Kalp Kaç Kaçlık Atar?
Bugün Pınar’ım Ortaköy’e, beni görmeye geldi. Buluştuk, konuştuk, sahilde gezdik filan. Sonra Beşiktaş’a yürüyelim dedik. Yürürken konuştuk, konuştuk ve konuştuk. Beşiktaş’a varmaya yakın, bu kadar konuşmaktan kayış kopmuştu herhalde ki şöyle bir konuşma geçti aramızda:
Pınar’la başlıyoruz:
-Ya bu sınavları n’apıcam ben?!?! Haftaya her gün sınavım var ve benim hiç çalışasım yok!
-Ya bak kafandaki bütün şeyleri 1 haftalığına bir yere kaldır, onlar hep senin, bir yere kaçmıyorlar. 1 hafta sonra kafana takarsın neyi takıyorsan ama 1 hafta kendini sınavlara ver.
-Ondan değil Tığç, üff ne biliym çalışasım yok işte.
-Ya ne kadar ilginç şu beynimize hükmedemememiz. Kolumu ancak ben istersem oynatıyorum, yine kendi isteğimle yürüyorum veya herhangi bir şeye kendi irademle karar veriyorum; ama beynime neyi sorun edip neyi sorun etmeyeceğine dair hükmedemiyorum!
-Kalbinin atışına da hükmedemiyosun Tığç.
-Evet ya belki ben kalbimin dokuz sekizlik atmasını istiyorum? [Ben tam bunu söylerken yoldan kocaaa bir kamyon kocaaa bir ses yaparak geçmişti ve baya bir gürültü kirliliği olmuştu. Sesim biraz dağıldı galiba ve Pınar’ın bütün samimiyetiyle verdiği cevap]:
-Ne? Gerçekten mi? Kalbimiz dokuz sekizlik mi atıyormuş?
-Pınar, iyi misin?
-Ben üç dörtlük filan sanıyodum [Kıvırmaya çalışma çabaları ama bana sökmez
]
Demek ki neymiş, Pınar bu kafayla sınava girmemeli ve kafasını bir an önce dağıtmalıymış. Yoksa bütün hocalara malzeme olurmuş. Allah’tan Elektrik Elektronik Mühendisliği’nde de sözel bölümde değil; saçmalama katsayısı düşüyor böylece. Hadi o kurtardı da ben ne yapacağım? Artık sınavlarda ben saçmalarım ikimizin yerine…
