ATALETİ YENMEK
Bir önceki yazımda belirttiğim şeylerin hemen hemen herkesle bağdaştığını görünce bugün gittiğim Mümin Sekman’ın “Ataleti Yenmek” adlı seminerinden küçük alıntılar yaparak bunları sizlerle paylaşayım dedim.
Önce bu konferansın ismini duyunca “Hö?
” dedim. “Atalet mi, hıımm evet nedir bu yenir mi?” diye sorular sordum kendime. Efenim “atalet” hareketsizlik, tembellik, işlemezlik demekmiş. Ne anlamda hareket derseniz örnek vereyim. Mesela yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımız: kitap okumak vs. Veya yapmamamız gerektiği halde yaptıklarımız: sigara içmek vs. Bunu önceki yazıma uyarlarsak kitaplığımı düzenlemeyi düşünmem ve sadece düşünmekle kalmam bir “atalet” örneği. Ama bu konferans daha çok başarıyı yakalamak doğrultusunda ataleti yenmekle ilgili olduğu için kitaplığı düzenlemek çok basit kalıyor ![]()
Fazla detaylara girip de bu yazıyı sıkıcı bir hale getirmek istemiyorum; o yüzden not aldığım ve/veya ilgimi çeken yerleri sizlerle paylaşayım şimdi:
Önce Mümin Sekman’ın katılımcılara sorduğu bir soruyla başlayayım: “Kimler başarılı olmak istiyor burada?” Tahmin edersiniz ki herkes elini kaldırdı. Sonra yolun başında insanların %99 unun başarıya ulaşmak için yola çıktıklarını ama ancak yaklaşık %10 unun ulaştığını söylüyor. Peki nedir bunun sebepleri? O yoldaki engelleri aşamamamızın sebepleri? Hepimizin bildiği sebepler sayıldı burada işte tembellik, özgüven eksikliği, kararsızlık, çevre baskısı vs vs. Veya o %99 luk kesimin birçoğu gerçekten başarı istemiyordur belki de. Tıpkı eğitim önemlidir deyip de eğitime bütçe ayırmayan belediye başkanları veya televizyon programları arasında en çok istenilenin ne olduğunu sorduğunuzda insanların belgesel deyip de magazin programlarını seyretmesi gibi. Başarıyı gerçekten isteyenler için söyleyelim: engel olmasa başarı da olmaz; engelin büyüklüğüyle başarının büyüklüğü doğru orantılıdır. Buraya kadar hepimizin duyduğu şeyler ama bunun hemen arkasından söylediği bir cümle dikkatimi çekti: “Aslında iş hayatında insanlar birbirlerinin önlerine taş atıyorlar, rakiplerine engel çıkarıyorlar; ama bilmiyorlar ki bu engeller rakiplerini daha güçlü ve başarılı yapıyor.”
.
Ataleti yenmede kararlılığın ve kendine güvenin önemi tartışılmaz ve bu konuda verilen örnek de çok hoşuma gitti. Aslan çalıların arasından hışırtı gelirse bir yem bulma sevinci ve heyecanıyla hemen üstüne atlar. Ama aynı hışırtıyı ceylan görünce kaçar.
Yaptığımız seçimler de çok önemlidir. Gerçekten neyi istediğimize karar vermek yani. Bu konuda da ilginç bir örnek verildi. Cüneyt Arkın’ın bir ayağı bir atta, diğer ayağı diğer atta koşturup durduğu filmleri mutlaka görmüşüzdür. Bir süre sonra atların farklı yöne gittiklerini, Cüneyt Arkın’ın da ayaklarının gittikçe birbirinden ayrıldığını ve sonunda da ortaya düştüğünü seyretmişizdir. Bununla bağdaştırırsak, bir amaç edinip ona ulaşma yolunda çaba harcamak yerine birbirine çok uç noktalarda olan iki ayrı şey arasında kalırsak ikisini de kaybedebiliriz.
Ataleti yenmenin diğer yolu da iç ve dış disiplindir. Ders çalışması için çocuğu dövmek dış disiplindir mesela (gerçi bunun disiplin olup olmadığı tartışılır ama
) İç disiplin ise sorumluluğu bilip yapılması gerekeni yapmaktır. Bu açıklamadan sonra dinleyicilerden biri (kendisi öğretmenmiş) çocukların iç disiplin kazanmasının nasıl sağlanabileceğini sordu. Bunun üzerine bir örnek geldi Mümin Sekman’dan. Mesela anneler parka giderken çocuklarının ellerinden tutarlar. Çocuk ciyak ciyak bağırır beni bırak diye. Annenin bırakması gerek, çocuğun yaşayarak bir şeyleri öğrenmesi için. Annesi elinden tutarken güven vardır ama özgürlük yoktur çocuk için. Bıraktığı zaman çocuk koşar, oynar, düşer, kalkar; özgürdür. Ama göz ucuyla da annesini kollamayı ihmal etmez; çünkü güven duymak ister. Annesi o sırada bir ağacın arkasına saklansa çocuk ağlamaya başlar; bu sefer de özgürlük vardır ama güven yoktur. İşte çocuklar özgür bırakılarak aynı zamanda güven verilerek disipline edilebilirler. Ama biz genelde hep onları kolluyoruz, koruyoruz; bazı şeyleri kendileri yapmaları için iteklemiyoruz. Mesela bir otelde 3 yaşında kendi başına yemek yiyen bir çocuk görürseniz bu yabancıdır; ama çocuğun arkasından elinde kaşıkla koşan bir anne görürseniz bu mutlaka Türk’tür
Bu örneği duyunca herkesin halini tahmin edersiniz herhalde
. İşte tam burada ben çocuk eğitmenin ne kadar zor olduğunu, sadece doğurmakla kalmayıp ona bir sürü şey kazandırmak da gerektiğini anladım ve (ileride çocuk yapmaktan vazgeçtim diyeceğim ama dilim varmıyor, neyse bakarız
)..
Daha vardı ama cılkını da çıkarmamak lazım değil mi
Burada yazdıklarım kendi fikirlerim değil Mümin Sekman’ın söyledikleri. Her ne kadar bu fikirlere katılsam da ve bazılarını zaten biliyor olsam da bu yazdıklarımın kendimden değil O’ndan çıktığını belirtmek istedim. Bu konferansın faydası ne oldu? Zaten bunları bilmiyor muydum? Şu faydası oldu: Bazen bildiğimiz şeylerin hiç farkında olmuyoruz ve bildiklerimizin saygın birileri tarafından onaylanması gerekiyor belki de. Ben de bildiğim konuların daha çok farkına vardım ve hayata geçirebilecek hale geldim en azından şimdilik öyle
Ayrıca çok az öğrenci vardı; daha çok iş güç sahibi kimisi öğretmen, kimisi sosyolog, kimisi ekonomist, kimisi sigorta acentesi sahibi insanlardı ve öyle bir ortamda bulunmak güzeldi; sanki işe girmişim de iş toplantısı yapılıyormuş gibi
Katılım sertifikası ve Mümin Sekman’ın “Her şey seninle başlar” adlı kitabını da kaptım bu sayede, katılan herkes kaptı gerçi
Ama en büyük faydası da üzerimdeki ataleti atıp kitaplığımı düzenlememi sağladı
.
