İlk Öğretmenlik Deneyimim :)
Uzun zamandan beri ilgilenemiyorum sitemle. Her zaman aynı şeyi söylüyorum ama gerçekten öyle.. İnsanın gerçekleştirmesi elinde olan bir şeyden, gerçekleştiremediği için yakınması ne kadar ilginç.. Yazacağım o kadar çok şey oldu ki bu hafta, hangi birini nasıl yazsam diye düşünüyorum. Ama önce şöyle bi özet geçeyim diğer konuları da başka zaman anlatırım artıkın ![]()
En önemli gelişme herhalde bir hoca olaraktan ilk dersime girmiş olmam
Bu sene asistanlığını yaptığım Mikroekonomi dersinin problem çözme dersine giriyorum. Çok garip, çok güzel bir duygu. Şimdilik gözlemlediğim kadarıyla şunları söyleyebilirim:
1) Öğrencilikten farklı olarak, derse geç gitme derdi yok. Öğrenci olarak derse giderkene odadan çıkarken bütün oda ahallisini (2 kişilik bir ahalli) geç kalmadığım halde “geç kaldım üff yine geç kaldım” diye panik stres eden bi tipim ben. Ama bu derse giderken gayet rahat, ders saatinde odamdan çıktım; zaten 5 dakika sonra da sınıfta oldum. Ayça’nın “he hoca oldu ya saatleri de değişti hemen bi rahatlık geldi” demesi bunu fark etmemi sağladı ![]()
2) Tahtada soru çözerken hocaların neden yazdıkları şeyin önünde durarak yazdıklarını hep merak etmiştim. Yani bizim görmemiz açısından yana kaysalar da o yazarken biz de görsek! Böyle düşünürDÜM. Ama artık düşünmüyorum; çünkü bu pek de mümkün olmuyor. Her ne kadar yan durmaya çalıştıysam da, yazının önünü kapamamaya çalıştıysam da yamuldum, eğrildim, büküldüm ama başaramadım
Bir öğrenci olarak kendime kızdım içimden niye yazının önünde durarak yazıyorum ki diye ama öğretmen psikolojisiyle düşününce de elimden gelen bir şey yoktu. Yani kimlikten kimliğe büründüm resmen ![]()
3) Öğrencilik hayatım boyunca öğretmenlerin sınıfa bir soru sorup cevap alınca neden yerinde hoplayacak kadar sevindiklerini anlayamamıştım. Ta ki Salı gününe kadar. İnanın, anlattığınız bir şeyi sorduğunuzda size cevap verilmesi kadar güzel bir şey yok! ![]()
4) Sınıfta en çok güldüğüm şeylerden birisi de hoca ders anlatırken en heyecanlı yerinde ispirtolu kalemin bitmesi, hocanın da sinirden tepinmesidir. Düzeltiyorum, tepinmesiYDİ. Artık o günler mazide kaldı; lâkin ne kadar sinir ve tepinilesi bir durum tahmin bile edemezsiniz! ![]()
5) En sinir olduğum hoca tipi de saatten haberi olmayan hoca tipidir. 50 dakika geçmiştir; ama onun bundan haberi yoktur. Adeta su gibi akıp geçmiştir zaman. Oysa öğrencilere göre zaman, donup kalmış bir su gibidir. Akmak bilmez.. Ama gerçekten de zaman yetmiyormuş yahu! Üstelik geyik filan da yapmadım yani ona rağmen! Kimbilir yapsam ne zamana biterdi ders. Ama ben sinir olduğum şeyi yapmadım, vaktinde bitirdim dersi ![]()
Daha bir çok şey söylerdim ama bir de sevgili oda arkadaşlarım Aysun ve Ayça’nın bu duruma nasıl yaklaştıklarına değineyim. Aysun ödev yaparken bir şeye sinirlendi dün. “Ya bu hoca bunu yap demiş de şu zımbırtısını söylememiş üff yaa” diye terör estirdi odada. Sonra “Tuğçe!” dedi. “Sen sakın böyle bi hoca olma, olur mu?” “Peki Aysun olmam
“ Derken, Ayça ders notlarını temize geçirirken yakınmaya başladı: “Ya bu hocanın derdi ne ki m ile n’yi, u ile v’yi birleşik yazıyo?!? Hangisi v hangisi n şimdi nerden anlıcam?!?!” Hemen ardından “Tuuuuğğçee, sen sakın karmaşık yazma tamam mı harfler birbirinden ayrılsın!” Aysun diğer taraftan “ayrıca tahtayı güzel kullan ordan burdan ok çıkarıp öğrencilerin defterini de ok çıkarılacak tahtalar olarak düşünme!” dedi. İkisinin birlikte “ay sen şimdi hoca mı olduunnn. Ben senin pijamalı halini bilirim kız başımıza hoca kesilme şimdi” demeleri ise öldürüyo beni
Bu herhalde, büyük adam olmuş adamların kısa pantolonlu hallerini bilen teyze psikolojisinden kaynaklanıyo ![]()
Fizik Mühendisimiz Akın ise yine karizmasına yakışır bi yorum yaptı ve son noktayı koydu: “Asistanların profesörü Tığç!” Bundan sonra bize laf düşmez
![]()
