Bu Şarkılar da Olmasa..
Şimdi nedir benim zorum da gecenin bi yarısı yazıyorum değil mi? Hepsi Whitney Houston’ın yüzünden!
Geçenlerde annemin isteği üzerine Whitney Houston’ın şarkılarını bilgisayara yükledim. Ve bugün de ben nasibimi aldım bu şarkılardan. Demin dinledim ve beni taa nerelere götürdü anlatamam. Anlatamam dediğime bakmayın, madem anlatmayacağım neden yazıyorum ki
(Gece yarısı saçmalamalarım beni iyi tanıyanlar bu saatte nasıl saçmaladığımı ve insanları da kendime uydurduğumu bilirler)
Whitney Houston’ın sesini her zaman çok rahatlatıcı, alıp götürücü bulmuşumdur. ”The Greatest Hits” kasetiyle tanışmam orta 2′nin sonlarına denk gelir. Şimdi en beğendiğim şarkılarını yazasım geldi ama hepsini yazmak olmaz dedim. Biraz önce bu şarkıları dinleyince o senelere geri döndüm ve eski günleri hatırladım. Her şarkının insanda farklı bir anıyı canlandırması, onu geçmişteki olaylara ve kişilere götürmesi ne kadar ilginç. Mesela Whitney Houston’ın bu şarkılarını dinlerken orta 2 bitimindeki yaz Antalya’ya gittiğimiz zamanki günleri ve düşündüğüm kişiyi, LeAnn Rimes’tan Can’t Fight the Moonlight dinlerken orta son sınıfının karışık olaylarını ve entrikalarını, Mor ve Ötesi-Bir Derdim Var dinlerken lise sondaki dertli günlerimi, Linkin Park şarkılarını dinlerken ÖSS zamanında çözdüğüm Geometri sorularını (buradan da tahmin edersiniz ki Geometri çözerken Linkin Park dinlerdim), Sezen Aksu-Geri Dön’ü dinlerken zamanında geri dönmesini istediğim kişiyi (hepimizin vardır böyle geri dönmesini istediğimiz kişi, saklamayın
), Yalın dinlerken lise son yılının unutulmaz anılarını, Usher-Yeah dinlerken lise sonda yaptığım ev-okul/okul-dersane/dersane-ev üçgeninden oluşan otobüs yolculuklarımı (kusura bakmayın ama bu işkenceyi eğlenceli hâle getiren tek çözüm buydu!), Pink dinlerken lise 2 yazındaki kilo verme amaçlı yürüyüşlerimi, Jennifer Knapp-A Little More dinlerken üniversite 1 yılını, Dido-Life For Rent dinlerken son günlerimin inanılmaz olaylarını, Eric Clapton-Lady in Red dinlerken hayatımın romantik (
) anlarını, Kylie Minogue-Red Blooded Woman dinlerken hayatımın eğlenceli (
)anlarını, 3 Doors Down-Here Without You dinlerken hayatımın hüzünlü (
) anlarını ve daha nice şarkıda nicelerini hatırlıyorum. Hepsini sayarsam biliyorum ne hâle geleceğinizi: Şimdiden bile ağzınız yarı açıldı, üff hadi bitirse anladık birşeyler hatırladığını diyorsunuz, karnınızın acıktığını fark ettiniz ve şu yazıyı okumamak için bahaneler üretmeye başladınız. En azından ben böyle yapardım
Onun için burada kesiyorum.
Biliyorum, daha unuttuğum ve bana hayatımdaki -geçmişten veya şimdiden- birtakım kişileri ve olayları hatırlatacak bir sürü şarkı(cı) var. Ve neden bu saatte böyle duygusallaştım bilmiyorum. Eski günlere dönmek istedim Whitney Houston’ı dinleyince. Ama sonra o günlerden sonra hayatıma giren insanları düşündüm ve vazgeçtim. Hayatın her anında mutlaka ileride özlenecek bir şeyler oluyor. Şu anda hayatımda memnun olmadığım şeyler olsa bile ileride özleyeceğim ve değerini bilmediğim takdirde “keşke değerini bilseydim” diyeceğim bir sürü şey de var. Canımız istediğinde istediğimiz zamanda, istediğimiz kişilerle olma şansımız olsa.. Ama böyle düşününce de gerçekçi olasım geliyor ve aslında böyle bir şey de istemediğimi fark ediyorum. Hayat neyse onu yaşayacağım işte bu kadar basit! Ve kimbilir ileriki yıllarda şu andan sonraki anılarımı, hayatımdaki kişileri hatırlatacak ne şarkılar, ne şarkıcılar olacak. Kimbilir daha ne hatırlanası, özlenesi anılarım olacak. Bu konuyu daha derinleştirirdim de hem uykumun baskısı, hem uyku dolayısıyla saçmalama olasılığı katsayımın fazlalığı, hem ruhumun ve bedenimin yorgunluğu, bir de bütün bunların karnımın acıkmasıyla birleşmesi bir araya gelince yazımın bitmesi gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. Bakın ne zorluklarla yazmışım bu yazıyı da ben bile farkında değilmişim
Ahh Whitney ahh sen nelere kadirsin!
