Şile Yolları, Hasta Eder Adamı..
Şile yolları… Uzun mu uzun, hüzünlü mü hüzünlü, duygusal mı duygusal..
Nasıl olur da bir insan yoldan bu şekilde bahsedebilir? Haftanın en az 2 günü Şile-İstanbul yolculuğu yaparsanız bahsedebilirsiniz. Şile’ye yaklaşmadan önce, İstanbul kargaşası içindeyken bir şey yok. Ama ne zaman ki sayın okul servisimiz şehir “hava”sından çıkarıyor ve doğanın içine bırakıyor sizi, işte o zaman dalıyor gidiyorsunuz..
Yol ağaçlık, yeşillik, dağ, taş, deniz ve çeşitli görüntülerle dolu. Zaten normalde de yolculuk yaparken dalıp giden ben, bu yolda adeta kendimden geçiyorum. Aklıma gelmedik şey kalmıyor. Üstelik kulaklığımdan kulağıma, kulağımdan içime akan şarkılar da cabası.. Her şarkı bir anıyı, her anı bir kişiyi, her kişi bir zaman dilimini, her zaman dilimi başka bir anıyı beraberinde getiriyor. Yolda düşünmedik şey kalmıyor. Bazen gülümsüyorum, bazen yine bir şeylere özlem duyup hüzünleniyorum. Sonra etrafı seyrediyorum. İnsanların koşuşturmalarını, hayatta kalma çabalarını, yanyana geldiğimiz kamyonun başındaki şoförü.. O şoförün kimbilir ne sorunları olduğunu, o koskoca kamyonu kullanırken kafasında çözmek için uğraştığı ne dertlerinin olduğu üzerinde bile düşünme safhasına geliyorum durum o kadar vahim yani
Bundan başka, bugün saat 4:30 servisiyle geldim ve havanın çok erken karardığının farkına vardım. O saatte yolculuk yapmayı özlemişim. Uzak bir yere tatile gitmeyi sırf bu yolculuk evresi yüzünen isteyebilirim. Sevdiğim şarkıları dinleyerek kafamda binlerce düşünceyle sonsuza kadar yolculuk yapabilirim gibime geliyor ![]()
Bugün değişik bir şey yaptım. Çantamdaki sözlük gözüme ilişti. Elime aldım, rasgele açtım ve açmadan önce gözüm hangi kelimeye gelirse onun üzerinde düşüneceğim diye anlaşma imzaladım kendimle. Gözüme ilk çarpan kelime “ağlamak” oldu
Açıklaması da: “Duygulanarak gözünden yaş dökmek”miş. İlla duygulanmak mı lazım? Kimileri ağlama numarasını çok da güzel yapıyor! Neyse, zaten son günlerde böyle bir hassas oldum. Genelde öyleyim ama artık hassaslığı abarttım diyebilirim. Herkesin vardır böyle zamanları. Her şey batar, her şey kırar sizi, üzer, her şeyin olumsuzunu düşünürsünüz falan filan. Bir de önüme çıkan kelimeye bak! Bu yazıyı okuyan ve beni tanıyan çoğu kişi “ama sen hep gülersin hiç hüzünlü görmedim ki seni” diyebilir ve hatta der! Ben de The Wreckers’ın:
“I’m tired of hiding behind these lying eyes,
I’m tired of this smile that even I don’t recognize”
sözleriyle cevap vermekle beraber tabii ki çoğu zaman neşeli olduğumu, ama benim de hüzünlü zamanlarım olabileceği gerçeğini kabullenmeniz gerektiğini vurgulamak istiyorum ![]()
İşte bu yazımı okuyan birinin Şile’ye gideceği varsa gitmemesi gerektiğine karar vermesi mümkündür
Ayrıca şimdi fark ettim ki Akın sana bir özür borçluyum (bak iyi çıkar bu anın tadını Tığç insanı senden özür diliyor! Ana! ). Geçen sene iki kere sana bu işkenceyi çektirdim. Kendi rızanla gelmiş olmanla birlikte yine de seni o uzun yol kaynaklı derin düşüncelere sürüklediğim için kusura kalma kardeş ![]()
