Ortaokul Entrikaları
Bugün taa ilkokul arkadaşım Gözde’mle buluştuk ve ilkokul günlerini yad ettik yine. Kendisi bizde kalacak bugün; hala yad ediyoruz yani. Biraz da buraya yad edelim dedik
Allah’ıımmmm, ne tipler, ne olaylar, ne konuşmalar hatırladık biz bile hafızamıza şaştık kaldık. En çok aklımızda kalan da en iyi arkadaşlarımızdan biri dediğimiz bir kızın -güvenliğimiz açısından ismini vermiyoruz, şimdilik “köstebek” diyelim- bize attığı kazıklar. Nasıl mı?
Köstebek’in şöyle bir huyu vardı ki bizden hoşlanan veya bizim hoşlandığımız bir çocuğu mutlaka elde etmeye çalışırdı. Gözde’nin hoşlandığı çocukla Gözde’ye karşı bir şey hissediyor mu diye öğrenmek üzere öyle bir konuşurdu ki uzaktan baksanız ikisini sevgili zannederdiniz. Çocuğun koluna girerdi, abartıp “aşkım”lı mesajlar atardı bir de “arkadaş olarak aşkım diyorum” derdi
O nasıl oluyorsa! Sonracığıma, banklarda samimi bir şekilde otururlardı, birlikte denizi seyrederlerdi filan. Bir de iyilik ediyormuşçasına konuşurdu: “Ama Gözde ne yapayım, ben onun sana karşı hislerini öğrenmeye çalışıyorum. Banklarda oturmamızı o istiyor. Telefonu da sadece seni konuşmak için kullanıyoruz.” Biz de aptalız ya inanıyorduk sanki! Onun yerine şöyle söyleseydi daha inandırıcı olurdu: “Ama Gözde, ne yapayım, onun koluna girmezsem anlatmıyor hiç bir şey. Banklarda oturmazsa da iletişim kuramıyormuş. Telefonu da sırf kullanmış olmak için kullanıyorum beni kimse aramıyor da
” Gözde’yle sinirimiz bozuluyordu artık. Nasıl bir insan çok iyi bir arkadaşının sevdiği birine bu kadar sırnaşabilir diye düşünüyorduk. Gözde’nin en sonunda sinirleri bozuldu ve ağladı. Ben yanında onu teselli etmeye çalışırken Bayan Köstebek hiç oralı bile olmadı bunu gördüğü halde. Üstelik bir de çocuğa el şakaları yapıp kahkahalarla gülüyordu. Biz iyice şaşırdık. Daha fazla görmezlikten gelemeyeceğini anladığında ise yanımıza gelip Gözde’ye “ya Gözde ben burda seni ağlarken görmeye dayanamıyorum; o yüzden yanına gelmiyorum yanlış anlama yani” deyip gitti ve kahramanımızla gülüp oynamaya devam etti
Zaten o seneden önceki sene başka bir arkadaş Gözde’den hoşlandığını söylemişti ve Köstebek bunu kendine yediremeyip “ben varken nasıl ondan hoşlanır” mantığıyla allem etti kallem etti çocuğu kendine aşık etti. Sonra Gözde’ye ne dese beğenirsiniz: “Gözde seninle o kadar iyi arkadaşız, seni o kadar seviyorum ki bugüne kadar her şeyimizi paylaştık; bunu da paylaşabiliriz. Mesela çarpışan arabalara bindiğimizde ona bir sen çarparsın bir ben çarparım.” gibi cümleler kurmuştu
Bu bir bakıma “Bu, arkadaşlığımızın gelişmesi ve bir üst seviyeye terfi etmemiz için bir aşama, bir fırsat. Bunu iyi değerlendirmeliyiz, ikimiz de aynı çocuktan hoşlanmalıyız heyyoo” anlamına da geliyordu.
Gelelim bana. Orta 2. sınıfta benden hoşlanan bir çocuk vardı. O zaman hoşlandığının belirtisi olarak saçını çekme, kalem kutusunu alıp kaçma, çelme takma, vurup kaçma, lakap takma, tokasını alıp kaçma gibi şeyler sayılırdı heyy gidi günler
Bunların hepsini bana yapan çocuğa karşı Köstebek’in tepkisini tahmin edebilirsiniz herhalde.. Anında “benimle de uğraş, benimle de uğraş” tarzında hareketler, beni arka plana atmaya yönelik planlar, neler neler.. Ve başardı da çocuğu kendisine aşık etmeyi. Ama çocuk bu sefer ikimizin de saçını çekmeye başladı
Neyse, orta sonda yani 4 sene birlikte olacağım kişiyle görüşmeye başladığımız ilk zamanlarda Gözde ve Köstebek’le tanıştırmıştım onu. Gözde hakkında “ne iyi kız, tıpkı senin gibi” demiş; Köstebek ile ilgili ise hiçbir şey söylememişti. Bunu duyan Köstebek’in öyle bir “Benim hakkımda bir şey demedi mi? Nasıl yani?” deyişi var ki görmeye değer! Neyse ki bu sefer akıllı davranmış, o kişiyi okuldan seçmemiştim ![]()
Ama ne oldu? Şu anda Gözde de ben de onunla ne görüşüyor, ne de konuşuyoruz. O zamanlar egosunu tatmin etmiş ve kısa süreliğine mutlu olmuş olabilir ama bence böyle gittiği sürece gerçek arkadaşlığın ne demek olduğunu asla anlayamayacak. Yüzüne gülseler bile arkasından konuşanlarla dolacak etrafı. Bunların yanında sır tutmazdı, yalan söylerdi, arkamızdan konuşurdu vs. Yine de ondan çok şey öğrendim. Ona bakarak bir insanın nasıl davranmaması gerektiğini, nasıl davranırsa toplumda kabul görmeyeceğini küçük yaşlarda anladım. Aslında.. Allah’ım! Nasıl da kıymetini bilemedik bu fedakâr arkadaşımızın! Ne de iyi niyetliydi halbuki..
