logic of Collective Action”, diğeri “The Firm the Market and the Law” diye iki tane güzel, sevimli, cici kitabı okuyup eleştirisini yapmalıyım; ama ben sudoku çözüyorum.
Introduction to Management (İşletmeye Giriş) dersinden bir tane araştırma görevim var; ama ben sudoku çözüyorum.
Econometrics (Ekonometri) dersinin notlarını temize çekmem gerekiyor; ama ben sudoku çözüyorum.
Hadi dersleri bıraktım, izleyecek bir sürü güzel DVD’m var; ama ben sudoku çözüyorum.
İki arkadaşımı arayıp uzun zamandan beri ertelediğim bir konuyu konuşmam gerekiyor; ama ben sudoku çözüyorum.
Sudokunun fırsat maliyetinin sadece bunlar olmadığının ve sayamayacak kadar çok olduğunun bilincindeyim; ama ben yine sudoku çözüyorum.
Tam şu noktada bana bu sudokuyu kimin kaptırdığını hatırlamaya çalışıyorum. Gerekli işlemleri başlatacağım da.. Japonya’ya gitmeyi bile göze aldım!

Next Page »