İçimiz Isınsın
Yaklaşık 1 hafta önce hatırla(ma)dığınız gibi haftasonu yağmurluydu. Bu duruma şaşırmıştık; lâkin zamanımızda Mart ayında yağmur mu olurmuş! Neyse, annemle yürüyüşe çıkalım dedik. Hava yağmurlu, rüzgâr deli gibi esiyor, biz iki mazoşist Ortaköy-Beşiktaş, daha sonra da Beşiktaş-Ortaköy yolunu yürüdük. Ama bu havada yürümenin de ayrı bir zevki var. Kavuran güneşte ter kan içinde yürümeye kıyasla daha cazip olsa gerek.. Yaptığımız şeyler bununla kalmadı, bir de durağımız olan Beşiktaş’ta dondurma yedik her zamanki dondurmacımızdan. Ama napalım? Bu kadar güzel dondurması olmasaydı! Belki bileniniz vardır, Tansaş’ın karşısındaki Roma Dondurmacısı. Zaten artık Beşiktaş’ta bir yerde görsem orada çalışanlardan birini, direk selamlaşıyoruz gülüyoruz filan. Bir gün arkadaşlarımla gittiğimde ne çeşit dondurma istediğimi sorunca “kaymaklı, çikolatalı, bi de hmm şeyli” deyip kaldım, aklıma bir türlü gelmedi. O da “karamelli olmasın?” deyip güldü. E biliyor artık ne aldığımı
Neyse, biz dondurmalarımızı eldivenli ellerimize aldık, ve dükkanın önündeki küçük sandalyelere oturduk. Gelen geçen bize şaşkınlıkla bakıyordu. Sadece insanların o şaşkınlığını görmek için bile dondurma yiyip hasta olmaya değerdi
O kadar eğlenceli ki, hatta bir kız dalgınlıkla bize baktı, sonra çevirip kafasını tekrar baktı filan. Bazı insanları da cesaretlendirdik tabi, bizi öyle görünce onlar da aldılar. Bir de aldıktan sonra bize güldüler. O havada dondurma yiyen sayılı insanların arasında bir bağ oluyor. Yabancı bir ülkede aynı memleketten insanların arasında olan bağ gibi
“Aaa siz de mi dondurma yiyosunuz bak işte biz de..” anlamında bakan gözler eşliğinde dondurmalarımızı bitirdik. O soğuk havada içimizi ısıtmıştı adeta. Sonra da Ortaköy’ümüze yürüdük tekrar. Vee hasta filan olmadık. Kışın dondurma yerseniz hasta olursunuz lafları yalan! Haa, bu arada eldivenli bir elde dondurma nasıl duruyor merak edersiniz diye de resmini bilem çektim
Buyrun:
