Sadece Merak..

Kategori: Hayat — 27 December 2007, Thursday @ 11:55

Merak ediyorum.. Gerçekten bu şekilde şu hayvancağızı durdurabileceğini mi zannediyor bu vatandaş? Acaba o anda kafasından neler geçiyor? :hmm: [Arkadaki amcaların seyrediş tarzlarına da hayran kaldım!]

Sadece “O”nunla

Kategori: Benim "Açı"mdan — 24 December 2007, Monday @ 18:44

Bir bayram daha geçti gitti. Tatiller nasıl bu kadar çabuk geçiyor anlamıyorum. Kendime geldim biraz, güzel bir tatil yaptım ve yenilendim :) Aslında daha sığdıramadığım bir sürü şey var ama onlar da yarıyıl tatiline artıkın..

Gelelim uzuuun zamandan beri aklımda olan ve yazmaya niyet edip bir şekilde ertelediğim konuya. “Contemporary Cinema” dersi hocamız Süha Çalkıvik, derse henüz başlamamışken, bizimle sohbet ederken kadın-erkek ilişkisine şöyle bir değinmişti.

“Çok özel bir şey bu. Bi günde onlarca belki yüzlerce insan görürsün, ama sadece onunla bakıştığında arada şimşekler çakar, bızz bızzz bir şeyler olur. “Ya o saçlar ne öyle! Kimsede yok!” veya “Ne güzel, ne muhteşem gözler! Ben hayatımda böyle parıl parıl parlayan gözler görmedim!” dersin. Sonra birbirinize açılırsınız, yakınlaşırsınız. El ele tutuşursunuz, daha çok şey paylaşırsınız. Hayatınızı birbirinizden ayrı geçiremeyeceğinize karar verip evlenirsiniz. Aynı yastığa baş koyarsınız. Çocuklarınız olur. Birlikte ihtiyarlarsınız. Bütün bir hayatı paylaşırsınız! Müthiş bir şey bu! Hatta bütün bir hayat yetmez; öldükten sonra bile yan yana olmak istersiniz; mezarlarınızı yan yana koyarsınız. Orada bile birliktesinizdir. Harika bir şey bu!

diye öyle bir anlatması var ki, çoğu kişiye gayet sıradan ve basit gelen bir olayın mükemmelliğinin farkında olan biriyle karşı karşıya durmak beni heyecanlandırdı. Onun bu hassaslığına, duyarlılığına ve duygusallığına hayran kaldım, konuşmasını hayranlıkla ve umutla seyrettim. Umutla diyorum, çünkü hala bu tür şeylere önem verip saygı duyan insanların var olduğunu hatırlattı bana.

Şu paragrafı okuyup hala “ee ne var ki bunda?” diyenler olacaktır belki; ama bu cümleleri anlamlı hale getiren ve beni etkileyen hocamın mimik ve jestleriydi. Ruhsuz da konuşmuş olabilirdi ki o zaman bu söylenenlerin hiçbir anlamı kalmazdı. Konuşmak kolaydır. Önemli olan onu hissetmek, gerçekten öyle düşündüğünü belli etmek.. Konuşmak o kadar kolay ki. Herkes sevdiğini söyler, herkes önem verdiğini söyler. Ama bir bakış, bir hareket onlarca sözden daha anlamlı olabiliyor. Ben çok çabuk mutlu olan, çok çabuk da üzülüp kırılan bir insanım. Sınıfın çoğunun belki de farkında bile olmadığı kadar anlamlı olan bu konuşma beni garip bir şekilde mutlu etti. Sanırım ben de böyle düşündüğüm için.. :)

Kahve Sanatı

Kategori: Eğlence — 18 December 2007, Tuesday @ 21:10

Uzun zamandan beri kahveyi/neskafeyi neden bu kadar çok sevdiğimi düşünüyordum. Böyle muhteşem bir şey nasıl sevilmez?! Ama böyle bir kahveyi içmeye kıyamam; o da ayrı bir şey.. :^)

Sudoku Çıkmazı

Kategori: Benim "Açı"mdan, Hayat, Saçmalama — 17 December 2007, Monday @ 01:31

Public Finance (Kamu Maliyesi) dersi için, biri “The Logic of Collective Action”, diğeri “The Firm the Market and the Law” diye iki tane güzel, sevimli, cici kitabı okuyup eleştirisini yapmalıyım; ama ben sudoku çözüyorum.
Introduction to Management (İşletmeye Giriş) dersinden bir tane araştırma görevim var; ama ben sudoku çözüyorum.
Econometrics (Ekonometri) dersinin notlarını temize çekmem gerekiyor; ama ben sudoku çözüyorum.
Hadi dersleri bıraktım, izleyecek bir sürü güzel DVD’m var; ama ben sudoku çözüyorum.
İki arkadaşımı arayıp uzun zamandan beri ertelediğim bir konuyu konuşmam gerekiyor; ama ben sudoku çözüyorum.
Sudokunun fırsat maliyetinin sadece bunlar olmadığının ve sayamayacak kadar çok olduğunun bilincindeyim; ama ben yine sudoku çözüyorum.
Tam şu noktada bana bu sudokuyu kimin kaptırdığını hatırlamaya çalışıyorum. Gerekli işlemleri başlatacağım da.. Japonya’ya gitmeyi bile göze aldım!

“Güçlüyüm”(!) Şarkıları

Kategori: Benim "Açı"mdan, Bilinç Akışı, Hayat — 15 December 2007, Saturday @ 00:44

Son zamanlarda nedense sevgilisinden ayrılan çok arkadaşım var. Hepsi Aralık ayını mı bekledi merak ediyorum doğrusu^o) Hemen hemen hepsindeki ortak bir özellik dikkatimi çekti ==> Sevgililerinden ayrıldıktan sonra dinledikleri şarkılar. Çoğu “artık güçlüyüm, git hadi“, “aman sana mı kaldım elimi sallasam ellisi“, “sana verdiğim emeklere acıyorum“, “başkasını buldum bile” vs vs tarzı şarkılar. Tabi ki bu tarz şarkıların sultanı Hande Yener; bu konuda kimse onun eline su dökemez :) Ajda Pekkan‘ın “Bambaşka Biri” ve Cher‘in “Strong Enough” şarkıları da aynı tadı veriyor. Efendim, söyleyeceklerim şunlardır ki:

1) Ayrılmışsan ayrılmışsındır. Kötü bile ayrılsan güzel zamanları yaşarken iyiydi de şimdi mi böyle oldu? Hiç mi kattığı bir şey yok sana bu ilişkinin?
2) Kendimi düşünüyorum da, birine şarkı ithaf edersem onu hâlâ düşündüğüm veya ona şarkı gönderecek kadar onu önemsediğim için ederim. Ondan kötü ayrıldıysam ve artık onu takmıyorsam, bu durum beni üzmüyorsa; yani güçlüysem neden güçlü olduğumu onun bilmesine gerek duyayım ki? :hıı: O benim güçlü olduğumu bilince ne olacak? Madem artık hayatımda yok ve hiçbir şekilde olmayacağını düşünüyorum, neden benim durumumu bilmesi bu kadar önemli ki?
3) “sana verdiğim emeklere acıyorum“, “yazıklar olsun” veya -daha da abartırsak- İsmail YK‘nın deyişiyle “Allah Belanı Versin” tarzı sözleri sarf etmelerine bile gerek yok karşı tarafın yaptığı çok büyük bir hatadan dolayı ayrılan insanların. Şahsen ancak aynaya baktıklarında kusmamayı nasıl becerdiklerini merak edersem konuşacağım şahıslar için beynimi ve ağzımı yoramam diye düşünüyorum.
4) Sevgilim beni yaptığım çok büyük bir hatadan dolayı terk etse (Allah’ımm çok süperim hiç böyle bir şey olmadı :Ä ) ve ben onun bu tarz şarkılar dinlediğini duysam aksine hâlâ içinde bir yara, aklında bir soru işareti, kalbinde bir ağrı olduğumu düşünürüm.

Ya ben anormal düşünüyorum, ya da bu işten gerçekten anlamıyorum. Belki de anormal olma ihtimalim daha yüksek; çünkü etrafımdakiler mutlu olmaya başlamışlarken ben mutsuz oluyorum; onlar mutsuzken ben de mutlu olmaya başlıyorum. Belki de şu anda benim için bu tür şarkılar çok uzak olduğundan böyle düşünüyorum bilmiyorum ama onların durumundayken de hiç bu tarz şarkılar dinlemedim. Dinlesem de sadece zevk için dinlemişimdir; beni güçlü yapması için değil :) Valla ben “hayat güzeldir, sevmek güzeldir, sevelim sevilelim” şarkılarını öneriyorum herkeslere :) [Pollyana zamanlarımdayım, mümkünse bozmayın :Ç]

Buradan, bu yazıyı kendilerine ithafen yazdığım tüm arkadaşlarıma sesleniyorum: Aklınızı başınıza devşirin, böyle şarkıları güçlü olma amaçlı dinlemeyin. Hadi dinliyorsunuz diyelim, bari karşı tarafa belli etmeyin! Ayy yordunuz beni ya! :oklava:

Uyuz Öğrenci Tipi!!!

Kategori: Hayat — 12 December 2007, Wednesday @ 00:19

Sabahın köründe kalkmışsındır. Üstelik sadece 1 ders için. Ama önemli bir derstir ve gitmek zorundasındır. Diğer derslerin de öğleden sonradır. Sen zar zor kalkarsın, daha doğrusu kalktığını zannedersin ama ruhun hala yataktadır, fiilen ayaktasındır sadece.. Göz kapaklarına kedi Tom‘un yaptığı gibi kibrit çöpü koysan bile işe yaramayacak bir hâldesindir. Şanslısındır ki yıllardan beri giyinip derse gidiyorsundur, çünkü alışmışsındır. Beyninin çalışmadığı anlarda bile istemsiz olarak yaptığın hareketler listesine girmiştir bu giyinip derse gitmek. Sınıfa girersin biraz daha ayılmış bir şekilde. Birkaç arkadaşla sohbet edersin hoca gelene kadar. Birazcık daha ayılmışsındır. Ders başlar ve hocasına göre değişmekle beraber genelde uyku getirici konuşmalar başlar.. Sen gözlerin açık rüya görmeye başlarsın.. Ayık(!) olduğun zamanlarda ise saati kontrol ediyorsundur ders bitse de odaya gidip uyusam diyerekten.. Neyse ki ders süresi dolmuştur ve hoca tam sözünün sonuna gelmiştir ki işte kâbus tam olarak o noktada başlar!

Yataktan kalktığın andan itibaren hayalini kurduğun henüz başlamayan dersin bitişini dünya gözüyle tam göreceksindir ki densizin biri bütün ders kendini sıkmış ve her şeyi biriktirmiş olacak ki son anda soru sormaya başlar -ya da bir(!) şey söylemeye. “Ama hocam şöyle bir durum da var o zaman–?” gibi ahiret soruları sorar, “Bir de böyle olursa şöyle olabilir mesela–” diye başlayan uçsuz bucaksız örnekler vermeye başlar. İşin komiği, hoca da sıkılmıştır ve üstün körü cevap verse de akıllı arkadaşımız anlamamakta, saçmasapan sorular sormaya veya konuşmaya devam etmektedir. Zaten uykulusundur, asabisindir, yolda saldırıya uğrama ihtimaline karşı taşıdığın bıçak vb keskin aletlerinden birini alırsın ve o şahsın üzerine yürümeye başlarsın.

Bıçak kısmına kadarki durum bugün başıma gelmiş olmakla beraber, bıçak kısmından sonraki durum da dersten sonra odaya gelip uyuyup rüya gördüğümde tarafımdan gerçekleştirilmiştir.

Hinder - Lips of an Angel

Kategori: Eğlence, Müzik — 6 December 2007, Thursday @ 16:07

iTunes müthiş bir şey. Zamanında değişik değişik arkadaşlarımdan aldığım müzik CD’lerinin içindeki şarkıları iTunes’uma attım ve depoladım. Her zaman dinlediğim şarkılardan sıkılınca da zaman zaman değişik, bilmediğim şarkıları çaldım. İçlerinden beğendiklerim de oldu beğenmediklerim de. Keşfedilmeyi bekleyen mücevher gibiydiler bazıları. Bu haftasonu da içim kıpır kıpır olduğundan bildiğim şarkılarla yetinmedim, yeni arayışlar içine girdim. Veeee şahane bir şarkı keşfettim. Hinder‘dan Lips of an Angel. Bir insan dinle dinle hiç mi bıkmaz bir şarkıdan! Yok, bıkmıyorum. Youtube’dan klibine bakayım dedim. Adamın şarkıyı söylerken kendinden geçip ellerini bir garip yapmasını ve evindeki kızın klibin başından sonuna kadar vücuduna krem sürmesini saymazsak idare eder. Bir de onları sayarsak güzel bir klip değil diyebilirim. Zaten Lifehouse’un Breathing şarkısını da mükemmel bulduğum ve klibini merak edip seyrettiğim zaman da büyük bir hayalkırıklığına uğramıştım.

Öyleyse günün dersi: Çok sevdiğin, hayran kaldığın şarkıların kliplerini merak etme. Bırak, gözünde canlandırdığın ve ona yakıştırdığın gibi kalsın. Muhtemelen senin hayal ettiğinden daha kötü olacak; onun için bızıklama!

Şimdi, klibi buraya koyuyorum ama şarkıyı gözleriniz kapalı da dinleyebilirsiniz bir şey kaybetmezsiniz gibi sanki :Ä Fikirlerinizi bekliyorum..

Nasıl Bir İhtiyar Olurdum?

Kategori: Benim "Açı"mdan, Bilinç Akışı, Hayat — 4 December 2007, Tuesday @ 17:33

Bu haftasonum çok güzel geçti. Sınav haftasından sonra böyle bir haftasonu tatilini hak etmiştim. Gençliğimin verdiği enerji ve neşeyle dolu bir 3 gün geçirdim. Üçüncü günün sonunda eve dönerken bir bankta yaşlı bir teyze gördüm. Öylece oturmuş gelen geçeni seyrediyordu. Ona bakmak için sadece iki-üç saniyelik zamanım olmasına rağmen gözlerindeki derinliği yakalayabilmem ne ilginç.. Nereye bakıyordu, daha da önemlisi ne düşünüyordu acaba? Ben henüz onun yaklaşık 4′te 1′i kadar yaşamış olmama rağmen kafamda onca şey dönerken o, neredeyse bütün bir ömrü devirmiş biri olarak nasıl bakıyordu hayata, insanlara? Benim içimin kıpır kıpır olmasına karşılık ne kadar da dingin ve sakindi o. Acaba enerjisi kalmadığından mı, yoksa enerjisi olsa bile hevesi kalmadığından mı böyle hüzünlü ve keyifsiz duruyordu? O anda bir bana, bir de o yaşlı teyzeye baktım ve gelecekteki halimi düşündüm. Ben nasıl bir ihtiyar olacaktım acaba?

Huzurlu ve o yaşta bile çevresine pozitif enerji veren ihtiyarlardan olmak isterdim. Hani şu küçük çocukların birlikte zaman geçirmekten hoşlandıkları, akranlarıyla oynamak yerine onunla birlikte olmayı tercih ettikleri ninelerden. Çünkü benim bir tane vardı. Birlikte tombala oynardık, pişti oynardık, hatta abartıp salıncakta bile sallanırdık. Çoğu insana çok uzak bir ihtimal gibi gelse de ben, şimdi görüştüğüm belirli arkadaşlarımla o zaman da görüşeceğime inanıyorum. Aradaki tek fark, ara sıra toplanıp Mado’ya, Kahve Dünyası’na, sinemaya, konsere gitmenin yerini çay bahçesinde çay içmenin, sahil boyu yürümenin, banklarda oturmanın, örgü örüp dedikodu yapmanın alacak olması :)

Kafamdaki soru işaretlerini gidermiş olmayı isterdim. Hayatı çözmüş, boşuna yaşamamış, insanları olduğu gibi kabullenmiş ve ne olursa olsun gülümsemenin ve kendine güvenin her şeyi yeneceğine inanmış biri olmayı..

Dünyanın bana sunduğu güzelliklere karşılık ona bir hediye bırakmadan gitmek istemezdim. Akıllı, ahlâklı, güzel çocuklar bırakmış olmak isterdim dünyaya.. Onlar evlendikten sonra yalnız kalmama sebep olacak, çoktan ayrılmış olduğum biriyle evlenmek istemezdim. İster üzerinde ince eleyip sık dokumuş olayım, ister anlık karar vermiş olayım, evliliğimin ömür boyu sürmesini isterdim. Yaşlandığımda hala yanımda olmasını isterdim o kişinin. Arkamıza dönüp baktığımızda ne kadar huzurlu ve mutlu bir hayat yaşadığımız kadar bu hayatı ne kadar huzurlu ve mutlu bir hale dönüştürdüğümüzü de konuşup kendimizi takdir etmek isterdim. Tanışma yıllarımızı, gençlik hâllerimizi tebessümle anıp aynı utangaçlıkla birbirimize gülümsememizi; olgunluk çağlarımızı artık gerçek olgunluğun anlamını bilerek gözden geçirip çocuklarımıza, çocuklarımızla ilgili komik anılarımızı da torunlarımıza anlatmamızı isterdim. Bana korktuğum şeyleri yaşatmamış, hak etmediğim şekilde davranmamış, ufak tefek tartışmalara rağmen saygıda kusur etmemiş biriyle bir ömür geçirdiğim için ne kadar mutlu olacağımı hesaplayamıyorum bile.

Son olarak, sırtıma hırkamı almış sallanan sandalyemde oturup dışarıda şakır şakır yağan yağmuru seyrederken, bir ömrün bu yağmur gibi geçtiğini; ama annem gibi bir anne, anneannem gibi bir anneanne olmanın verdiği huzur gibisi olmadığını düşüneceğim. Yani en azından öyle umuyorum ve içimde bütün bunların gerçek olacağına dair garip bir his var :)

Yaa, işte böyle.. İki saniye gördüğüm teyze beni ne hallere getirdi. Eve gelince zaten kendimi kâmil insan mertebesine erişmiş buldum. Siz nasıl bir ihtiyar olurdunuz durmayın da düşünün biraz; hep genç kalınmıyor böyle peeeehhhh :Ä

« Previous PageNext Page »