Küstüm Oynamıyorum
Bu resmi ilk defa geçen sene Ayça’nın bilgisayarında görmüştüm. Ve “işte hayatımın resmi olabilecek potansiyele sahip bir resim” dedim içimden. Öyle çok şey anlatıyor ki..
Küçük bir çocuğun “ben küstüm oynamıyorum”, “annem bana oyuncak almadı”, “canım sıkıldı” deyip boynunu büküşünden daha öte. Bir gencin hayatın anlamını ararken düştüğü çaresizlik ve karamsarlık; bir annenin kırılmış kalbinin yüreğindeki yansıması; bir yaşlının artık eski fonksiyonlarını yerine getirememesinden kaynaklanan acılı tebessümlü bir ruh hali..
Çevremizde onlarca insan olmasına rağmen hissettiğimiz yalnızlığın; çok güvendiklerimizin bizi hayal kırıklığına uğrattığı zamanlardaki ruhsal çöküntünün; hayatımızda çok önemli bir yer kaplayan birinin aniden hayatımızdan çıkmasıyla oluşan kocaman bir boşluğun; büyüdükçe her şeyin karmaşıklaştığı, zorlaştığı düşüncesi ve küçüklüğümüze duyduğumuz özlemin ve daha nicelerinin bir resmi..
Burada küçük bir çocuk görüyor olabiliriz ama gerçekten “gördüğümüzde” etrafımızdaki herkesin içinde böyle bir çocuk olduğunu fark ederiz. Ne kadar büyük olsak da zamanı geliyor en ufak şeylere kırılıyoruz, umutlanılmaması gereken olaylardan fazlasıyla umutlanıp hüsrana uğruyoruz, en ufak şeylerden rahatsızlık duyup yalnız kalmak istiyoruz. Bazen de geçmişe özlem duyuyoruz. O günlerdeki insanlara, olaylara.. İster istemez karşılaştırma yapıyoruz. O zaman daha mı mutluydum? Daha mı umutluydum? Daha mı iyimserdim?
